HABER

6. İstanbul Arabuluculuk Konferansı

Eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen: - "İhtilaflara ve çatışmalara karşı en önemli aşı toplum içindeki eğitimle sağlanabiliyor. Okula gitmeyen her bir kız ve erkek çocuğu geleceğimiz için bir tehdit oluşturuyor. O nedenle her çocuğun mutlaka eğitim içinde yer almasını sağlamamız gerekiyor" - Bağımsız Afgan İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sima Samar: - "Savaş durdurulur ya da sonlandırılır ama bunların arkasından insan hakları korunması için gereken adımları atmazsanız bir kaç yıl sonra tekrar sorunlar başlar"

İSTANBUL (AA) - Eski Finlandiya Cumhurbaşkanı Tarja Halonen, ihtilaflara ve çatışmalara karşı en önemli aşının, toplum içindeki eğitimle sağlanabildiğini belirterek, "Okula gitmeyen her bir kız ve erkek çocuğu geleceğimiz için bir tehdit oluşturuyor. O nedenle her çocuğun mutlaka eğitim içinde yer almasını sağlamamız gerekiyor." dedi.

"Barış İçin Uluslararası Arabuluculuk: Durum Değerlendirmesi ve İleriye Bakış" temasıyla düzenlenen 6. İstanbul Arabuluculuk Konferansı kapsamında BM Genel Sekreterinin Yüksek Düzeyli Arabuluculuk Danışma Kurulu (HLAB) Üyesi Noeleen Heyzer moderatörlüğünde "Arabuluculuk ve çatışmaların engellenmesinde güncel durum: HLAB üyeleriyle bir tartışma" başlıklı panel yapıldı.

Halonen, barış süreçlerindeki durumun aslında çatışma başlamadan önce de kendini gösterdiğini, kadınlar, çocuklar ve azınlıkların toplum içindeki ihtilafların öncesinde de hassas bir noktada olduğunu ve bu kesimlerin barış sürecine dahil edilmesi gerektiğini anlattı.

Sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde ulaşılacak birçok hedef olduğunu vurgulayan Halonen, bu hedefler arasında sivil toplum kesimlerinin de yer almasının önemine işaret etti.

Halonen, en önemli hususlardan birinin eğitim olduğunun altını çizerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"İhtilaflara ve çatışmalara karşı en önemli aşı toplum içindeki eğitimle sağlanabiliyor. Birleşmiş Milletler milenyum hedefleri kapsamında her bir kız ve erkek çocuğunu okula gönderme hedefinin mutlaka uygulanabilmesi gerekiyor. Karma eğitim olmasa bile mutlaka kızlar ve oğlanlar ayrı ayrı da olsa eğitim sürecine dahil edilmelidir. Lise ve üniversite eğitimi de bu eğitim sürecinin bir parça olmalıdır. Her kız ve erkek çocuğuna ulaşmak istedikleri, kendi beceri ve yetenekleri çerçevesinde gerçekçi bir hedef göstermek gerekir. Okula gitmeyen her bir kız ve erkek çocuğu geleceğimiz için bir tehdit oluşturuyor. O nedenle her çocuğun mutlaka eğitim içinde yer almasını sağlamamız gerekiyor."

Hayat boyunca çeşitli ortamlarda öğrenme sürecinin devam ettiğini, ancak dünyanın birçok ülkesinde eski tür eğitim anlayışının hala hakim olduğunu belirten Halonen, hayat boyu öğrenme süreçlerinin nasıl dengelendiğini ve farklı ülkelerde nasıl uygulandığını görmenin önemine işaret etti.

Arjan Halonen, özellikle gençlerin hayatta kalabilmek için kolayca iş hayatında yer almayı öncelikli hedef olarak gördüklerini ancak eğitimlerine devam ederek ilerde daha iyi bir geleceğe adım atabilecekleri fırsatını gözden kaçırdıklarını söyledi.

Demokratik toplumlara bireylerin yaptığı katkıların iyi bir şekilde karşılandığını hissetmenin çatışmaların önlenmesindeki en iyi aşılardan birisi olduğunu dile getiren Halonen, "Özellikle gençler yeni ve iyi örneklerle ilerleme konusunda önemli katkı sağlayabilirler. BM kadınların katılımı konusunda çokça proje desteklemekte ama gençlerin de ister BM'de ister başka yerlerde olsun temsilcileri ve kendi kurumları var. Mutlaka gençler de aktif olarak bulundukları yerlerde katkı sağlamalılar." diye konuştu.

- "İhtilafın tarafları değişebilir ama barışın tarafları değişmez"

Bağımsız Afgan İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Sima Samar ise Afganistan'da, hem ABD ile Taliban arasında hem de Taliban ile diğer bazı Afgan gruplar arasında barış görüşmelerinin devam ettiğini söyledi.

Süreç içerisinde insan haklarının korunmasına önem verilmemesi durumunda sürdürülebilir barışın sağlanayamayacağına dikkati çeken Samar, "Amacımız ne sadece savaşı durdurmak ya da sonlandırmak mi? Savaş durdurulur ya da sonlandırılır ama bunların arkasından insan hakları korunması için gereken adımları atmazsanız bir kaç yıl sonra tekrar sorunlar başlar." dedi.

Taraflar arasında arabuluculuk sürecinde insan haklarına önem vermenin son derece önemli olduğuna değinen Samar şöyle konuştu:

"İnsan hakları derken sadece Taliban dışındakileri kastetmiyorum. Taliban'ın da insan hakları var. Onlarında haklarına saygı göstererek insan onuruna yakışır bir şekilde yaşama hakları var. Taliban'ın karşısında duran bizlerin de onurlu yaşama hakkı var. Bu da insan haklarıyla bağlantılı. Diğer taraftan bakıldığında barış müzakereleri açısından diğer bir önemli konu bu süreçte kadınların rolü. Bir ülkenin yarı nüfusunu nasıl gözardı ederek barışı sağlayamazsınız. Bütün barış çabalarımızda, sürdürülebilirlik çabalarımızda nüfusun tamamının katkı vermesi gerekiyor. Tabii ki savaşın, çatışmanın mağdurları da bu sürecin içinde yer almalı. Onların acılarını, yaralarını sarmazsanız, dindirmezseniz barış süreci yine içinden çıkılmaz bir kısır döngüye döner."

- "Halkayı genişletmek gerekiyor"

Eski BM ve Arap Ligi Suriye Özel Temsilci Eş Yardımcısı Jean-Marie Guehenno da barış müzakerelerini sadece barış isteyenlerle değil savaşı yürütenlerle de yapılması gerektiğini söyledi.

Barış müzakerelerinde tarafları bir araya getirmenin oldukça zor olduğunu vurgulayan Guehenno, şöyle devam etti:

"Barışı isteyenlerle barışı sürdürürsünüz. Dolayısıyla bir şekilde savaşı sonlandırarak, savaşı koruyacaklarla bir işbirliği sağlamak ve tarafların hepsini bir araya getirmek çok zorlu da olabilir. Bunun için müzakereleri oluştururken müzakereye sadece silahları taşıyanları değil aynı zamanda gelecek için büyük fikirleri olanları da bir araya getirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla Cenevre'de Suriye hakkında yapılan toplantıda bir dizi temsilci vardı, sivil toplum temsilcisi vardı. Onların bu sürece katılması son derece önemli. Onlar bu konuda eylem planlarında da yer alacaklar. Bu halkayı genişletmek gerekiyor."

Eski Ürdün Başbakan Yardımcısı Nasser Judeh de çatışmaların ancak bütününü çözerek ilerlemenin mümkün olduğunu, çatışmaların yeniden alevlenmesinin önlenmesi gerektiğini belirtti.

İsrail-Filistin sorunu konusunda 1987'den sonra girişimler olduğunu, çeşitli anlaşmalar yapıldığını, bazı başarılar elde edildiğini, ancak nihai sonuca yaklaşılamadığını anlatan Judeh, Suriye'de istenen çözümün, ihtilafın sonlandırılması ve yeniden alevlenmesinin önüne geçilmesi olduğunu vurguladı.

Geri Dön