Kurt Seyit ve Şura yeni bölüm fragmanı izle - Kurt Seyit ve Şura 2. bölüm fragmanı (Kurt Seyit)
Son güncelleme: 12 Mart 2014 08:26

Kurt Seyit ve Şura yeni bölüm fragmanı izle - Kurt Seyit ve Şura 2. bölüm fragmanı (Kurt Seyit)

Kurt Seyit ve Şura ilk bölümüyle izleyiciyle buluştu. Kurt Seyit ve Şura dizisinin 2. bölüm fragmanları da yayınlandı. Kurt Seyit ve Şura dizisi 2. bölümüyle yine izleyiciyi ekrana kilitleyecek.

ilk bölümüyle yiciyle buluştu. Kurt Seyit ve Şura dizisinin fragmanları da yayınlandı. Kurt Seyit ve Şura dizisi 2. bölümüyle yine izleyiciyi ekrana kilitleyecek.

KURT SEYİT VE ŞURA İZLE

Kurt Seyit ve Şura ilk bölümüyle izleyiciyle buluştu. Aylardır merakla beklenen Kurt Seyit ve Şura dizisi büyük ilgi gördü. Kurt Seyit ve Şura dizisinin 2. bölüm fragmanları da peş peşe yayınlandı. Star Tv'nin çiçeği burnunda dizisi Kurt Seyit ve Şura yine izleyiciyi ekran başına kilitleyecek.

Kurt Seyit ve Şura 2. bölümde, Kurt Seyit’in ilgisinin bir bahisten ibaret olduğunu öğrenmek, Şura’ya hayatındaki ilk aşk acısını tattırır. Şura’nın kırgınlığını hisseden Seyit ne yanlış yaptığını bilmeden sesini Şura’ya ulaştırmaya çalışır. Şura yarasını tek başına sarmaya çalışırken, Petro Barones Lola ile başladığı oyununu ustalıkla noktalar.

Kurt Seyit ve Şura 2. bölümde, Şura babasının hastalığıyla ilgili gerçeklerle yüzleştiği, en çaresiz anında Kurt Seyit’i yanında bulur. Kurt Seyit cepheye gitmeden önce, ikisini bir araya getiren kaderleri aşkları için ikinci bir şans olur. Ancak Seyit, aklında babasının vasiyeti, geleceğinde kendisini bekleyen büyük bir savaş varken, Şura’ya tutamayacağı sözler vermez. İlk bakışta başlayan masalsı aşkları ayrılıkla sınanmadan önce kalplerinde de büyük bir savaş verir.
Kurt Seyit’in en yakın dostlarından biri olan Tatya, bu aşkın sonsuzluğa uzanacak yolculuğunda en değerli boşluğu doldurur. Kurt Seyit ve Şura aşka teslim olduklarında, Petro’nun kalbinde de kapanmayacak bir kara delik açılır. Seyit cepheye gitmek üzere yola çıktığında, farkında olmadan hayatını ve aşkını en büyük düşmanına emanet edecektir.



KURT SEYİT VE ŞURA 1. BÖLÜM ÖZETİ
Kurt Seyit ve Şura Kurt Seyit, geleneklerine sıkı sıkıya bağlı Kırımlı Türk bir ailenin en büyük oğludur. Babasına derin bir hayranlık ve saygı besleyerek büyüyen Kurt Seyit, tıpkı babası gibi Çar’ın en değerli subaylarından biri olmuştur. Zamanı geldiğinde de kendisine nasihat edildiği gibi Türk bir ailenin kızıyla evlenecektir.

Asil bir Rus ailenin en küçük kızı olan güzeller güzeli Şura’nın mutlu hayatı ise babasının ölümcül bir hastalığa yakalanmasıyla sarsılır. Ablası Valentina ile birlikte babasının tedavisi için Petrograd’a (St. Petersburg) geldiklerinde, Kurt Seyit’in eski silah arkadaşı Petro ve ailesi kapılarını onlara açar.

Savaş alanında yaptığı bir hatadan ötürü üniformasıyla şerefi arasında bir tercih yaparak yeni bir hayata adım atan Petro, Kurt Seyit ile Şura arasında köprü olur. Ancak Petro’nun gizliden gizliye Kurt Seyit’e beslediği düşmanlık, iki sevgili arasında aşılmaz bir engel haline gelecektir.

Katıldıkları bir davette Kurt Seyit ile Şura’nın gözleri ilk kez birbirine değdiğinde, kaderleri de baştan yazılır. Yaşayacakları büyük aşk, zaman içerisinde onların vatanı, ailesi, hayattaki tek yaşama sebebi olacaktır.

Nermin Bezmen'in 'Kurt Seyt ve Shura' adlı kitabından uyarlanan dizide 1900’lü yılların Rusya’sında 1920’lerin İstanbul’una kadar uzanan dönemde yaşanan tutkulu bir aşk hikayesi anlatılıyor.

Başrollerini Kıvanç Tatlıtuğ ve Farah Zeynep Abdullah’ın paylaştığı Kurt Seyit ve Şura bu akşam izleyiciyle buluşuyor.

KURT SEYİT VE ŞURA'NIN KONUSU VE KADORSU
Kıvanç Tatlıtuğ’un, Kırım Türk’ü Kurt Seyit’i, Farah Zeynep Abdullah’ın ise Şura rolünü canlandırdığı saat 20.00’de Star TV’de izleyicileriyle buluşacak. Yapımcılığını Ay Yapım’ın yaptığı dizinin yönetmenliğini Aşk-ı Memnu’dan hatırlayacağımız Hilal Saral yapıyor. Dizinin senaryosunu ise Ece Yörenç kaleme alıyor.


Dizide iki sevgili olan Kurt Seyit ve Şura’nın Rusya’daki rahat hayatlarından savrularak İstanbul’a gelmeleri ve başlarından geçen zorluklar anlatılıyor. Farah Zeynep Abdullah, canlandıracağı Şura rolüyle, zengin ve soylu bir Rus ailesinin güzel kızını oynuyor. Güzeller güzeli Şura’nın hayatı Kıvanç Tatlıtuğ’un canlandırdığı Kurt Seyit’le tanıştıktan sonra değişiyor. Kırımlı bir Türk ailenin oğlu olan Kurt Seyit Eminof, başarılı bir subay olmasına rağmen Şura’yla tanıştıktan sonra Rusya’daki devrim hayatındaki tüm dengeleri altüst eder. Aşk, devrim, aile gibi kavramlar hayatını karmaşıklaştırırken Kurt Seyit Eminof, İstanbul’a doğru yola çıkarak hikâye başlar.

O dönemin dengelerini hassaslaştıran büyük olaylarının da yer verildiği dizi için uzun bir hazırlık sürecinden geçildi. Bu projeyle Kıvanç Tatlıtuğ, ilk defa bir dönem dizisinde oynayacak ve rol arkadaşı Farah Zeynep Abdullah ise iki yıl ekranlardan uzak kaldıktan sonra yeniden bu dizi ile gündeme gelecek.

Star TV’de yayınlanacak olan “Kurt Seyit ve Şura” daha önce görmediğimiz türden bir ‘aşk ve macera’ öyküsünü anlatacak. Nermin Bezmen’in romanından uyarlanan ve yapımcılığını Ay Yapım’ın yaptığı dizinin senaryosu Ece Yörenç’e ait. Yönetmen koltuğundaysa Hilal Saral’ı görüyoruz.


KURT SEYİT VE ŞURA'NIN GERÇEK HİKAYESİ
Nermin Bezmen’in ünlü romanı Kurt Seyt ve Shura’nın baş kahramanı Shura’nın kız kardeşi yıllarca, İstanbul-Aynalıçeşme’de mütevazı bir hayat sürmüştü. Beyaz Ruslar ve çevresi tarafından “Barones” diye anılan Shura’nın kız kardeşi ablasıyla ilgili bilgileri Bezmen’e anlatmıştı.

Türkiye Nermin Bezmen adını ilk defa ünlü sanayici aile Bezmenler’in gelini olarak duydu. Pamir Bezmen’in eşiydi. Nermin Bezmen, Pamir Bezmen’le birlikte “cemiyet” hayatının vazgeçilmez isimleri arasındaydı. Ancak Bezmen ailesi 1990’larda büyük sıkıntılar yaşadı. Bu sıkıntılardan Nermin Bezmen ve eşi Pamir Bezmen de fazlasıyla payını aldı.


Ancak Bezmen çiftinin yaşadığı sıkıntılar Nermin Bezmen’in içindeki farklı kimliklerin ortaya çıkmasına neden oldu. Önce açtığı resim sergileriyle adını duyurdu.

Sonrasında ise zaten var olan yazar kimliğini çok satan romanlar yazarak pekiştirdi. Nermin Bezmen’in ilk romanı Kurt Seyt ve Shura şimdi televizyon ekranlarında. Ancak bir de bu romanın yazılma öyküsü var ki, o da adeta bir dedektiflik öyküsü gibi. Şimdi isterseniz size o öyküyü anlatayım.

KAPIYI JACK DELEON AÇTI
Nermin Bezmen, dedesini hiç görmemiş, tanıyamamıştı. Çünkü dedesi o doğmadan önce vefat etmişti. Dede hayatını kaybetmişti ama aile içinde öyküleri, hatıraları sürekli anlatılmaya devam ediyordu. Çok renkli bir kişiliği vardı. Ancak dedenin dilden dile aktarılan en önemli hatırası Shura adlı meçhul bir genç kadınla yaşadığı büyük aşktı.

Shura hakkında ailenin bilgisi, aristokrat bir Rus ailesine mensup olduğu ve Bolşevik İhtilali’nden sonra bir süre İstanbul’da yaşadığıyla sınırlıydı. Şura, daha sonra Paris’e gitmek için İstanbul’a veda edecekti.

Nermin Bezmen, Shura’nın ve dedesinin hikayesini yazabilmek için uzun yıllar süren bir araştırmanın içine girmişti. Ne dedeyi çok iyi tanıyanlar ne de olayı çok iyi bildiğini iddia edenlerin verdikleri bilgiler yeterliydi. Nermin Bezmen, romanını yazmak için gereken bilgiye bir türlü ulaşamıyordu. Yıllarca süren araştırmalarında bir arpa boyu bile yol alamamıştı. Ta ki kader karşısına ünlü yazar ve araştırmacı Jack Deleon’u çıkartana kadar. Jack Deleon, Beyaz Ruslar’la ilgili bir kitap hazırlamıştı. Nermin Bezmen bu kitabı Shura’yla ilgili bir bilgiye ulaşabilirim düşüncesiyle hemen alıp okumuştu.

Bezmen aradığı bilgiyi Jack Deleon’un kitabında bulamamıştı. Ancak içindeki bir his yazarla mutlaka tanışması gerektiğini fısıldıyordu. Nitekim bir cumartesi günü iki ünlü isim, eşleriyle birlikte bir araya geldi. Bezmen, Jack Deleon’a Shura’dan, dedesinden, yaptığı araştırma-lardan bahsetti. Deleon’un elinde konuyla ilgili bir bilgi yoktu ama Nermin Bezmen’i, Beyaz Ruslar’ın Türkiye’deki son temsilcilerinden Barones Valentine Clodt von Jurgenzburg’la tanıştırmaya söz verdi. Deleon’un bunun için tek şartı vardı: Ketum olmak. Deleon, Bezmen’den, Barones’e Shura’dan bahsetmemesini istemişti. Beyaz Ruslar aradan on yıllar geçmesine rağmen bildiklerini, tanıdıklarını anlatmak istemeyen kişilerdi. Ancak güvendikten sonra sırlarını açıyorlardı.

MÜTEVAZI BİR HAYAT SÜRMÜŞTÜ
Jack Deleon ve Nermin Bezmen eşleriyle birlikte 1991 Eylül’ünde bir cumartesi günü, İstanbul-Aynalıçeşme’de Barones’e misafir olmuşlar, tanışmışlardı. Bu tanışıklık Nermin Bezmen’in zihninde derin izler bırakmıştı. Bezmen o izleri Zihnimin Kanatları başlıklı seri yazılarının birisinde şu sözlerle anlatıyordu: “Kapı açıldığında, adeta, perdesi kalkmış bir tiyatro sahnesini izliyor hissine kapıldım. Kapının hemen dibinden başlayan uzun masa, girişteki odayı tamamen kaplamıştı. Sağ tarafta yanan kömür sobası ile arasında bir bedenlik geçiş yeri dışında, masanın tüm çevresi dip dibe iskemle ile dolmuş, bize ayrılan dördü dışında hepsine diğer misafirler yerleşmişti. Jak’ın onlarla eski hukuku olduğu, karşılamalarından belliydi. Misafirden daha ziyade, kalabalık bir aile görüntüsündeydiler.”

DOSTLARIYLA YAŞADI
Barones doksanlı yaşlarındaydı. Evinde farklı milletlerden dostları, sevdikleri ve hizmetlisiyle yaşıyordu. Bir zenginliği yoktu ama tığı teber bir yoksul da değildi. Kimi gönüllü, kimi ücretli kendisine hizmet edenler vardı. Barones çevresindekilerden müthiş saygı görüyordu. Nermin Bezmen, Barones’i, “Barones, masanın tam karşı köşesindeki özel koltuğunda oturmaktaydı. Bigudisinden yeni kurtulmuş, dalgalı, kısa, bembeyaz saçları, beyaz pudra ile saydamlaştırılmış teni, pembe allık dokunuşu ile renklenen yanakları, doksana merdiven dayamış yaşına inat pembe ruju, aynı renk ojeleri ile, zaman yolculuğunu aşıp da gelmiş bir yolcu gibiydi” sözleriyle anlatmıştı.

ALUŞTA’DAN KAÇMIŞ
Bezmen, tanıştıkları gün Barones’e anneannesinin hatıralarını yazmaya başladığını anlatmıştı. Anneannesinin hatıralarında Shura adında bir kadına rastladığını, bu kadını aradığını söylemişti. Shura, İhtilâlde, Rusya’dan, Aluşta kıyılarından ayrılıp kaçmış. Önce Sinop’a bir sene sonra İstanbul’a gelip Pera’ya yerleşmiş. Kalyoncu Kolluk Sokak’ta bir çamaşırhanede, sonra Zezemski Eczanesi’nde çalışmış. 1924′te de Paris’e gitmek üzere, İstanbul’dan vapurla ayrılmıştı. Barones, Bezmen’i pürdikkat dinliyordu. Sonra Nermin Bezmen’in sözünü kesme ihtiyacını hissetmiş ve onu şoke eden söz dudaklarından dökülmüştü: “Benim kız kardeş bu.” Barones bu sözlerin ardından Shura’nın çok genç yaşta vefat ettiği bilgisini de vermişti.

SEN BENİM YEĞENİMSİN
Nermin Bezmen, Barones’i sevmiş, Barones de Bezmen’i benimsemişti. İkilinin arasındaki ilişki artık tanışıklığın ötesine taşınmıştı. Her salı günü Barones’in evinde buluşuluyor, dost meclisi saatler boyunca devam ediyordu. Nermin Bezmen’le Barones’in arasındaki konuşmalar hep Shura etrafında dönüp duruyordu.

Bu dost meclislerinden birinde Nermin Bezmen, sırrını ifşa etmeye, Barones’e Shura’yı niye araştırdığını açıklamaya karar vermişti. Bezmen o gün, Barones’e dedesinin fotoğrafını götürmüş, “Sevgili Tinoçka, bu benim dedem… O da devrimden sonra İstanbul’a kaçmış. Kendisini tanımış mıydınız acaba” diye sormuştu.

Barones resmi eline alıp baktıktan sonra sessizleşmiş, hiçbir şey söylemeden yatak odasına geçmişti. Bezmen için zaman geçmek bilmiyordu. Ancak 15 dakika sonra odasından çıktığında ağladığı çok belliydi. Makyajını tazelemiş, nemli gözlerle Nermin Bezmen’e sarılmıştı:

“Sen benim yeğenimsin.” Sonra da Bezmen’in elinden tutup bir odaya çekmişti. Bezmen sonunda aradığını bulmuş, yapbozun eksik parçası yerini bulmuştu. Odada albümler, evraklar, fotoğraflar, eski nota defterleri Bezmen’in çevresini sarmıştı. Nermin Bezmen o gün Kurt Seyt ve Shura romanının kahramanlarının bütün bilgilerine ulaşmıştı. Romanı artık ete kemiğe bürünmüştü. Barones ve Nermin Bezmen o günden sonra bir daha ne Kurt Seyt’ten ne Shura’dan bahsetti. İkilinin dostlukları Barones vefat edene kadar kesintisiz devam etmişti.

İletişim Kurumsal Yardım Üyelik Site Haritası

Copyright © MYNET A.Ş. Telif Hakları MYNET A.Ş.'ye Aittir