CLINTON VE KENNEDY'NİN ARKADAŞINDAN GENÇLERE 'İŞ BULMA' TAVSİYELERİ

-İşadamı Sahir Erozan Ankara'daki Atılım Üniversitesi'nde öğrencilere "liderlik" ve "iş bulma" deneyimlerini anlattı: 'İlk işimden beş dakikada kovuldum...'

ANKARA(ANKA) - ABD'de Clinton ve Kennedy ailesinin yakın çevresinde bulunan, Türk işadamı ve Bodrum'daki Maça Kızı Oteli'nin sahibi Sahir Erozan gençlerin eğitimleri sırasında iş bulma kaygısına kapılmamaları tavsiyesinde bulundu. İş hayatına başlar ve sürdürürken "Gerçekçi bir mücadeleciliğin" önemini vurgulayan Erozan, "Hiç kimse ne olacağını o kadar çabuk bulamıyor. Bu biraz zaman alıyor. Fazla kendinize baskı kurmayın. Sadece ne istediğinizi anlamaya çalışın. Ama bulamadığınız zamanda biraz daha bekleyin. Gelecek önünüze bir şekilde. Herkesin önüne bir yol geliyor" dedi.

Ankara'daki Atılım Üniversitesi'nde Öğretim Görevlisi Sevinç Engin tarafından verilen "Liderlik Teorileri ve Uygulamaları" dersi kapsamında düzenlenen "Liderlik Girişimcilik ve Başarı Tavsiyeleri" konulu dizi konferansların son konuğuİş Adamı Maçakızı Oteli sahibi Sahir Erozan oldu. Erozan zorlu geçen ancak başarıyla sonuçlanan girişimcilik öyküsünü gençlerle paylaştı ve onlara moral verdi.

Gençlere "Şu an neler düşündüğünüzü düşünebiliyorum. 'Ne olacak, bu nasıl bitecek, sonra nasıl iş bulacağım? Kariyerim ne olacak?' Tabii bunlar sizin yaşınızda büyük bir baskı yaratıyor bu dönemde" diye seslenen Erozan "Ben de aynı şeylerden geçtim. Bayağı zorlandım diyebilirim. Hiçbir zaman karar veremedim ne yapacağıma. Benden herkesin başka beklentileri vardı benden. Ailemde ben hariç herkesin Phd'si var. Ama hayat başka türlü yönlendirdi" dedi.

-"MATEMATİK, DÜŞÜNMENİZ İÇİN HIZ SAĞLAR"-

Erozan'ın gençlerle deneyimlerini paylaştığı, onlara moral aşılarken tavsiyelerde bulunduğu konferanstan soru ve kimi pasajlar şöyle:

"Ama okul hayatım benim için her zaman bir başlangıç noktasıydı. Girişimcilikle liderlikteki paralellikleri size anlatmaya çalışacağım. Üniversiteye giderken sizin gibi imtihanlara girdim. Benim zamanımda daha da zordu bu iş. Babam bir sürü mühendislik seçeneği koydu, mühendis olduğu için. Sonunda ben Teknik Üniversitede matematik mühendisliğine girdim. Tek iyi olduğum ders matematikti. Başka hiçbir derste o kadar başarılı değildim. Ama şu günkü halimde matematikten en uzak işi yapıyorum. Matematiğin verdiği ana başlangıç noktası var, düşünmeniz açısından her zaman her işte hız sağlıyor size. Üçüncü sınıfta Annemin isteği ile Amerika'ya gittim. Kötü bir devresiydi Türkiye'nin. Olaylar var. Okullar devamlı kapalıydı. Orada da tekrar üniversiteye başladım. Tabii bambaşka bir şey okumaya başladım. Orada işe girdim. İlk yaptığım işte okul kafeteryasında çalışmaktı. İlk başlangıç noktası çok önemli. İlk paranızı elinize alıp, kendi paranızla bir şey aldığınız zaman onun verdiği mutluluk başka bir şey. Çok heyecan verici bir duygu. O zaman yirmi yaşındaydım. Ondan beri hiç durmadım, hep çalıştım. Önce başkaları için çalıştım. Ama yirmi üç, yirmi dört yaşındayken de kendi işimi açmıştım. Yetmiş, seksen kişi çalışıyordu yanımda. Nasıl oldu? Hayatta her şey planlanarak olmuyor. Doktor olduğunuz zaman başka türlü bir yaklaşım var, hukukçu olduğunuz zaman başka türlü bir yaklaşım. Hukukçu olup başka işler yapan arkadaşlarım var. Ama ondan aldığı hazla o işlerinde başarılı olan insanlar var.

-"KAYGILANMAYIN..."-

Dolayısıyla şu an benim size önerebileceğim tek şey, kaygılanmayın. Hiç kimse ne olacağını o kadar çabuk bulamıyor. Bu biraz zaman alıyor. Fazla kendinize baskı kurmayın. Sadece ne istediğinizi anlamaya çalışın. Ama bulamadığınız zamanda biraz daha bekleyin. Gelecek önünüze bir şekilde. Herkesin önüne bir yol geliyor. Ama bugün konumuz olan liderlikte, o yolu sizin nasıl takip edeceğiniz, o yolda ne kadar benzininiz var size bağlı bir şey. Bazı insanlar hiç durmuyorlar, hayatları boyunca çalışıyorlar. Seksenine geliyorlar hiç durmuyorlar. Bazı insanlar da bambaşka bakıyorlar hayata. Zaman gösterecek, siz de göreceksiniz kendi yolunuzu. Benim ailemde tek ben girişimciyim. Annemden geçti daha doğrusu girişimcilik. Baba tarafımda herkes öğretim üyesi. Onlar,daha çok, öğretiyorlardı insanlara. Ben hayatta; daha çok sokakta öğrendim öğrendiklerimi. Önüme gelen fırsatları değerlendirmeye çalışarak. Burada nasıl böyle bir yol önünüze açılıyor? Herkesin kendi bünyesi ile alakalı. Ne kadar strese dayanabiliyorsunuz, ne kadar risk almaktan hoşlanıyorsunuz? Ne kadar değişik şeyleri deneyebiliyorsunuz? Bunu zaman çerçevesinde göreceksiniz.

-"HERŞEYİ KENDİM ÖĞRENMEK ZORUNDA KALDIM"-

Ben gidip büyük bir şirkette çalışıp bir takım yönetim sistemlerini öğrenmedim. Herşeyi kendi kendime öğrenmek zorunda kaldım. Kendi patronumdum yirmi üç yaşındayken. Zor bir şey. Birçok şeyi bilmiyorsunuz ve yanlış yöntemlerle de sonuca ulaşabiliyorsunuz bazen. O da sizinle çalışanlar arasında bir sorun oluşturuyor. O zamanlar kimseyi dinlemiyordum, yirmi üç yaşındaydım. Ben ne diyorsam o oluyordu. Şimdi gelip toplantılarda görseniz ben en az konuşan oluyorum. Çünkü bu uzun bir süreç. O süre zarfında önemli olan her şeyi öğrenerek, yaptığınız hataları tekrarlamamanız. Ben de onu yapmaya çalışıyorum. Herkes hata yapıyor hayatta. Benim başlangıcım böyle oldu. Geçen sefer iş hayatımda daha çok şey anlatmıştım. Birazda liderlik, kimlerle tanıştım, kimleri gördüm, neler öğrendiğimi anlatayım size. Çok küçük yaşta iş hayatına başlayınca değişik bir yapınız oluyor. Ben kendi bildiklerimin en iyi olduğunu düşünüyordum. Yirmi beş yaşındayken dünyayı ben yarattım zannediyordum. Öyle olmuyor. Bir müddet sonra insanlar edindikleri tecrübelerle hayatın o kadar kolay olmadığını görüyorlar. Ben de herkes gibi uğraştım, çabaladım. Bazı işlerde başarılı oldum, bazı işlerde başarısız oldum. Bu hayatın bir parçası. O arada zaman çerçevesinde çalışanlarımın sayısı arttı. Bir takım şeyler gerçekleşti. Bir takım insanlar benden ayrıldı, benimle rekabete girişti. Bu da işin bir parçası. Ben onlara yeteri kadar sevgi ve özen göstermemişim ki böyle şeylerde geçti başımdan. Mesela şu anki hayatımda işyerimizde ortalama sekiz dokuz senedir çalışanlarımız var. Başka bir yere gitmiyorlar bu kadar rekabetin içinde. Bu tabi yaşlanarak insanları daha çok dinlemem ve onlara önem vermemden kaynaklanıyor. İlk zamanlar hiç öyle değildim. Hep ben ne dersem o olacak kafasındaydım.

-"LİDERLİKTE AZ VE ÖZ KONUŞMAK ÖNEMLİ"-

Bir de bana hayatta konuşma tecrübesini politika öğretti. Hayatımda ilk girdiğim politika yarışı 1991'de oldu. Şansa da bir kişiye oynadım, Cumhurbaşkanı oldu. Büyük bir şanstı o girişimim. Bu sayede büyük bir politikacı çevrem oldu. İnsanlardan öğrendiğim şey, az ve öz konuşmak. Bu liderliğin en önemli konusu. İstemediğiniz sözleri fazla kullanmamanız gerekiyor. En az sözle en çok mesajı verebilmeniz gerekiyor. Ve bir takım noktaları boşta bırakmanız gerekiyor. Hislerinizle konuştuğunuz zaman bir şekilde karşınızda aynı sözleri buluyorsunuz. Liderliğin en önemli özelliği bildiğiniz bir konuda başkalarını yönlendirmeniz. Eğer siz o konuyu kavramamışsanız, bilmiyorsanız tabii ki bu hiçbir zaman doğru olmayacaktır. Liderlikteki en önemli konu liderlik yapacağınız konuda bilgi sahibi olmak. Bu tecrübe ve zamanla gelen bir şey. Ben bugün bunu konuşuyorum ama benim bildiğim tek konu otelcilik. Ben başka bir iş yapmadım. Restoran, otel işinin dışında çok az şey yaptım hayatımda. Ben liderlik yapacaksam ancak bu işte yapabilirim. Siz yarın öbür gün gelip araba fabrikasını yönet deseniz bir noktada takılacağım. Hiç bilmediğim bir konu.

-"BODRUM'DA SAHİL YOLUNUN YANINDA KEÇİLER OTLARDI"-

-Otel işine nasıl girdiniz?

-Ben 17 yaşındayken Amerika'ya gitmeden önce, Annem Bodrum'da 16 odalı, küçük bir otel işletiyordu.

Çoğunuz Bodrum'u görmüşsünüzdür, en azından resimlerini. Bodrum şu an yazları 1 buçuk milyon kişiye ulaşan şehir oldu. Bu dediğim zamanda bütün nüfus 4 bin kişiydi. Deniz kıyısında bir tane yol vardı. Denizin kenarında evler. Arkasında koyunlar, keçiler otluyordu. Öyle bir yerdi Bodrum annem açtığı zaman. O zaman hissettim otel işine kabiliyetim olduğunu. Orada bar vardı çalışıyordum, müşterilerle konuşuyordum. Kendi kendime öğrendim, çok basit bir yerdi. Annem de öyle kendi kendine öğrendi. Tabi Amerika'ya gidince ilk başvurduğum iş Hilton Oteli'ydi. Hiç unutmuyorum, bir şekilde danışmanımı kandırdım.

Türkiye'de de çok büyük bir krizden geçiyorduk. Dolar iki misline fırlamıştı. Ailemden gelen para yetmiyordu. O zaman Amerika'nın iyi zamanlarıydı. Washington köy gibi bir yerdi. Herkes birbirine iyi davranıyordu. Amerika'ya göçmen olarak gelenlerle hiçbir sorun olmuyordu. Çok güzel günleriydi Amerika'nın. Göçmen ofisine gittim, 40 saat haftada çalışma izni verdiler. Şaşırdım. Hemen danışmanıma gittim. 'iş bulmak istiyorum' dedim. 'Peki' dedi, Hilton'a yolladı beni. Washington'un büyük bir oteli. Bayağı şişman Havaili olan biri karşımda, Dedi, 'ne iş yapıyorsun?' 'Benim ailemin oteli var'. dedim. 'Nasıl bir otel?', Attım hemen, '400 odalı' Dedim. Uzun zamandır bu işte olduğumu ve her şeyi yaptığımı anlattım. Adam baktı suratıma, havuzun kenarında bir garsonluk işi var, yapabilir misin? Ben 'tabii tabii' dedim. Müdüre yolladı beni. Tanıttım kendimi. Sevecen bir çocuktu. Çocuklar o zaman cep telefonu yok, bilgisayar yok. Hiçbir şey yok. Orası bin kişinin geldiği bir otel. Öğlen vakti bir anda herkes yemeğe geliyor. İlk masamı verdiler bana. Gittim, biri şarap söyledi, biri su söyledi. Bir tanesi martini dedi. Ama İngilizcem 150 kelime falan. Daha yeni gelmişim Amerika'ya. Beş dakika sonra kovuldum işten. Ama işte hayat böyle oluyor. O gün ben çok üzüldüm, zorlandım ama bir şekilde o kapıdan çıkıp, başka kapıdan girdim. İki sene sonra Washington'un en pahalı restoranlarında çalışıyordum. Barmenlik yapıyordum, şarap uzmanlığı yapıyordum. Onların okuluna gittim. Hayat böyle gelişiyor. Bir şekilde kendi yolumu buldum. İlk işimden beş dakika falan sürdü atılmak. Ama bir şekilde bir yerden girmeniz lazım. Hayatta başınıza gelecek böyle şeyler. Bir işe gireceksiniz, ya saf kalacaksınız, ya işteki beklenti sizin verebileceğinizden daha yüksek olacak. İşten atılmak o kadar kötü bir şey değil. Ben çok yaşadım. Sizi hiçbir zaman yıldırmasın. Çıktığınız kapı gibi bir sürü kapı var. Başka bir kapıdan girip tekrar kendinizi güçlendirip o işte başarılı olabilirsiniz. Benim işle ilgili hayatım böyle başladı.

-"ÜÇ AYDA BİRKAÇ MİLYON DOLAR KAYBETTİM"-

-Paranızı hiç batırdınız mı?

-Tabii. Dünyada para batırmadan iş yapan kaç kişi vardır bilmiyorum. Kendi yaptığım işlerde de battım. Yanlış düşündüm, yanlış işler yaptım. Mesela en son Türkiye'ye gelmeden önce tam manasıyla, dedim artık o meşhur olan restoranı yapamayacağım. Binada benimdi. Binada kendime daire yaptım. Aşağıda bistro gibi bir şey yapayım dedim. Ben orada durmadan, iş kendini yürütsün. Nasıl düşündüysem onu. En hızlı kaybettiğim paraydı. Üç ayda filan birkaç milyon dolar kaybettim. Ve restoranı sattım üç ay içinde. Çünkü hata yapmıştım. Bilmediğim bir işi yaptım. Biliyorsunuz benim yaptığım işin içinde bile bir sürü değişik biçimleri var. Ben hiçbir zaman fastfood işi yapmadım. Ucuz bir restoran işi yapmadım. Onun rakamlarını, özelliklerini o kadar iyi bilmiyorum. Dolayısıyla oradaki hata oydu. Bistro yapmaya çalıştım. Ucuz fiyatlarla. Tabii benim çalıştırdığım kişilerin fiyatları pahalı, restoran tıklım tıklım doluydu. Ben her hafta buradan para gönderiyordum. Hesapları ödeyebilmek için. Hemen bıraktım o işi. Sattım zararına. İşte o da hayatın bir parçası. Bir şeyleri yanlış yapmadıkça doğruyu bulmak o kadar kolay olmuyor. Size politika hayatında liderlikten neler gördüm onu anlatayım. Liderlik deyince her zaman Cumhurbaşkanı, Başbakanı düşünmemek gerekiyor. Bir şirketi yöneten de lider. On kişiyi de yönetebilirsiniz, seksen milyon kişiyi de. Bir liderlik her zaman bütün ülkeyi yönetmek değil. Her şeyin kendine göre büyüklüğü var. Benim en fazla öğrendiğim kendi işimle ilgili olarak, politikadan aldığım liderlik örnekleriydi. Bilhassa Bill Clinton'dan. Senatör John Kennedy de çok iyi arkadaşımdı.

-"KİMSENİN HAYATINDA HERŞEY HER GÜN HARİKA OLMUYOR"-

Liderlikte en önemli şey, başkalarına karşı, saygı duymayı öğrenmek. İlk başlangıçta ilk öğreneceğiniz şeyin o olması lazım. Çünkü başkalarına saygı duymadığınız zaman siz de hiçbir zaman onlardan saygı görmezsiniz. Zaten o başlamadan biten bir liderlik olacak. Liderliğin en önemli unsuru, başkalarının sizi sevmesi ve sayması. O olmadığı zaman hiçbir şey doğru gitmiyor. Hayatınızın ilk beş senesinde başkaları sizin üstünüzde olacak hep. Ondan sonra yavaş yavaş bu değişmeye başlayacak. Elinize bir takım sorumluluklar verilecek. Altınızda iki kişi olacak. Beş kişi olacak, on kişi olacak, yüz kişi olacak. Hayat böyle devamlı değişecek. Hiçbir zaman şunu unutmayın. Kendinize ne yapılmasını istiyorsanız başkalarına onu yapacaksınız. Liderliğin bu en önemli koşulu. Ondan sonrası da sizin başarınıza ve işinizi ne kadar sevdiğinize kalmış bir şey. Benim politikada tek öğrendiğim şey, bazen yalan bile söyleseler politikacılar, bir şekilde o konuşmayı devam ettirebiliyorlar.

Benim size söyleyebileceklerim daha çok benim hayatımla alakalı. Çalışırsanız her şey oluyor. Hiçbir zaman durmayın. İşimde para da kaybettim, işten de atıldım. Hepsi geçti başımdan. Bir kere de olmadı bunlar, birkaç kere oldu. Kimsenin hayatında her şey, her gün harika olmuyor. Hep kıpkırmızı olmuyor her şey. Bazı günler de zor günler oluyor. Onlara da alıştırmanız lazım kendinizi. Hep yerden kalkıp yolunuza devam etmeniz lazım.

-Ortağınız var mı?

-Başlangıçta hep tek başımaydım. Şimdi büyük bir grupla ortaklık yapıyorum. Ama çok seneler sonra oldu. İlk başlarda pek ortaklık yapamıyordum. O da liderliğin bir parçası. Ortaklarla çalışabilmek için bir süreç gerekiyor. Ben fazla kendime hastım. Yaşlandıkça, tecrübe edindikçe insan başkalarıyla daha rahat çalışabiliyor.

-Ortak olmaya mecburiyetten mi karar verdiniz?

-Yok, mecburluktan değil de, ortaklık bazen parasal sebeplerden oluyor, bazen büyüme sebebinden oluyor, bazen de hayatta bir ortağa ihtiyacınız oluyor. Bu üç neden ortak olma kararımda etkili oldu. Benim ki gibi bir işte çok uzun sürede paranızı geri alabiliyorsunuz. Devamlı yatırım gerektiriyor. Bir miktar hisse sattığınız zaman para kazanabiliyorsunuz. Yoksa hayat devamlı yatırımla geçiyor. Bu da hayatın bir parçası. Her şey dışarıdan göründüğü kadar kolay değil.

-Yanlış bir karar almaktan korkar mısınız?

-Hayır. Çünkü korkarak karar alınmıyor. Birkaç kişiye danışarak işimi yapıyorum. Hiçbir zaman kimseye danışmadan karar almam. Karar aldığım zamanda korkmam. Çünkü eğer yanlışsa, yanlış olduğunu göreceğim, düzelteceğim diye bakarım. Yoksa korktuğunuz zaman hiçbir karar alamazsınız.

-Çalışanlarınızla ilişkileriniz nasıl? Nasıl çalışıyorsunuz?

-İlk yaşlarımda çalışanlarımla aynı yaşlardaydım. Benden bir yaş, iki yaş küçüktüler. O çağlarda ilişki biraz daha zor oluyor. Onlar da benim fikirlerimi fazla desteklemiyorlar. Benden daha iyi bildiklerini düşünüyorlar. Tabii yaşlarımızın çok yakın olmasından da kaynaklanıyor. Ama belirli bir tecrübeye eriştiğiniz zaman başkaları da o tecrübenize bakaraktan sizi değerlendirdiği zaman, ondan sonra geriye dönmüyorsunuz. Bu yaştan sonra benim için çok daha kolay. Benim yaşımda, benim yanımda çalışan çok insan var, onlar benimle kavga ediyorlar devamlı. Ama gençler beni dinliyorlar genellikle. Ben artık kendi fikirlerimi en öne sokmuyorum. Dinliyorum. Çünkü işimin bir şekilde kendi başına kendini götürebilmesi lazım. Ben bugün varım, yarın yokum. On sene sonra var mıyım, yok muyum? Artık belli bir yaşa geldikten sonra insan ona kendi bebeği gibi bakıyor. Orasının benim arkamdan da yaşaması lazım. Dolayısıyla çalışanların kendi kararlarını verebilecek duruma gelmesi önemli. En çok bu durumu önemsiyorum .

50 bin, 60 bin çalışan şirketler var Türkiye'de. Bunlar bir kişi ile yönetilmiyor. Muhtemelen çoğu patronunu tanımıyor. Hiçbir zaman elini bile sıkmamıştır. Herkesin grupsal olarak liderlikleri var. Bir şirket öyle yönetiliyor. Ben de kendi çapımda, kendi şirketimde onu yapmaya çalışıyorum.

-"GREEN KARTIM VE 1 DOLARIM YOKKEN 450 BİN DOLAR BORÇLA İŞYERİ AÇTIM"-

-Girişimcilik hikâyenizden başka ayrıntılar neler?

-İlk açtığım yerde beş kuruş param yoktu cebimde. Garsonluk yapıyordum bir restoranda. Ama böyle gittikçe benim etrafımdaki çember daralıyordu. Çünkü okula gidemiyordum. Bir türlü mezun olamıyordum. Çok iyi restoranlarda çalışıyordum, para yapıyordum. Ama o parayı da gidip harcıyordum. Hiçbir birikimim yoktu. O sene babam ölmüştü, biraz duygusal durumdayım. Karar mekanizmasında üstümde kimse kalmamıştı O zamanlar bütün arkadaşlarımızla gittiğimiz bir bar vardı. Burası battı bir şekilde. Adam da tanıyordu beni. Geçiyordum ordan, gel bir kahve içelim dedi. Konuşmaya başladık. Yine ben iş hayatındaki beyaz yalanlardan başladım. 'Ben bir para bulabilirim ailemden. Burası ne kadar güzel bir yer, başlatalım tekrar. Ben bir şeyler yaparım' dedim.. Adam anlatmaya başladı. Ben bir baktım, büyük borçları var. Vergi dairesine var, devlet bankasına var. Bankalara var. Her taraf borç. Hesap ettim bayağı büyük para. O zamanın parası ile 450 bin dolar. Sene 1985. 450 bin dolara o zaman Washington'da koskocaman bir şato alırdınız. Benim cebimde bir dolar yok. Ben o zamanda daha green kartımı alamamışım. Türkiye'ye de gelemiyorum. Okulda kredilerim tamam değil, askerliğimi yapmamışım. Gittim bunlarla konuşa konuşa bütün izinleri aldım. Herkesle pazarlık ettim, vergi dairesi ile. O zaman da kâğıdım yok. Ama o zamanlar Amerika'da kimse bir şey sormuyordu. Bütün izinleri üstüme geçirdim. Borçla aldım orayı, o 450 bin dolarla. İlk işimi öyle yaptım. Cebimde hiç para olmadan. On gün sonra tıklım tıklım oldu. Ondan sonra da böyle devam etti.

-ŞANS VE FIRSAT FAKTÖRÜ-

-Amerika'ya gitmeseydiniz yine aynı başarıyı sağlar mıydınız?

-Hayat kendi kontrolünüzde olan bir şey değil. Yaşamdan da bahsediyorum. Benim zavallı annem çok kuvvetli bir kadındı. Şimdi çok kötü bir rahatsızlık geçiriyor. Parkinson ve hiçbir şeyini kontrol edemiyor. Ne yürüyebiliyor, ne konuşabiliyor. Bu hayatın sıhhatle ilgili kısmı. Kiminle evlendiğiniz, hangi işe başladığınız da önemli. Çünkü hayat önünüze getiriyor bu fırsatları. Bunların hepsinde şans denen bir şey var. Tamam, şansınızı siz biraz kontrol ediyorsunuz. Çok şanssız olan benim bir sürü arkadaşım var. İş hayatında hakikaten şanssızlığa uğradılar. Tam işe yatırım yapıyor, Türkiye'nin ekonomisi çöküyor. Her şeyle birlikte ailesinin malvarlığı çöküyor. Bunlar hep olağan şeyler. Benim şansıma Amerika tam böyle tırmanmakta olan bir ülkeydi. Washington daha köy gibi bir yerdi. Daha kimseler yoktu. Ne rekabet vardı, ne bir şey vardı. Şimdi binlerce restoran var orada. Şu an Amerika'ya gitsem tabii ki aynı başarıyı sağlayamazdım. Aynı şeyler Türkiye içinde geçerli. Ben Bodrum'a geldiğimde hiçbir şey yoktu. Birdenbire orası patladı. Ben yine orada şanslıydım. Yükselişinde yakalayıp onu kullandım. Ama bunlar benim başardığım işler değil. Hayatın bir parçası. Tam tersine de olabilirdi. Hepinize başarılar diliyorum hayatınızda." (ANKA)

(HM/ORH)

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler