Sedef Ecer: Fransız Tiyatrosunda Artık O da Var

Oyun yazarı, senarist ve oyuncu Sedef Ecer'in ismi Fransız tiyatro dünyasında giderek büyüyor. Babası Yeşilçam'da yapımcı olduğu için Türkiye'nin bütün büyük sinema oyuncularının kucağında büyüyen Sedef Ecer, televizyon filmlerinden, tiyatro oyunlarına kadar Fransa'da 20'den fazla oyunda rol aldı

Sedef Ecer: Fransız Tiyatrosunda Artık O da Var

Oyun yazarı, senarist ve oyuncu Sedef Ecer'in ismi Fransız tiyatro dünyasında giderek büyüyor. Babası Yeşilçam'da yapımcı olduğu için Türkiye'nin bütün büyük sinema oyuncularının kucağında büyüyen Sedef Ecer, televizyon filmlerinden, tiyatro oyunlarına kadar Fransa'da 20'den fazla oyunda rol aldı. Önce Türkçe, 2008 yılından itibaren ise Fransızca olarak yazmaya devam etti. Seda Sayan Fransızca oynadığı bir sahnenin de yer aldığı "A la peripheri" oyunu ile ilk büyük başarısını elde etti. Ardından, "Lady First", "E-passeur", "Le Peuple arrive" ve "Comme chez soi" adlı oyunları ile başarısı sürdü. Fransa'nın dev 'Avignon Tiyatro Festivali'nin resmi bölümünde yer aldı. Eserleri 6 dile çevrildi, okullarda Fransızca ders programına girdi. Yönetmen olarak da sahneye koyduğu ve 3 göçmen kadının hikayesini anlatan "E-passeur" adlı oyunu ise bu yıl 9 Mart'ta Dünya Kadınlar Günü onuruna Paris'te sahnelenecek. "Oyunlarımda hep kadınları, üstelik kurban olsalar da güçlü kalan ve bir şekilde mutlaka ayağa kalkan kadınları anlatıyorum" diyen Sedef Ecer ile Paris'teki evinde görüştük.

VOA: Tiyatro ile nasıl tanıştınız? Neden tiyatro?

Sedef Ecer: Benim tiyatro hikayemi kısa anlatmak zor. Çünkü çocukluğumdan, 3 yaşımdan beri, tiyatro ve sinema sahnelerindeyim. O günün o muhteşem insanlarının kucağında büyüdüm. Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Türkan Şoray, Fatma Girik, Yılmaz Güney, Ayhan Işık, hepsiyle fotoğraflarım var. Hepsi benim çocukluk hayal gücümü çok etkilemiş insanlar. O yüzden ergenlik döneminde benim gerçek hayatla ilişki kurmam oldukça zor oldu. Gerçek dünyayı hikaye anlatan insanlar zannettim uzun bir süre. Annem ve babam 3-11 yaş arası beni sahneye atmış. Ben çocuklarıma yapmazdım ama onlar bunu yapmakla herhalde iyi etmişler. Çünkü çok renkli bir dünyanın içinde büyüdüm. O yüzden de hikaye anlatmayı hiç bırakmadım diyebililrim.

VOA: Sedef Ecer ismi giderek Fransa'da daha fazla duyulmaya başladı. Nasıl bir mücadele, nasıl bir meslek çizgisi izlediniz?

Sedef Ecer: Son 12-13 yıldır Fransızca oyun yazıyorum. Bazılarını kendim sahneye koyuyorum. Ama genelde Fransa'da ve 6 dilde tercüme edildiği için ülke içinde ve dışında 30 yönetmen benim oyunlarımı sahneye koydular.

Onun dışında da beni çok mutlu eden bir şey var. Seyirciyle buluşmanın ötesinde bir güzellik. Bazı oyunlarım, okullarda Fransızca dersi programına girdi. Birçok okulda atölye çalışmalarına katılıyorum, gençlerle buluşuyorum. Üniversitelerde tez olarak incelendiler. Gidip orada sizin oyununuzu didik didik etmiş öğrenci ve öğretmenlerle oyunlarımı tartışmak benim için çok büyük bir zevk. Oyunun oynandığı mekanlar içinde de Devlet sahneleri, Fransa'nın büyük tiyatro festivali Avignon'da resmi bölümde büyük sahnelerde gösterildi, radyo prodüksüyonu oldu. Ama küçük sahnelerde, ufacık bir hangarda, amatör topluluklar tarafından bir apartman dairesinde de oynandığı oluyor. Bu da çok büyük bir keyif. En son 'Kamusal Alanda Dans' adlı bir oyun yazdım. Beaumarchais Ödülü'nü aldı. Dansçılarla ilk defa çalıştım o da çok güzel bir tecrübeydi. Çok farklı stillerde yazıyorum ama genelde bütün oyunların ortak noktası çok fazla kadın hikayesi olması ve mizah. Konularım ağır ama işleyiş biçimim matrak galiba...

VOA: Kadın olarak, Türk kadını olarak, yabancı bir kadın olarak Fransa'da nasıl bir mücadele verdiniz, nasıl başardınız?

Sedef Ecer: Başarı göreceli bir kavram. Başarılmış işler var, bir o kadar da çöpe atılan işler var. O yüzden çalışmak, çalışmak ve çalışmak. Ben hiç öyle ilhamla tepeden hiçbir şeyin indiğine inanmıyorum. Metnin yazılması, prodüksüyonu, sahneye konulması, hepsi yıllar alan, zorlu süreçler...

VOA: Kadın olarak ayrımcılığa uğradınız mı?

Sedef Ecer: Zannetmiyorum. Çünkü ben kadın da olsam kendimi empoze etmeyi bildim. Hiçbir zaman cazibe ilişkisine girmedim, alt-üst ilişkisine girmedim. Direk olarak yaptığım işle geldim. Ama ben aynı zamanda şanslı bir ortamda olduğum için belki de. Benim şansım bizim kültürel çevrede kadınların biraz daha kolay kabul edilmesi oldu belki de.

Yabancı kadın olmak deyince, iki ayrımcılık üst üste binmiş oluyor. Orada da benim diğer kültüre ait olan tarafımı harmanlayıp Fransızca olarak sunmam ve kendi Fransızcamla, kendime has bir dil yaratmış olmamda da pozitif tarafını görüyorum. Reddedildiğim bir sürü festival var, tiyatro var, belki oralarda işin içine ayrımcılık girmiştir. Benim seçici bir hafızam var ve güzel şeyleri hatırlamak istiyorum hep. O yüzden 'çok büyük savaşlar verdim' demek istemiyorum. Bizim işimiz duygularla yapılan güzel bir iş.

VOA: Oyunlarınızdaki kadın karakterlerini nasıl seçiyorsunuz?

Sedef Ecer: Benim bütün oyunlarımda kadın karakterler hep öndedir. Kurban kadın karakterler pek koymam. Kadınlar kurban olsalar da güçlüdür ve muhakkak ayağa kalkarlar bir şekilde. Bazen de aksine cellat kadın karakterleri de koyarım. Onda da ayrımcılık yok. Çünkü kötü insanların arasında da erkek kadar kadın da var. Benim oyunlarım erkeklerin kadınları ezdiği oyunlar değil.

VOA: E-passeur oyununuz 8 Mart onuruna Paris'te önemli bir tiyatroda oynanacak. Yine kadınlar hatta göçmen kadınları anlatıyorsunuz…

Sedef Ecer: E-Passeur adlı oyunumda 3 göçmen kadından söz ettim. Biri Guatemala'dan San Francisco'ya, öbürü Vietnam'dan Paris'e, diğeri de Suriye'den Londra'ya göçen 3 kadın. Birisi ebe, öbürü kuaför, Suriyeli kadın ise arkeolog, onu da kurban kadın olarak göstermek istemedim. Ama üçü de elleriyle çalışan somut işler yapan kadınlar. Bizim gibi bilgisayar başında hayal kuran kadınlar değil yani. Oyun bir doğum sahnesiyle bitiyor ve üç kadın bir trende karşılaşıyor. Ben 2011 yılından bu yana göçmen kadınlar üzerinde çalışıyorum. İki oyun çıktı bu çalışmalardan. Göçmen kadınlar, kamusal alanda hareket eden göçen, kaçan, koşan, mücadele eden kadın bedeni benim için çok önemliydi ve çok da şiirseldi. Ve tabi mizah. Kadınların somut tarafı. Bizler hani çok büyük olayların içinden geçen, bebeğine süt veren ve pazarda domates seçen insanlarız. Komik bir sürü unsur var. Bir de tabii somut ve gülünç tarafını da koymak istedim.

VOA: Fransa'da bir kadın olarak işler daha mı kolay?

Sedef Ecer: Fransa'da kadınların hayatı daha kolay, Türkiye'de Suriye'de daha zor demek yanlış bir genelleme olur. Çünkü Türkiye'de de çok rahat yaşayan kadınlar var. Ama kültürel bir referans verecek olursak, Fransız kültüründe kadının yeri her zaman olmuş ve sözü her zaman dinlenmiş. Ama tabii ki Fransa'da da kadın yüzde 30 daha az maaş alıyor. Kültür sektöründe büyük tiyatroları yönetenlerin çoğu erkek, büyük orkestra şeflerinin, yönetmenlerin çoğu erkek. Onun için şu anda Fransa'da bir hareket var. Fransa'da da kadının durumu çok parlak değil. Ama ne olursa olsun Türkiye gibi ataerkil toplumlara oranla Fransız kültürünün içine işlemiş bir 'kadın yeri' söz konusu.

VOA: Ünlü oyuncu Catherine Deneuve ile feminist kadınlar arasındaki "flört/taciz" tartışmasını nasıl izlediniz?

Sedef Ecer: Taciz konusunda dillerin çözülmesi çok iyi oldu. Tacize uğramayan kadın olmadığını gördük. Yüzde yüz neredeyse. Özellikle bizim meslekte ne kadar yüksek olduğunu gördük. Bu konuda Fransa'da yaşanan tartışmalar çok ilginçti. Kadınların "domuzunu ifşa et" gibi agresif bir şekilde tartışmayı başlatması, sosyal medyanın mahkemeye dönüşmesi, küçük bir oranda da olsa iftiralar da oldu. Bir de 'gayet normal bir cazibe ilişkisine izin yok mu, ufacık bir espri yapamayacak mıyım, birlikte asansöre binemeyecek miyim?' gibi sorular yükseldi. Catherine Deneuve gibi bir isim de karşı taraftan sesini yükseltince, ses getirdi. Fransızların, kadın erkek arasında müthiş bir cazibe geleneği vardır, 'bunu kayıp mı ediyoruz?' endişesi ortaya çıktı. Ama herşey zamanla yerine oturacaktır. Çünkü artık bazı erkekler de istedikleri gibi davaranamayacaklarını, kadınları bir obje gibi göremeyeceklerini fark etti. Uzun vadede böyle şeylerin faydası oluyor.

VOA: Sizce 8 Mart'ın anlamı ne?

Sedef Ecer: Pek çok yere davet edildim ama provalar nedeniyle katılamayacağım. Ama 8 Mart önemli bir gün. Türkiye'de kadınlar sokağa çıkacaktır. Elbette ticari bir gün değil, kadına gül ve pırlanta alma günü değil. İnsanların, özellikle emekçi kadınların seslerinin duyurduğu, hele de sokağa çıkılamayan ülkelerde kadınların seslerini duyurduğu, senede bir gün. Kadınların üzerine su sıkılırsa televizyonda kötü görünüyor, fotojenik olmuyor, o yüzden de o gün kadınların polis baskısı olmadan çıktıkları tek gün. Benim için prova günü olacak ama ben ertesi gün kadınlar günü onuruna oynanacak oyunumun provasında olacağım.

VOA: Gelecekteki projeler neler?

Sedef Ecer: Gelecek projeler yine kadın öyküleri. Bir tanesi Yeşilçam, Fransızca olarak. Büyük bir Türk aktristin son günlerini anlatıyor. Bir diğer oyunum da saçlar üzerine. Mitolojideki Medusa efsanesinde olduğu gibi bir genç kızın saçlarını kesiyorlar. Bu saçlar peruk oluyor. Ve birçok kadın bu peruğu kullanıyor. Bir tanesi kanser olduğu için, bir tanesi yahudi olduğu için, bir tanesi türbanlı olduğu için, bir başkası oyuncu, bir başkası trans-seksüel olduğu için bu peruğu kullanıyor. Ben de bu peruğun yolculuğunu anlatmak istiyorum.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Diğer Haberler