HABER

52 yılını "ana mesleğine" adadı

Ayakkabı tamir ustası Muzaffer Savaş: - "Ailecek ayakkabı yapımı ve tamiriyle ilgilendik. Annem ve babam ayakkabıcıydı, eskiden bir de dükkanımız vardı. Allah'ıma binlerce şükürler olsun, sevgiyi de saygıyı da onlardan öğrendim" - "Çalışmaktan hiç mi hiç bıkmadım. Sekiz yaşımda iş hayatına atıldım. Fakat bıkmadım. Sabah ezanı okunduktan sonra namazı kıldığım vakit, beni evde göremezsin. Çay, kahve, ekmek, yemek istemem. Beni ararsan buradayım çünkü burada her şey var. Seven dost çok, beni aç bırakmazlar" - "Etin kilosu kasapta 2 liradan satılıyordu, 2 lira diyorum ama bugünün iki lirası değil, 250 gram et alıp da tencereye koyamazdık. Biz sefillikle yetiştik zenginlikle değil, bugün çalışan, bugün yerdi"

İSTANBUL (AA) - AYŞE ERKEÇ - Ayakkabı tamir ustası Muzaffer Savaş, Balat'ta 52 senedir ayakkabı tamirciliği yaptığını belirterek, "Gedikpaşa'da oturuyorduk. Ailecek ayakkabı yapımı ve tamiriyle ilgilendik. Annem ve babam ayakkabıcıydı, eskiden bir de dükkanımız vardı. Allah'ıma binlerce şükürler olsun, sevgiyi de, saygıyı da onlardan öğrendim." dedi.

74 yaşındaki Savaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Balat'ta geçen çocukluğunu ve annesinden öğrendiği ayakkabı tamirciliğini devam ettirdiğini anlatarak, yaşlanmasına rağmen çok sevdiği mesleğini bırakmak istemediğini söyledi.

Annesinin ayakkabıcı olduğu için küçük yaşlarda öğrendiği, "ana mesleği" ayakkabıcılığın eskisi gibi itibar görmediğini dile getiren Savaş, "Şimdi, sipariş ayakkabı yapmak da kalmadı, bitti artık. Bugün 15-20 liraya ayakkabı satılıyor. Biz, tamirciyiz. Burada gördüğünüz ayakkabıları, 2. el ayakkabı olarak, icap ettiği zaman işçilere satıyorum. Bana soruyorlar, 'Muzaffer ağabey ayakkabın var mı?' Ben de, 'Var, ayağına olursa alırsın, olmazsa almazsın' diyorum." dedi.

Savaş, ailesinin Çanakkale'nin Eceabat ilçesinden İstanbul'a yerleştiğini anlatarak, şöyle devam etti:

"Aslen Eceabatlıyım ama Gökçeada-İmrozlu'da doğdum. Ailem, Çanakkale'den İstanbul'a gelmiş. Bu mesleği 8 yaşında, dükkanda annemden öğrendim. Gedikpaşa'da oturuyorduk. Ailecek ayakkabı yapımı ve tamiriyle ilgilendik. Annem ve babam ayakkabıcıydı, eskiden bir de dükkanımız vardı. Allah'ıma binlerce şükürler olsun, sevgiyi de saygıyı da onlardan öğrendim. Ayakkabıcılığı sırtta taşınan tamir ve boya çantasıyla yapmıyorduk. Çantayı sırtına alıp sepetle götürmek filan yoktu. Dükkana müşterilerimiz gelirdi. Müşteri ayakkabı yaptıracak yahut ısmarlama ayakkabı siparişi verirdi. Siparişi alır, müşterinin ayağının ölçüsünü alıp kalıp çıkarır, sonra da ayakkabı yapardık."

Balat'ın eskiden çok daha kalabalık olduğuna dikkati çeken Savaş, "Ben erkenciyim, en geç saat 07.30'da burada olurum. Sabah namazından sonra insanlar kalkar, işine gelirdi. Ben 50 senedir buradayım. Bir zamanlar buradan bin kişi geçiyordu. Ama şimdi kimseler yok, sabah yandaki Mustafa ağabey ile ben açığım, bir de Mehmet Ağabey var, çay ocağı, o açık. Eskiden İstanbul'un sanayisi buradaydı. Buralarda en az 7-8 tane fabrika vardı." şeklinde konuştu.

- "Biz sefillikle yetiştik zenginlikle değil"

Savaş, Balat'ın kalabalık olduğu günlerde, büyük küçük herkesin mutlu olduğunu, insanların birbirine sevgiyle baktığını belirterek, "Eskiden buralar çok kalabalık olurdu. Kasımpaşa'da, Taşkızak Tersanesinde gemi yapıyorlardı. Geminin kaplama ve güverte döşeme tahtalarının aralarına üstüpü doldurduktan sonra ziftleyerek su geçirmez duruma getirme işi olan kalafat yeri, gemi sanayisi, fabrikası gibi pek çok fabrikanın hepsi buradaydı." dedi.

Balattaki fabrikaların gemiciliğin yanı sıra yağ fabrikası, torna malzemelerinin üretimi gibi farklı alanlarda üretim yapıldığına dikkati çekerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Akşama kadar Balat'tan, bin kişi geçiyordu yine akşamüzeri saat 17.30-19.00 saatleri arasında da bu insanlar yine buralardan evine giderdi yani buralar çok kalabalıktı. 10 yaşındaki çocuğa bile iş vardı fakat onların hepsi bitti. Çünkü millet her tarafa dağıldı. Mesela benim burada kendi evim vardı, yıkıldı. Tozkoparan'da oturuyorum. Diyeceğim o ki sadece ben değil yani herkes dağıldı. Eskiden burası iş yatağıydı. Nereye gidersen git Balat, İstanbul'un göbeğidir. Fakat şimdi o kalabalık kalmadı, insanların hepsi gitti."

Çalışmaktan hiç bıkmadığını anlatan Savaş, "Meslekten kazandığım parayla çocuklarımı yetiştirdim, okuttum. Kendim okuyamadım çünkü 9 kardeştik, o zamanlar fakirlik vardı okuyamadık. Etin kilosu kasapta 2 liradan satılıyordu, 2 lira diyorum ama bugünün iki lirası değil, 250 gram et alıp da tencereye koyamazdık. Biz sefillikle yetiştik zenginlikle değil, bugün çalışan, bugün yerdi. Allah'a çok şükür, çocuklarımı okuttum. Çocuklarım baba mesleğini devam ettirmek istemedi, kendi işlerini yapıyorlar. Ben de çalışmaktan hiç mi hiç bıkmadım. Sekiz yaşımda iş hayatına atıldım. Fakat bıkmadım. Sabah ezanı okunduktan sonra namazı kıldığım vakit, beni evde göremezsin. Çay, kahve, ekmek, yemek istemem. Beni ararsan buradayım çünkü burada her şey var. Seven dost çok, beni aç bırakmazlar." diye konuştu.

Mahalle kültürünün unutulduğunu, insanların değiştiğini söyleyen Savaş, Balat sakinlerinin Osmanlı Devleti'nden itibaren Türk, Ermeni, Yunan, Kürt, Roman ve Araplardan oluştuğunu ve hangi dine mensup olursa olsun insanların birbirine saygılı yaklaştığını, huzurla yaşadığını anlatarak eski günlere özlemini dile getirdi.

Muzaffer Savaş, şöyle devam etti:

"İnsanlar çok çeşitliydi, her türlü insan vardı ama hepsi insandı. Aralarında sevgi ve saygı vardı şimdi yok öyle. Ben onlarla büyüdüm, o insanların arasında yetiştim. Çok affedersiniz ama Balat sokaklarından yabancı bir hanımefendi geçtiği zaman kimse kafasını kaldırıp bakmazdı. Bizim nesil, ben bu ahlakla yetiştik. Şimdi de bu ahlakla hayata devam ediyoruz, böyle geldik, böyle de gideceğiz. Yaş da bitti artık, yaşlandık ama olsun, şükür bu günüme, şükürler olsun Allah'a."

- "Sevilmek, sayılmak güzel bir şey"

Savaş, kazandığı parayla 7 çocuk okuttuğunu aynı zamanda rahatsız olan eşiyle ilgilendiğini dile getirerek, sözlerini, "Eşim hayatta fakat o da rahatsız. İlik kanseri oldu. Evdeyken eşimle ilgileniyorum. Çok güler yüzlüyüm Allah'a şükür, 50 senedir ömrümü geçirdiğim Balat'ta kimsenin kızına, karısına erkeğine söyleyecek bir acı sözüm yoktur ama çok sevilen birisiyim. Sevilmek, sayılmak güzel bir şey." diye tamamladı.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön