HABER

Sağlıkla ilgili yanlış bildiklerimiz

Kitabın yazarı Werner Bartens 1966 doğumlu bir tıp doktoru, tarihçi, gazeteci ve yazar. Gießen, Freiburg, Montpellier ve Washington D.C. üniversitelerinde tıp, tarih ve Alman filolojisi okuyan Bartens tıp doktorası tezini “Erken Kalp Krizinin Genetik Temelleri” üzerine verdi. Bilimsel gazetecilik alanında birçok kez ödüllendirilen Bartens, saygın Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung’un tıp ve bilim editörüdür. Bartens kitabındaki tavsiyeleri saygın tıp dergilerinde yayımlanmış araştırmalara dayandırıyor. İşte Mustafa Kalemci'nin çizimleri sağlıkta bilmediklerimiz.


Önce iyi haberden başlayalım: Olumlu düşüncelerin gücü ağrıları bir doz morfin kadar düşürebilir. Şimdi de kötü haber: İnsan kendisini şiddetli ağrılara hazırlarsa (örneğin diş doktoru randevusu öncesinde), vücudun hazırlıksız yakalanmasına kıyasla, ağrıları daha da şiddetli hisseder.


İyi ki öyle değil! Özellikle küçük yaşta ağır alerji rahatsızlıkları gösteren çocuklar, yaşları ilerledikçe, alerjiye sebebiyet veren maddelere genellikle hiç tepki vermezler ya da en azından daha zayıf tepkiler gösterirler.


Alkolün sübjektif olarak –en azından kısa süreliğine– sıcaklık veren bir etkisi olduğu inkâr edilemez. Birkaç bardak içkiden sonra çoğu insan hoş bir sıcaklık hisseder ve yüzü kızarır. Ancak işte tam da bu olgu, alkolün soğukta uzun süreli sıcaklık veren bir etkisinin olmamasının nedenidir. Kızaran yanaklar ve kısa süreliğine sıcaklık basmalarının sebebi, alkol nedeniyle deri yüzeyinin altındaki küçük damarların genişlemesidir aslında. Bu mekanizma, vücudun normalden daha da çabuk ısı kaybetmesine neden olur.


En önemli tavsiye hâlâ “back to sleep” yönünde. İngilizce bu kelime oyunu hem “sırtüstü yatırmayı” hem de “tekrar yatırmayı” ifade ediyor ve anne babalara ani bebek ölümü riskinden kaçınmanın yolunu göstermeyi hedeşiyor: Anne babalar bebeklerini birinci yaşına kadar dümdüz sırtüstü yatırmalı.


Birçok insan bu tedavi yöntemine inanıp uygulasa da, bu tedavinin etkili olduğuna dair hiçbir bilimsel kanıt yoktur. “Bach çiçek terapisi” Doktor Edward Bach (1886-1936) tarafından geliştirildi. Tedavinin prensibi, fiziksel hastalıkları ve psikolojik bozuklukları belirli bitki karışımlarıyla tedavi etmektir. Bach, farklı psikolojik kişilik tipleri belirlemiş ve bunları çeşitli ruh hallerinden yola çıkarak kategorize etmiş. Böylece Bach’ın teorisine göre, belirli rahatsızlıklara neden olan 38 negatif ruh hali (örneğin, nefret, bencillik ya da hırs) var ve bunlar 38 çiçek özüyle tedavi edilmeli.


Kılı kırk yaran denetçiler 2005 ilkbaharında fast-food restoranlarından ve süpermarketlerden toplam 19 hamburger incelediler ve test sonuçları hayret verici şekilde olumlu çıktı. Köfteli ekmeklerin sekizi “iyi” olarak sınıflandırıldı, on tanesi “orta” ve sadece biri “yeterli” notu aldı. Hamburgerin, her gün yenmediği ya da bir oturuşta birkaç tane birden tüketilmediği sürece, “düzgün bir ürün olduğunu, her halükarda kötü bir gıda olmadığını” vurguluyor, Stiftung Warentest’ten Birgit Rehlender.


Chicago’da Northwestern Üniversitesi’nden tıp uzmanları büyük bir araştırmada, yaklaşık 500 siyahi erkek ile yaklaşık 700 beyaz erkeğin hormon konsantrasyonunu incelediler. Araştırmacılar, bu önyargının doğrulanamadığını ve siyahi erkeklerin testosteron değerlerinin sadece çok ufak bir farkla beyaz erkeklerin değerlerinin üzerinde olduğunu saptadılar.


Bunun arkasındaki düşünce, bitkilerin ışıkta enerji üretimi için fotosentez yapmaları, yani karbondioksit tüketip oksijen üretmeleridir. Karanlıkta ise tam tersi yaşanır: Bitkiler havadaki oksijeni kullanır ve çevreye karbondioksit yayarlar. Kimse hastaları, oksijen azalmasıyla el ele giden bu tür bir hava kirliliğine maruz bırakmak istemez.


Araştırmacılar, 1975 ile 1999 yılları arasında sağlık durumları, diyet hedefleri ve kiloları hakkında bilgi alınan 3000 Finlinin verilerini incelediler. Uzun vadede, kilo vermek isteyen şişman insanların, kilolarını umursamayan şişmanlara kıyasla daha büyük ölüm riski taşıdıkları görüldü. Hatta kilo verme amacı olmayanlardan oluşan grupta bile, kilo verenler daha büyük risk taşıyorlardı. Bilimciler, araştırmaya dahil olan ve kiloları hastalık nedeniyle değişen kişileri incelemedikleri için, kilo vermenin sağlık açısından etkilerinin çok yönlü olduğu ve vücudun diyet sırasında da zarar görebileceği sonucuna vardılar.


Bu düşünce bir yandan doğru, çünkü emzik dişlerin gelişimini olumsuz etkiler ve çocukların orta kulak iltihabı geçirmeye yatkınlığını 1,2 ila 2 kat yükseltir. Ayrıca çocukların anne memesini kabul etmeme olasılığını da arttırır. Ama emziğin fayda-zarar değerlendirmesinde daha belirleyici olan faktör, anlaşılan o ki emzik kullanımının küçük bebeklerin ani bebek ölümü sendromundan hayatlarını kaybetme tehlikesini önemli derecede azaltmasıdır.


Bu eğitim amacı güden bir sözdür. Gözleri çarpıtarak şaşı bakmak ya da yorganın altında kitap okumak nasıl ki gözlere zarar vermiyorsa, televizyon seyretmek de gözler için bir risk taşımaz. Uygun olmayan ışıkta ya da çok yakın mesafeden televizyon seyretmek bile gözlere zarar vermez. Belki bu durumda gözler daha çabuk yorulur. Ancak bunun zararlı bir etkisi olduğu, birçok araştırma yapılmasına rağmen kanıtlanamamıştır.


Uzmanlar, Berlin’in bütün büyük hastanelerinden enfarktüslü iki bin hastayla iki bin cerrahi hastasını karşılaştırdılar ve hastaların son 10 yıl içinde maruz kaldıkları gürültü stresini incelediler. Araştırma, sessizlik içinde yaşayan kişilere kıyasla, trafik sesi gibi çevre gürültüsünün kalp krizi riskini, erkeklerde neredeyse yüzde 50, kadınlarda ise üç katı arttırdığını gösterdi.


Bugüne dek, bağırsaklarda uzun süreli bir bekleme sebebiyle oluşan zehirli maddeler kanıtlanabilmiş değil – aynı şekilde, yavaş işleyen diğer sindirim süreçleri nedeniyle vücudun tehlikeli maddeler ürettiği teorisi de.


Ölüm vaktinin muhtemel gecikmesinin farklı sebeplerini inceleyebilmek adına, uzmanlar, kaç kişinin Noel, şükran Günü ve kendi yaş gününün tarihlerine yakın öldüğünü araştırdılar. Böylece bir dini bayram, bir resmi bayram ve bir kişisel kutlama temel alınarak, ölüm tarihlerinin büyük olaydan bir hafta önce ve bir hafta sonra dağılımı incelendi. Sonuçlar hayalperestliğe yer bırakmayan nitelikteydi. Ne Noel, ne şükran Günü, ne de yaş günü öncesinde daha az ölüm vakası vardı.


İnsanların koku alma duyusuyla ilgili doğru slogan aslında “ne kadar yabancıysa o kadar iyi” olmalıydı. Çünkü birçok veri gösteriyor ki, iki insan ne kadar farklıysa, birbirlerinin kokusunu o kadar iyi duyabiliyorlar. Evrim açısından bu prensip mantıklı. Zira insanın çekici olarak algıladığı koku, genellikle bağışıklık sistemi kendisininkine çok az benzerlik gösteren kişilere aittir.


Aslında bu tamamen sinirseldir. Kollar uyuştuğunda, bunun bazı uzuvlardaki yetersiz kan dolaşımıyla alakası yoktur. Daha çok, üst kol ve koltuk altlarındaki sinir ağları o kadar basınç altında kalmıştır ki, kolların beslenmesi engellenmiştir. Doktorlar bu durumu “âşık felci” olarak da adlandırır, çünkü uyku sırasında ilk önce hissedilen karıncalanma fark edilmez ve sıkı sıkıya sarılan çiftlerde kısa süreliğine hassasiyet bozuklukları, hatta felç belirtileri görülebilir.


Araştırmacılar, 18 ila 28 yaşlarındaki katılımcılara alkolün cinsel arzularını etkileyip etkilemediğini sordular. Daha sonra, genç erkeklerin bir kısmına, içinde fıçı, bira, viski gibi kelimelerin de tekrar tekrar bulunduğu kavramlar gösterildi. Diğer grubun önüne konulan kavramların arasında çay, kahve ya da su vardı. Bundan sonra beylerden bilgisayar ekranında gördükleri kadınların çekiciliğine 1’den 9’a kadar puanlar vermeleri istendiğinde, iki grup arasındaki fark ortaya çıktı. Daha önce “alkollü” kavramlarla karşı karşıya gelen grup, alkolsüz gruba kıyasla kadınları daha çekici buldu. Ancak bu “içelim-güzelleşelim”e gerek kalmadan “düşünelim-güzelleşelim”, sadece içkinin cinsel arzularını arttırdığını düşünen erkeklerde geçerliydi.


Ruh halimizin sırtımızdaki yükün üzerinde çok büyük bir etkisi olduğu artık kanıtlanmış sayılıyor. Stanford Üniversitesi’nden ortopedistler 2004’te, hangi insanların sırt ağrıları geliştirdiklerini ve buna yatkınlığın belirlenip belirlenemeyeceğini araştırdılar. Bu araştırma için, ilk başta hiçbir şikâyeti olmayan katılımcıları beş yıl boyunca gözlemlediler. Sırt ağrılarının en iyi, bir kişilik profili doğrultusunda önceden kestirilebileceği sonucuna varıldı. Çekingen olan ve hislerini nadiren gösterenlerin sırt ağrılarına özellikle yatkın olduğu görüldü.


Toplamda birkaç milyon kişiden alınan bilgilerden elde edilen epidemiyolojik bulgular, bariz şekilde uzun uyuyanların kendilerine iyilik etmedikleri düşüncesini destekliyor nitelikte görünüyor. Bu bulgulara göre, günde yedi buçuk saatten fazla uyuyan kadınlarda ölüm oranı günde üç buçuk ile dört saat arası uyuyanlardan bile daha yüksekti. Aynı şekilde, günlük uyku sekiz ya da dokuz saatten fazla sürüyorsa, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına ve diğer rahatsızlıklara daha sık rastlanıyordu.


Avustralyalı tıp uzmanları bu efsaneyi masaya yatırdılar. Uzun süreli bir araştırma çerçevesinde, 70 yaş üzeri neredeyse 1500 kişiyi incelediler ve onların sosyal davranışlarını ve sağlık gelişimini kayıt ettiler. Sonuç şu şekilde özetlenebilir: Sıkı aile bağları değil, sıkı dostlar insan ömrünü uzatıyor – en azından Avustralya’da.


Tıbbi açıdan yaranın emilmesi, ısırılması, kesilmesi yılan sokmasından sonra durumu daha da kötüleştirir. Çünkü yaranın “emilmesi”, sokulan yerin çevresindeki bölgede kan dolaşımının daha da artmasına neden olur. Böylece yılan zehri vücuda daha çabuk yayılır ve ölümcül etkisini daha hızlı geliştirebilir. Ayrıca zehir genellikle zaten çevre bölgeye çoktan yayılmıştır ve vücuttan mekanik yolla atılması mümkün olamaz.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Diğer Haberler