HABER

Ankara Gar Saldırısı’nın 6’ncı Yılında Adalet Talebi

10 Ekim 2015'te Barış Mitingi için Ankara Garı önünde toplanan kalabalığa IŞİD tarafından düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişi İzmir’de anıldı. 10 Ekim 2015’teki saldırının üzerinden altı yıl geçti ancak hayatını kaybedenlerin ailelerinin adalet mücadelesi sürüyor

10 Ekim 2015'te Barış Mitingi için Ankara Garı önünde toplanan kalabalığa IŞİD tarafından düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişi İzmir’de anıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından Alsancak Garı karşısında yaptırılan anıtın açıldığı törenine sivil toplum kuruluşları, meslek odaları, sendikalar ve siyasi partilerin aralarında olduğu İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri de katıldı. Çeşitli illerden hayatını kaybedenlerin yakınları ve saldırıda yaralananlar da anma töreninde yer aldı.

Saldırının düzenlendiği saat 10.04’te saygı duruşuyla başlayan törende, katılımcılar hayatını kaybedenleri temsil eden 103 çelik siluetten oluşan anıta karanfiller bıraktı. Törende sık sık “10 Ekim’i unutma unutturma”, “Katil IŞİD, işbirlikçi AKP”, “Onlara sözümüz barış olacak” sloganları atıldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer yaptığı konuşmada, “6 yıl önce bugün Türkiye’nin en büyük katliamlarından birini yaşadık. Emek, demokrasi ve barış mitingi terör eylemine dönüştü. Barışın haykırıldığı esnada bu sesi susturmak istediler. Yitirdiğimiz canların emanetine koşulsuz, şartsız sahip çıkarak onların hayalini gerçekleştireceğiz. Savaşa karşı barışı, sömürüye karşı emeği savunmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

“Devlet üç maymunu oynuyor”

Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Ege Bölge Temsilcisi Memiş Sarı okudu. Sarı, “Bombayı atan IŞİD militanları görünse de katliamın gerçek azmettiricisinin bugünkü siyasal iktidar ve devlet güçlerinin olduğu o kadar açık ki. Tıpkı Dersim, Çorum, Maraş, Sivas, Suruç katliamları gibi, her şey ortada. Devlet üç maymunu oynuyor" dedi.

2018’de tutuklu sanıklar yönünden 10 Ekim Davası’nın karara bağlandığını, 9 kişi hakkında 101’er kez ağırlaştırılmış müebbet cezası verildiğini hatırlatan Sarı, “Ana dosyadan tefrik edilen firari sanıkların yargılandığı dosya, Türkiye’de ilk defa ‘İnsanlığa Karşı Suç’ kavramının yargıya konu edilmiş dosyası oldu. Bu yönüyle 10 Ekim Katliamı, Türkiye siyasi tarihi ve yargı tarihi bakımından da kamuoyunu ilklerle buluşturan bir konumdadır” ifadelerini kullandı.

“Adalet kamuoyu vicdanında tecelli etmiş değil”

16’sı firari, biri tutuklu 17 sanık yönünden devam eden yargılamanın duruşmasının 24 Kasım’da Ankara’da görüleceğini kaydeden Sarı, “Beş yıldır katıldığımız her duruşmada, katliamda ihmali olan kamu görevlilerinin ve sorumlulukları bulunan siyasetçilerin de yargılanması gerektiğini dile getirdik. Ne yazık ki, geçen bu süreçte mahkeme heyetinin değiştiğine, katılan ve mağdur olanların sanık olarak addedildiğine, ‘adalet’ isteyenlerin mahkeme salonlarından çıkarılmak istendiğine tanıklık ettik. Mahkeme salonlarında denk gelmediğimiz adalet, kamuoyu vicdanında da tecelli etmiş değil” diye konuştu.

5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da ve 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta yaşanan saldırıların failleri bulunsaydı 10 Ekim’deki saldırının da hiç yaşanmayacağını belirten Sarı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kamusal sorumluluğun katliamlardaki yerinin ortaya koyulabilmesi, devletin hizmet kusuru olduğunun bir mahkeme kararında geçebilmesi adına açmış olduğumuz tam yargı davalarının pek çoğunda artık Danıştay aşamasına gelinmiş bulunmaktadır. 2021 yılı temmuz ayında Danıştay tarafından verilen, devletin bu katliamlardan dolayı ‘kusursuz’ olduğu ve ölenlerin, yaralananların kusurlu ve borçlu çıkarıldığına dair kararı, katliamın 6. yılında vicdanları yaralamaktadır. İlk derece mahkemelerde açık ve bariz kamusal kusura işaret edilirken üst mahkeme süreçlerinde devletin sosyal risk sorumluluğundan dahi bahsedilmemesi büyük bir çelişki ve sorundur. Elbette ki, verilen her yanlış ve hatalı karara karşı bu ülkenin iç hukuk yollarını tüketmek amacıyla her türlü hukuki başvuruyu yapmış bulunmaktayız.”

Ankara’daki anmaya katılanların gözaltına alınması kınandı

10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği İzmir Temsilcisi Mustafa Güven ise Ankara’da düzenlenen anmada birçok kişinin polis tarafından gözaltına alınmasını kınayarak konuşmasına başladı. Güven, “Hiçbir güç, hiçbir anlayış, bizim bu ülkeye ve çocuklarımıza bırakacağımız barışı, kardeşliği ve özgürlüğü engelleyemeyecek. Belki bizim bedenlerimizi ortadan kaldırabilirsiniz ama bu ülkenin barışa olan inancını, bu insanların demokrasiye olan inancını ortadan kaldıramayacaksınız. Bu katliamda ve benzeri katliamlarda yitirdiğimiz bütün canlarımız bu ülkenin tarihinde, barış mücadelesinde barış güvercinleri olarak onur içerisinde yer alacaktır. Ancak bu katliamı gerçekleştirenler de tarihin sayfalarında katiller olarak yer alacaklardır” dedi.

“Adaleti siyasetler üstü bir çabayla biz getireceğiz”

Ardından saldırıda ölenlerin aileleri ve yaralananlar söz aldı. 10 Ekim 2015’te Barış mitinginde kızı ve ablasını kaybeden Hatice Çevik, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne anıt için teşekkür etti. Çevik, “Bu anıtı, altı yıldır içinde yaşadığımız karanlığın aydınlığa çıkışı için aralanan bir kapı olarak görüyorum. Altı yıldır hayat artık bizim için eskisi gibi değil. Bizi hayatta tutan tek şey var, o da mücadele azmimiz, kararlılığımız ve adaletin geleceğine değil adaleti getireceğimize olan inancımız. Adalet gelmez; hep birlikte siyasetler üstü bir çaba ile biz bu adaleti getireceğiz. Hepimiz elimizi taşın altına koymazsak, gerçekten bu ülkede birlik, beraberlik, adalet, hak, hukuk gelmez” dedi.

Saldırıda eşini kaybeden Evrim Mak ise “Bundan altı yıl önce sevgili eşim de emek, barış ve demokrasi talepleri için Ankara'ya yola revan oldu. Nereden bilecektik ki bizlere hain pusular kurulduğunu ve üzerimize bombalar yağacağını? Nereden bilebilirdik en sevdiklerimizi, analarımızı, babalarımızı, evlatlarımızı ve yoldaşlarımızı ellerimizden alacaklarını? Meğer barışın, demokrasinin ve emeğin birileri için ne kadar kötü bir şey olduğunu bilememişiz.Umudumuzu, hayallerimizi, geleceğimizi katlettiler. Amaçları orada sadece katliam değil, bütün ülkeye korku salmaktı. Ama bugün de görüyoruz ki bunu asla başaramayacaklar” diye konuştu.

“Bugün halen devletin bu işte hiçbir sorumluluğunun olmadığı şeklinde hikaye anlatılıyor”

10 Ekim 2015’teki saldırının üzerinden altı yıl geçti ancak hayatını kaybedenlerin ailelerinin adalet mücadelesi sürüyor. IŞİD tarafından 3 saniye arayla gerçekleşen 2 canlı bomba saldırısının ardından 16'sı firari 35 sanığın yargılandığı davanın ilk duruşması, 7 Kasım 2016'da görüldü. “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs”, “100 kişiyi öldürme”, “391 kişiyi öldürmeye teşebbüs”, “örgüt üyeliği” gibi suçlardan cezalandırılması talep edilen dokuz sanığa 3 Ağustos 2018 tarihinde açıklanan kararda 101'er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Dokuz tanığın dinlendiği ve firari sanıklar yönünden açılan dava ise halen devam ediyor. Ancak hiçbir kamu görevlisinin yargılanmamış olmasına, aileler ve avukatlar tepkili.

VOA Türkçe’ye açıklamada bulunan 10 Ekim ailelerinin avukatlarından Hasan Hüseyin Emin, “Canlı bombalarla ilgili emniyet istihbaratının bir raporu vardı. Tunceli Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Dairesi tarafından, canlı bombanın adını da söylemek suretiyle ‘muhtemelen Ankara'da yapılacak olan bir mitinge yönelik canlı bomba eylemi düzenleyecektir’ diye Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na gönderilmiş bir rapor vardı. Bu rapor miting günü dahi düzenleme kurulundan saklandı. Bütün bunlar İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından düzenlenen raporda belirtildi ve bir kısım emniyet üst düzey görevlilerinin yargılanması gerektiğine dair görüş bildirildi. Ancak Ankara Valiliği soruşturma izni vermedi. İtirazlarımızı yaptık, itirazlar reddedildi ve bugün halen devletin bu işte hiçbir sorumluluğunun olmadığı şeklinde bir hikaye anlatılıyor. Oysa devlet en başından beri neyin, nerede, ne zaman, kim tarafından, hangi zaman dilimi içerisinde yapıldığını gayet net olarak biliyordu” dedi.

“Mahkemeler dahil olmak üzere delillerin saklandığı bir davayla karşı karşıyayız”

Firari sanıklarla ilgili devam eden davada mahkemeler yoluyla delillerin saklandığını kaydeden Emin, “Aslında firari sanık demek çok doğru değil. Örneğin davanın bir numaralı sanığı olarak aranan firari İlhami Balı’nın Ankara Söğütözü'ndeki Anadolu Oteli'nde dört gün süreyle MİT Başkanlığı tarafından VIP konuk olarak alıkonulduğu ve ellerinde olduğu bilinen bir gerçeklik. Yine Ahmet isimli sanığın, Gaziantep'te tutuklandığı, tutukluluğundan kısa bir süre sonra serbest bırakıldığı biliniyor. Ankara Mahkemesi, Gaziantep mahkemesine bunları yazarak 'evrakları gönderin' dediğinde Gaziantep mahkemesi 'böyle bir evrak yoktur' diye cevap verebiliyor. Nihayet kendi olanaklarımızla arkadaşlarımız gidip oradan o evrakları bulup mahkemeye sunduktan sonra, mahkeme suç duyurusunda bulunulacağı ihtarıyla yazdıktan sonra, Gaziantep mahkemesi elindeki örnekleri gönderdi. Yani mahkemeler dahil olmak üzere delillerin saklandığı bir davayla karşı karşıyayız” diye konuştu.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından sanıklardan E. Ekici’nin 'insanlığa karşı suçtan' yargılanmasını isteyen bir iddianame yazdığını ve Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildiğini anımsatan Emin, “Mahkeme önüne bir kısım deliller gelmesine rağmen 'bu bir insanlık suçudur' iddialarımız yok sayıldı. Nihayetinde en son bir savcı, gerçekten hukukçu gibi davranarak bu davada ceza almış olan sanıklardan birisi hakkında insanlık suçu işlediği gerekçesiyle yeni bir dava açtı ve o dava devam ediyor. Esasen bu dava bizce belli bir kazanım sağlamış durumda. Bu davada yapılan çalışma, ailelerin sahiplenilmesi, avukat arkadaşlarımızın olağanüstü bir çabayla bu davada gerçeklerin kısmen de olsa ortaya çıkarılmasını sağlamaları sonucunda belki de süregidecek bir katliamlar zincirinin önüne geçilmiş oldu” dedi.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön