Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Erbaş: - "İslamsız bir belde demek, İslam'ın bulunmadığı bir yerde dengenin olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla biz, dengesiz, bozulmuş olan dünyayı yeniden dengeye getirmek üzere görevlendirilmiş insanlarız. Müslüman'ı böyle tarif edebiliriz. Az da olsak, sayımız az da olsa, hem kendimiz hem çocuklarımızı, gençlerimiz yetiştirirken, bu ilkeye dikkat etmemiz gerekiyor" - El Şark Forumu Başkanı Hanfer: - "Bugün İslam toplumlarında yeni buluşlara imza atan yüzlerce genç var. Biz bunları niye değerlendirmiyor, niye göçlerine seyirci kalıyoruz? Biz bu gençleri kazanabilir, topluma hizmet etmeleri için seferber edebiliriz"

İSTANBUL (AA) - Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, "İslamsız bir belde demek, İslam'ın bulunmadığı bir yerde dengenin olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla biz, dengesiz, bozulmuş olan dünyayı yeniden dengeye getirmek üzere görevlendirilmiş insanlarız. Müslüman'ı böyle tarif edebiliriz. Az da olsak, sayımız az da olsa, hem kendimiz hem çocuklarımızı, gençlerimiz yetiştirirken, bu ilkeye dikkat etmemiz gerekiyor." dedi.

Prof. Dr. Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Uluslararası Müslüman Topluluklarla Dayanışma Vakfı tarafından düzenlenen Dünya Müslüman Azınlıklar Zirvesi kapsamındaki "Geçmiş ve Gelecek Perspektifinde Azınlık Müslümanlar" panelinin yöneticiliğini yaptı.

Mekke döneminde Hazreti Muhammed ve yanına yer alan Müslümanlar'ın 13 yıl boyunca azınlık olarak yaşadığını ve çeşitli zorluklara, sıkıntılara göğüs gerdiğini anlatan Erbaş, "Medine'ye hicret ettiğinde nüfusun yarısından çoğu Yahudi, bir kısmı putperest olarak devam ediyordu, müminler yine azınlıktaydı. Kendimizi hem Mekke hem Medine dönemindeki azınlıkların seleflerimiz olarak değerlendirmemiz mümkün. O dönemde nasıl yapmışlarsa, bugün bizler de aynı şekilde sıkıntılara, zorluklara göğüs gererek, İslam'ı en güzel şekilde temsil etmek durumundayız." diye konuştu.

Erbaş, İslam'ın bütün insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiş bir din olduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Müslümanlar bulundukları yerlerde ister azınlık ister çoğunluk olsun her zaman Kur'an'ın prensiplerine göre yaşadı, üzerlerine düşen görevleri yerine getirdi. Bütün peygamberlerin getirdiği dinin adı idi İslam. Onlardan sonra gelenler emaneti üstlendiler ve üzerlerine düşen vazifeleri yerine getirdiler. Bugün dünyanın hangi beldesinde yaşıyor olursak olalım, bu emanet bizim üzerimizdedir. Bu emanet bize şunu hatırlatıyor, 'İçinizde hayra çağıran, iyiliği emreden, kötülükten men eden bir ümmet bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erecek olanlardır.' Bu Ayet-i Kerime'nin muhatabı şu an bizleriz, bu emanet bizim üzerimizde. Bu emanet bize şunu emrediyor: 'Ey iman edenler, hepiniz İslam'a geliniz. Dengesi bozulmuş olan dünyayı yeniden dengeli hale getiriniz.' Dünya bizden bunu bekliyor. İslamsız bir belde demek, İslam'ın bulunmadığı bir yerde dengenin olmadığı anlamına geliyor. Dolayısıyla biz, dengesiz, bozulmuş olan dünyayı yeniden dengeye getirmek üzere görevlendirilmiş insanlarız. Müslüman'ı böyle tarif edebiliriz. Az da olsak, sayımız az da olsa, hem kendimiz hem çocuklarımızı, gençlerimiz yetiştirirken, bu ilkeye dikkat etmemiz gerekiyor."

- "Kendimizi yenilememiz, ıslah etmemiz gerekiyor"

El Şark Forumu Başkanı Vaddah Hanfer, bir Müslüman olarak azınlık kelimesinin kullanılmasını kabul etmediğini ifade ederek, "Azınlık ifadesini kullanmalarının sebebi bazı hukuki kazanımlardan mahrum etmeye dönüktür, azınlık olunca hakların tamamını elde edemiyorsunuz." dedi.

Müslümanların tek ümmet ve tek saf olarak bir araya gelemediğini belirten Hanfer, şu görüşleri dile getirdi:

"Bizi bölmüşler, parçalamışlar. Tarihten ibret almıyorsak hiçbir şey yapamayız. Muhakkak başımızı iki elimizin arasında koyup eksikliklerimizi telafi etmemiz gerekiyor. İslam dünyasındaki düşünürlerin çağrısına kulak vermemiz gerekiyor. İslam dünyası yeniden sömürü altındadır, zaten 100 yıldan bu yana sömürüden kurtulamadı. Bizler, son peygamberin ümmetiyiz, sorumluluğumuz çok büyük. Geçmişimizle onur duymamız gerekiyor, ecdadımız uygarlık bırakmış, örnek olmuş. Onlar ileri giderken, biz geriye gitmişiz. Eski kuvvetimizi, uygarlığa katkımızı elde etmek için kendimizi yenilememiz, ıslah etmemiz gerekiyor. Bunu yapabilmemiz için kutsal emanetin bize yüklediği sorumluluğu idrak etmemiz lazım. İslam, bütün toplumlara, tüm insanlığa hitap eden bir din. Batı'da rönesans denilen yenilenme hareketleri başladığından itibaren İslam dünyasında Batı'ya imrenme başladı. Kendi prensiplerimiz ve kurallarımızdan uzaklaşmaya, onların uygulamalarından medet ummaya başladık. İşte burada tökezleme başladı."

Hanfer, gençliğin Batı'ya özentisi olduğuna değinerek, "Bugün İslam toplumlarında yeni buluşlara imza atan yüzlerce genç var. Biz bunları niye değerlendirmiyor, niye göçlerine seyirci kalıyoruz? Biz bu gençleri kazanabilir, topluma hizmet etmeleri için seferber edebiliriz. Batı'dan bizi kurtarmasını beklemek büyük hatadır. Biz tek yumruk olabilseydik, İsrail aramıza girebilir miydi? Biz birleşemedik, toplanamadık, Kur'an-ı Kerim'in çağrısına, emirlerine uyamadık." diye konuştu.

Okuyucu Yorumları 0 yorum
Diğer Haberler