ANALİZ - Irak'ta Türkmenlerin dışlanması istikrara darbe vuracak

Irak'ta yeni kabinede Türkmenlerin temsil edilmiyor olması eşitlik ilkesine ters bir durum oluşturuyor. Irak parlamentosunda 10 milletvekiline sahip Türkmenlerin temsil edilmemesi, ulusal birlikteliğe gölge düşürüyor ve Türkmenler göz ardı ediliyor - Irak parlamentosu tarafından onaylanan bakanlar, kağıt üzerinde “teknokrat ve bağımsız” görünüyor olsalar bile bu kişilerin de partiler ve siyasi kitleler tarafından aday gösterilmiş olmaları, bağımsızlıkları konusunda soru işaretleri ortaya çıkarıyor - Irak'ın asli unsurlarından Türkmenlerin siyasette hak ettikleri şekilde temsil edilememesi, ülkedeki istikrarın devamı ve katılımcı bir yönetim mekanizmasının tesis edilmesinin önünde ciddi bir engel - Gelinen noktada Türkmenlerin de kendi içlerindeki anlaşmazlıkları aşmaları ve yeniden toparlanmaları gerekiyor. Bu çabaları desteklemek ve birleştirmek ve siyasi liderleri birlikte çalışmaya teşvik etmek, anlaşmazlıkların çözümüne katkıda bulunmak bakımından Türkiye’nin önemli desteği olduğunu belirtmek gerekiyor - Türkmen liderlerden siyasetçilere, aydınlardan sokaktaki sıradan insana kadar bütün Türkmen halkının inisiyatif alması gerekiyor. Türkmenlerin birlikte duruş sergiledikçe, bunun göz ardı edilmesi giderek zorlaşacak

BİLGAY DUMAN - Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi, 21 Kasım 2017’de DEAŞ'ın askeri olarak mağlup edildiğini açıklayarak, Irak’ta yeni bir dönemin başladığını ilan etmişti. Yaklaşık 3,5 yıl süren DEAŞ'la mücadele dönemi, Irak’ta farklı dinamikler ortaya çıkardı. Bu dinamiklerin DEAŞ sonrası dönemde etkisini uzun bir süre koruyacağını söylemek mümkün. Zira 12 Mayıs 2018’de gerçekleştirilen parlamento seçimleri öncesi ve sonrasında yaşanan siyasi gelişmeler ve tartışmalar bu durumu kanıtlar nitelikte oldu. Irak’taki hemen her süreçte olduğu gibi Türkmenler de yaşanan gelişmelerden nasibini acı bir tecrübe ile yeniden aldı.

Söz konusu seçimler, DEAŞ sonrası sürecin ardından yapılan ilk seçimler olması nedeniyle, Irak için önemli bir köşe taşı niteliği taşıyor. Zira 30 Nisan 2014’te yapılan parlamento seçimlerinin ardından, Haziran 2014’te DEAŞ'ın Irak topraklarının bir kısmında kontrol sağlaması, hükümetin olağanüstü ortamda kurulmasına sebebiyet verdi. 2017 yılı sonu itibariyle DEAŞ'ın Irak’taki kontrolü sona erdirilmiş olsa da örgütün bıraktığı izler, siyaset üzerinde önemli etkiler ortaya çıkardı. DEAŞ'ın Irak’taki kontrolü süresince güvenlik ve siyaset alanında yaşanan güç boşluğu, Haşdi Şabi gibi yeni aktörlerin siyaset ve güvenlik alanında etkili olmasını beraberinde getirdi. Öte yandan 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilen IKBY referandumu ve sonrasında yaşanan gelişmelere ek olarak, Irak merkezi hükümetinin 16 Ekim 2017 tarihinde yaptığı operasyonla Kerkük ve tartışmalı bölgelerde kontrolü yeniden ele alması, siyasi dinamikleri önemli ölçüde değiştirdi ve Irak’ta yeni bir siyasi harita oluştu.

Bu şartlar altında seçimlere giren Irak’ta seçimlerden önce oluşan koalisyonlar ve ittifaklar Irak’taki siyasetin farklılaştığına dair bir kanıt niteliğinde. Nitekim seçimlere 204 parti ve 27 koalisyon yer aldı ve Irak’ta ilk kez etnik ve dini gruplar bu denli çok parçalı bir siyasi yapı ile seçimlere girdi. Türkmenler ise ilk kez Kerkük’te tek liste ile seçimlere katılırken, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Musul, Selahaddin gibi vilayetlerde ise farklı koalisyonlar içerisinde yer aldı.

- Seçimlerde Türkmenlerin tutumu

DEAŞ'tan en fazla etkilenen grupların başında gelen Türkmenler arasından 11 parti seçimlere katılmak için kayıt yaptırırken, Türkmen siyasetinin en güçlü olduğu vilayet olan Kerkük’te Türkmen siyasi partileri, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Erşad Salihi önderliğinde “Kerkük Türkmen Cephesi” isimli liste ile seçimlere girme konusunda anlaştı. Bu durum Türkmenlerin siyasi birlikteliği ve bütüncül kimliklerini korumaları açısından son derece önemli bir gelişme oldu. Bununla birlikte Kerkük’te beş farklı listeden 32 Türkmen aday da seçimlere katıldı. Türkmen siyasi partileri Kerkük haricinde başka bir vilayette ortak liste ile seçimlere girme kararı almamış olması, diğer bölgelerdeki Türkmen kimliğinin varlığının ortaya konuşması açısından önemli bir eksiklik oldu. Musul, Selahaddin ve Bağdat’ta Türkmen partilerin de yer aldığı koalisyonlar oluşturuldu.

Türkmen partilerin, diğer partiler gibi, birçok konuda ayrışma ve bölünme nedeniyle zaten az olan etkileri daha da azaldı. Bazı etkili Türkmen siyasi figürlerin şahsi menfaatleri yönünde hareket etmesi ve Türkmen lider ve siyasetçilerin anlaşamayarak birden fazla kişinin bir makama aday olması, Türkmen siyasetindeki ayrışmaları daha da derinleştirdi. Dolayısıyla bu durum halka da yansıdı ve Türkmenlerin sosyal boyutundaki sorunların daha da derinleşmesine neden oldu. Sonuç olarak, Türkmen siyasi hareketi dağılmış, zayıflamış ve kendi içinde bölünmüş bir hal aldı. Bu durum Türkmenlerin seçim performansını da olumsuz yönde etkiledi. Nitekim tartışmalı geçen seçimler ve daha sonrasında gündeme gelen hile iddialarının gölgesinden açıklanan seçim sonuçlarına göre Türkmenler farklı vilayet ve listelerden 10 milletvekiline sahip oldu. İlk kez Kerkük’te ortak bir liste ile seçimlere giren Türkmenler, Kerkük’ten 3 milletvekili çıkardı. Bu sayıyı 2014’teki seçimlerde 2 milletvekiline sahip olan Türkmenler için nispi bir başarı olarak değerlendirmek mümkün olmakla birlikte, Kerkük’te özellikle KYB’nin seçim hilesi yaptığına yönelik güçlü kanıtların olması, Kerkük’teki seçim sonuçlarının gerçeği yansıtmadığı iddialarını haklı çıkarıyor. Öte yandan 4 milletvekili Musul’dan (Telafer) seçilirken, 2 milletvekili Selahattin (Tuzhurmatu) ve 1 milletvekili de Bağdat’tan seçildi. Musul’dan seçilen Türkmen milletvekillerinin tamamının Telaferli adaylar olması göze çarparken, 4 milletvekilinden 3’ünün Haşdi Şabi içerisindeki grupların oluşturduğu Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Listesi’nden seçilmesi de dikkat çekici bir gelişme oldu. Diğer taraftan Irak’taki en büyük ve en yaygın Türkmen siyasi partisi olan Irak Türkmen Cephesi’nin Kerkük dışındaki vilayetlerde katıldığı koalisyonların hiçbirinden milletvekili seçtirememiş olması da Irak Türkmen Cephesi’nin Türkmen coğrafyasındaki etkinliğine dair tartışmalara yol açtı. Bununla birlikte Irak Türkmen Cephesi Başkanı Erşad Salihi haricinde seçilen Türkmen milletvekillerinin tamamının yeni yüzler olması ve daha önce temsil edilmeyen gruplardan seçilmeleri, Türkmenlerin siyasal davranış yönünü de farklılaştırmış görünüyor.

- Türkmenleri dışlama çabası

Irak’ta 12 Mayıs 2018 tarihinde yapılan tartışmalı parlamento seçimlerinin ardından seçim sonuçlarının onaylanması ile Irak’ta hükümet kurma süreci başladı. İlk seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından farklı siyasi grupların bir araya gelerek parlamentodaki en büyük grup olma konusunda başlattığı yarış bir sonuca ulaşamazken, farklı düzeylerdeki makamlar için azami düzeyde üzerinde anlaşma sağlanabilecek adaylar belirlendi. Nitekim 15 Eylül 2018 tarihinde Irak parlamentosunda yapılan oylama ile Enbar eski Valisi Muhammed el-Halbusi parlamento başkanı seçilirken, Beşir Haddad ve Hasan Kerim el-Kaabi de başkan yardımcıları olarak belirlendi. Bu süreçle birlikte hükümet kurma takvimi için ilk somut adım atılmış oldu. Parlamento başkanı ve yardımcılarından sonra 2 Ekim tarihinde Irak parlamentosu, cumhurbaşkanını seçmek için toplandı ve yapılan oylamada, KYB’nin adayı olarak Irak parlamentosuna sunulan ve en güçlü aday olarak görünen Berhem Salih, beklendiği şekilde cumhurbaşkanı olarak seçildi. Yemin töreninden sonra Berhem Salih, Adil Abdülmehdi’yi hükümeti kurmakla görevlendirdi.

Adil Abdülmehdi’nin görevlendirilmesinin ardından anayasal düzenlemeler doğrultusunda en fazla 30 gün sürmesi öngörülen hükümet kurulma aşaması başladı. Abdülmehdi her fırsatta teknokrat bir hükümet kuracağını açıklasa da yaklaşık 20 günün sonunda 22 kişilik bakanlar kurulu listesini hazırladı ve bu kabineyi 24 Ekim 2018 tarihinde Irak parlamentosuna getirdi. Ancak siyasi grupların bir kısmının, belirlenen kişileri kabul etmeyerek toplantı salonunu terk etmeleri sonucu, Adil Abdülmehdi’nin parlamentoya getirdiği kabine üyelerinden ancak 14’ü güvenoyu alabildi, diğer isimler hakkında bir oylama yapılamadı. Söz konusu 22 kişilik listenin en fazla dikkat çeken yönlerinden biri, İbadi kabinesinde olduğu gibi, Irak’ın üçüncü ve kurucu asli unsuru olarak ifade edilen Türkmenlere bir bakanlık dahi verilmemesi oldu. Bakanlıklar için oluşturulan isim listesinde Türkmenlere yer verilmemiş olması, Irak’ın birliği ve bütünlüğüne ters olduğu gibi eşit ve demokratik ülke olma iddiasını da baştan çökertti. Nitekim Türkmenler “bir” bakanla dahi olsa 2003 sonrası oluşturulan her kabinede temsil edildi. 2014 seçimlerinden sonra da bir Türkmen bakan kabine de yer alırken, 2016 yılında İbadi tarafından yapılan kabine revizyonunda Türkmenlerin sahip olduğu İnsan Hakları Bakanlığı lağvedilerek, Türkmenlere başka herhangi bir bakanlık verilmedi. 2018 kabinesinde de Irak’ta azınlık bir unsur olarak Hristiyanlar temsil edilirken, oluşturulan son kabinede Türkmenlerin temsil edilmiyor olması, eşitlik ilkesine ters bir durum oluşturuyor. Irak parlamentosunda 10 milletvekiline sahip Türkmenlerin temsil edilmemesi, ulusal birlikteliğe gölge düşürüyor ve Türkmenler göz ardı ediliyor. Bu anlamıyla DEAŞ sonrası sürecte en fazla mağdur edilen kesim olan Türkmenler, siyasi süreçten de dışlanmış görünüyor. Öte yandan her ne kadar seçim sonrası 10 Türkmen milletvekili parlamentoda bir grup kurduklarını açıklamış olsa da bakanlık seçimi konusunda ortak hareket edemedi ve ortak bir aday çıkartamadı.

- Bakanların bağımsızlığı tartışmalı

Irak parlamentosu tarafından onaylanan bakanlar kağıt üzerinde “teknokrat ve bağımsız” görünüyor olsalar bile bu kişilerin de partiler ve siyasi kitleler tarafından aday gösterilmiş olmaları, bağımsızlıkları konusunda soru işaretleri ortaya çıkarıyor. Yeni göreve getirilen bakanların siyasi gruplar tarafından aday gösterilmeleri nedeniyle ilerleyen süreçte siyasi partilerin baskılarına maruz kalmaları muhtemel. Bununla birlikte, demokratikleşme sürecindeki ülkelerde siyasi bağlar da zaman zaman kurumsal işleyişin korunmasını kolaylaştırmakta. Bu noktada siyasi korumadan uzak, bağımsız adayların, pozisyon elde edemeyen siyasi gruplar ya da milis grupların baskısı altında kalabileceği de göz önünde tutulmalı. Özellikle Irak’ta teknokrat ve siyasi bakımdan bağımsız bir kabinenin yürütülebilmesi için devlet denetim mekanizması ile güvenlik aygıtının geliştirilmesi ve hükümetin pozisyonunu koruyabilecek yeterlilikte olması şart. DEAŞ'la mücadele sürecinin getirdiği zorlukla birlikte, bölgesel ve küresel politik müdahaleler, IKBY ile yaşanan siyasi çekişme, DEAŞ sonrası süreçte Sünni Arapların pozisyonu gibi sorunlar da Abdülmehdi’yi bekleyen en ciddi meseleler. Siyasetteki eşitsizlik de istikrarı bozucu bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle Irak’taki siyasi istikrar ve hükümetin devamlılığının sağlaması zor görünüyor. Bu noktada Irak’ta gerçek bir ulusal uzlaşının gerçekleştirilerek, tam katılımcı bir yönetim mekanizmasının kurulması en iyi çıkış yolu.

Ancak başta Türkmenler olmak üzere siyasal ve etnik eşitsizlikle karşı karşıya kalan toplumların sorunları, ülkedeki problemleri daha da derinleştiriyor. Bu noktada Irak’ta Türkmen kimliğinin gittikçe erozyona uğradığı ya da uğratıldığını söylemek yerinde olacak. Türkmenler, 2003 sonrası Irak’taki siyasi sistem içerisinde hak ettikleri pozisyona gelemezken hem yerel hem de genel politikada günden güne geri plana düştü. Özelikle 2014 Haziranında DEAŞ'ın Irak’ta hakimiyet bölgeleri oluşturmasından sonra, siyasi olarak gerileyen Türkmenler, DEAŞ'ın yol açtığı bütün olumsuzluklarla da karşı karşıya kaldı. Türkmenler doğrudan DEAŞ'ın hedefi haline gelirken, örgütün kontrol ettiği ya da etkide bulunduğu başta Telafer ve Musul olmak üzere, Kerkük, Tuzhurmatu, Diyala gibi yerlerden göç etti. En az 600 binden fazla Türkmen’in mülteci konumuna düştüğü söyleniyor. Türkmenlerin bir kısmı Irak’ın güneyindeki Necef, Kerbela, Hille gibi bölgelere göç ederken, bir kısmı da Irak’ın kuzeyinde Duhok ve Erbil’e bir kısmı ise Türkiye’ye göç etmeye mecbur kaldı. Böylelikle Türkmenler göç ettikleri bölgelerde azınlık nüfus konumuna düştü. Sosyal hayatın da uzağında kalan Türkmenler, gittikleri bölgelerde yabancılık çekti ve işsizlik, eğitimsizlik gibi sorunlarla karşı karşıya kaldı. Öte yandan DEAŞ'ın alan hakimiyeti sonlandırılmış olmasına rağmen Telafer ve Tuzhurmatu gibi yerlerde yaşayan Türkmen halkının büyük bölümü halen evlerine dönemedi.

Gelinen noktada Türkmenlerin yeniden ciddi bir toparlanmaya ihtiyacı var. Bu bağlamda bazı Türkmen milliyetçilerinin çabaları ve Türkiye hükümetinin bu konudaki rolü takdir edilmeli. Özellikle de bu çabaları desteklemek ve birleştirmek ve siyasi liderleri birlikte çalışmaya teşvik etmek, anlaşmazlıkların çözümüne katkıda bulunmak bakımından Türkiye’nin önemli desteği olduğunu belirtmek gerekiyor. Ancak bu tek başına yeterli değil. Türkmen liderlerden siyasetçilere, aydınlardan sokaktaki sıradan insana kadar bütün Türkmen halkının inisiyatif alması gerekiyor. Türkmenlerin birlikte duruş sergiledikçe, bunun göz ardı edilmesi giderek zorlaşacak. Türkmenler bunun en iyi örneğini seçim sonrasında gösterdi. Kerkük’teki seçimlere itiraz eden Türkmenler, 28 gün boyunca meydanlarda birlik içerisinde haklarını savundu ve bu gösteriler sonucunda oylar yeniden elle sayıldı. Sonuçlara ilişkin büyük bir değişiklik olmadıysa da Türkmenlerin varlığını hissettirebilmek ve koruyabilmek için en doğru yolun birliktelikten geçtiğini göstermesi açısından tarihi bir köşe taşı oldu. Bu anlamıyla Türkmenlerin bu birlikteliği sağlaması durumunda hiçbir kesimin Türkmenlerin haklarını görmezden gelmesi mümkün olmayacağını söylemek yerinde olacak.

[Bilgay Duman, Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) Irak Çalışmaları koordinatörüdür]

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler