HABER

Barolar Birliği'nden ağır itham

TBB Başkanı Coşar: Yargıya yönelik zorla dayatılan suskunluk kuşkuyu ve itaatsizliği besler

TBB Başkanı Ahsen Vedat Coşar, yargı kararlarının eleştirilmesinin “görülmekte olan bir davaya müdahale niteliğinde olmadığını” savundu. Yargı kararları üzerine konuşmanın, ifade özgürlüğünün gereği olduğunu ifade eden Coşar, “Yine yargıya karşı saygının, yargı kararlarının eleştirilmemesiyle sağlanacağını düşünmek de ciddi bir yanılgıdır. Zira yargının saygınlığını korumak adına zorla dayatılan suskunluk, yargıya saygıyı artırmaktan daha çok, yargıya yönelik kuşkuyu ve itaatsizliği besler” dedi.

-Çoşar, davalara ilişkin hazırlanan iddianamelerin kısa, açık ve anlaşılır hazırlanması gerektiğine vurgu yaparak, “Başta kamuoyunda ‘Ergenekon’ olarak bilinen davaya esas olan iddianameler olmak üzere, örgütlü olarak işlendiği ileri sürülen suçlara konu diğer pek çok davanın dayanağı olan iddianameler, iddianame tekniğine uygun olarak hazırlanmadığı gibi açık biçimde adil yargılanma hakkına aykırıdır, özgürlük hakkının ihlalidir, insan hakkı ihlalidir” diye konuştu.

-Referandumun bazı sakıncaları olduğunu da savunan Coşar, “Referandumun en başta gelen sakıncası, toplumu birleştiren değil, ayrıştıran, kutuplaştıran bir süreç olmasıdır, ki bu süreci yaşıyoruz” dedi.

-Konuşmasında, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kaldırıldığını yerine, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin getirildiğini hatırlatan Coşar, “Bunlar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni de aratıyor. Bu mahkemeler, Ceza Muhakemesi Kanunu ile getirilen insan odaklı yargılama modelinin amacına ve ruhuna aykırıdır. Bu mahkemeler, temel hak ve özgürlükler yönünden ciddi tehdit ve tehlikeler içermektedir” diye konuştu.

ankara (anka) – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Ahsen Vedat Coşar, yargı kararlarının eleştirilmesinin “görülmekte olan bir davaya müdahale niteliğinde olmadığını” savundu. Yargı kararları üzerine konuşmanın, ifade özgürlüğünün gereği olduğunu ifade eden Coşar, “Yine yargıya karşı saygının, yargı kararlarının eleştirilmemesiyle sağlanacağını düşünmek de ciddi bir yanılgıdır. Zira yargının saygınlığını korumak adına zorla dayatılan suskunluk, yargıya saygıyı artırmaktan daha çok, yargıya yönelik kuşkuyu ve itaatsizliği besler” dedi.

Coşar, Yargıtay’da düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’nde bir konuşma yaptı. “Geçen yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren geçmişteki bütün çağlardan çok farklı bir çağda yaşandığını” dile getiren Coşar, bu çağın adının “demokrasi çağı” olduğunu vurguladı. Demokrasiyle birlikte, “kapalı sistemler açılmaya, otoriter rejimler çökmeye, alışılagelmiş hiyerarşiler yıkılmaya, kimi tabular sorgulanmaya” başlandığını anlatan Coşar, demokrasinin geliştiğini ifade etti. Coşar, “Bu bağlamda, hem bunları ve hem de hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını, başta yaşam hakkı olmak üzere, ifade özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü, mülkiyet hakkını, diğer temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve güvence altına alınmasını temel alan ve o nedenle ‘anayasal demokrasi’ olarak isimlendirilen yeni bir demokrasi algısı ve anlayışı gelişmiştir” dedi.

-“SADECE YÜRÜTME ORGANI YETMEZ”-

Siyasal sistemlerin, anayasa, yasama organı ve yargı organı olmaksızın da işleyebileceğine işarete eden Coşar, şöyle konuştu:

“Ama devlet siyasasını oluşturan ve çalıştıran bir yürütme organı olmaksızın ayakta kalamazlar. Onun için siyasal bir sistemin veya bir devletin ‘olmaz ise olmaz’ organı yürütme organıdır. Ne var ki, sadece yürütme organının var olduğu, yürütme organının hesap verebileceği seçilmiş bir yasama organının bulunmadığı, bir siyasal sistem uzun süre ayakta kalamaz, kalsa da demokratik olmaz.”

-BAĞIMSIZ YARGI-

Coşar, yürütme erkinin Anayasanın çizdiği sınırlara bağlı olduğunu vurgulayarak, “demokrasi” ile “anayasal devlet” arasındaki gerilimin de bu nokta da doğduğunu dile getirdi. “Anayasal demokrasilerde, temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda merkezi öneme sahip olan organın, “yargı organı” olduğunu savunan Coşar, yargının bağımsız ve tarafsız olması gerektiğine dikkat çekti. Coşar, yargı bağımsızlığının yargıçlara tanınmış bir ayrıcalık olmadığını, yargıçların tarafsızlığını sağlamanın aracı olduğunu ifade etti.

-“BÜROKRATİK BİR VESAYET ORGANI”-

Anayasa Mahkemesinin, iktidar partisi tarafından benimsenen ve savunulan görüşe göre “bürokratik bir vesayet organı konumunda” olduğunu dile getiren Coşar, “Yine bu görüş sahiplerine göre, Anayasa Mahkemesi’nin yaptığı yargısal denetim Meclis çoğunluğunun iradesine karşı olmakla demokratik meşruiyet ilkesine aykırıdır” dedi.

Yargı erkinin, halk egemenliğine dayandığını vurgulayan Coşar, “O nedenle kaynağını ve meşruiyetini Anayasadan alan yargı erkinin bir parçası olan Anayasa Mahkemesi’nin bürokratik bir vesayet organı olarak kabul edilmesine ilişkin görüşler doğru olmadığı gibi, mahkemenin meşruiyetinin ve yetkisinin sorgulanması da doğru değildir” diye konuştu.

Yasama organının, Anayasa Mahkemesi’ne “üye seçme hakkına sahip olmaması gerektiğini” savunmanın yanlış olacağını dile getiren Coşar, Anayasa değişikliğiyle Meclis’e Anayasa Mahkemesi’ne üye seçmek yetkisinin verilmiş olmasının “demokratik meşruiyet” ilkesine uygun olduğu görüşünü dile getirdi.

-“CUMHURBAŞKANINA VERİLEN YETKİ DEMOKRATİK DEĞİLDİR”-

“Anayasa Mahkemesi’ne üye seçmek konusunda Cumhurbaşkanı’na tanınan doğrudan ve dolaylı yetkinin geniş tutulmuş olması da bizce isabetli değildir” diyen Coşar, Cumhurbaşkanı’nın bu konudaki seçme yetkisinin herhangi bir denetime tabi olmadığını ve oluşturulan bu yapının “demokratik” değil, “vesayetçi” bir yapı olarak değerlendirdirileceğini vurguladı.

-“HSYK'NIN YAPISI”-

HSYK’da yapılan değişikliği de eleştiren Coşar, Kurul’da Adalet Bakanı’nın ve Müsteşarının üyelikleri korunmasının, Adalet Bakanı’nın, Adalet Müfettişlerini görevlendirme yetkisinin ortadan kaldırılmamış olmasının doğru olmadığını savundu. Coşar, HSYK’nın yeniden yapılanmasıyla ilgili olarak getirilen düzenlemenin, “yargı bağımsızlığını ciddi şekilde zedeleyecek ve hatta tehdit edecek boyutta” olduğunu öne sürdü.

-"DEĞİŞİKLİKLER YETERLİ DEĞİL"-

Anayasa’da yapılan bu değişikliklerin yeterli olmadığını ifade eden Coşar, Türkiye’nin hukuk ve demokrasi yolunda ilerleyebilmesi için temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemelerin gerektiğini vurguladı. Coşar, “Batı standartlarına uygun yeni bir anayasaya, parti içi demokrasinin kurulmasına ve işleyebilmesine olanak sağlayacak yeni bir Siyasi Partiler Yasası’na, seçim barajını kabul edilebilir bir orana indirmek suretiyle temsilde adaleti gerçekleştirecek bir Seçim Yasası’na gereksinimi vardır” dedi.

-"REFERANDUMUN SAKINCALARI"-

Referandumun bazı sakıncıları olduğunu savunan Coşar, “Referandumun en başta gelen sakıncası, toplumu birleştiren değil, ayrıştıran, kutuplaştıran bir süreç olmasıdır, ki bu süreci yaşıyoruz” dedi.

Temel hak ve özgürlükleri kapsayan hususların referanduma konu yapılamayacağını savunan Coşar, “Anayasa değişikliği gibi çok teknik, çok hukuki, çok siyasi bir konuda verilecek kararın, bu konuda çok az bilgili, çok az deneyimli olması nedeniyle medyanın etkisine ve manipülasyonlarına açık durumdaki halka referandum yoluyla sorulması yanlış bir tercihtir” değerlendirmesinde bulundu.

Anayasaların bugünü değil, yarını da kucaklayan ve bağlayan üst normlar olduğunu anımsatan Coşar, şöyle devam etti:

“Siyasi nitelikteki bu metinlerin ve dolayısıyla siyasi meselelerin referandum yoluyla evet/hayırdan ibaret iki seçeneği olan sorulara indirgenmiş olması, anayasa değişikliği gibi ciddi ve yaşamsal bir konunun basitleştirilmesi ve tahrif edilmesi sonucunu doğurur. O nedenle Anayasa değişiklikleri konusunda referandum yapılması bizce hatalı olmuştur. Nitekim anayasa değişiklikleriyle ilgili olarak Batı ülkelerinde referandum yoluna başvurulmamış, parlamentoda ve mutabakatla çözüme varılmıştır. Ülkemizdeki geçmiş uygulamalarda böyle olmuştur.”

-“ÖZEL YETKİLİ MAHKEMELERE” ELEŞTİRİ-

Konuşmasında, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin kaldırıldığını yerine, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin getirildiğini hatırlatan Coşar, “Bunlar, Devlet Güvenlik Mahkemeleri’ni de aratıyor. İhtisas mahkemesi niteliğinde olmayan bu mahkemeler, hem bu nedenle gereksiz, hem de yeni Ceza Muhakemesi Kanunu ile getirilen insan odaklı yargılama modelinin amacına ve ruhuna aykırıdır” dedi.

Coşar, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin görev, yetki ve yargılama usullerinin tartışıldığını ve temel hak ve özgürlükler yönünden ciddi tehdit ve tehlikeler içermekte olduğunu ileri sürdü.

Coşar, “Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin tabi olduğu usulle, Ağır Ceza Mahkemelerinin tabi olduğu usul, gerek savunma hakkının kullanılması, gerekse sanık haklarının güvence altına alınması ve gözaltı süreleri yönünden tamamen birbirlerinden farklıdır. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ve bu mahkemelerin tabi olduğu usul, yargılama birliği ilkesine, kanun önünde eşitlik ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırıdır” diye konuştu

Coşar, “Gizlilik kararlarıyla siyasi tehdit aracı gibi çalışan tarzlarıyla hiç de demokratik olmayan ve mahkemeden daha çok devletin ideolojik aygıtı ve hatta devrim mahkemeleri gibi çalışan bu mahkemelerin bir an önce kaldırılması gerekir” dedi.

-“YARGI KARARLARINI ELEŞTİRME MÜDAHALE DEĞİLDİR”-

Coşar, yargı kararlarının eleştirilmesinin “görülmekte olan bir davaya müdahale niteliğinde olmadığını” savundu. Yargı kararları üzerine konuşmanın, ifade özgürlüğünün gereği olduğunu ifade eden Coşar, “Yine yargıya karşı saygının, yargı kararlarının eleştirilmemesiyle sağlanacağını düşünmek de ciddi bir yanılgıdır. Zira yargının saygınlığını korumak adına zorla dayatılan suskunluk, yargıya saygıyı artırmaktan daha çok, yargıya yönelik kuşkuyu ve itaatsizliği besler” dedi.

-“İDDİANAMELER HAZIRLANIRKEN İNSAN ONURUNUN DOKUNULMAZLIĞINA DİKKAT EDİLMİYOR”-

Davalara ilişkin hazırlanan iddianamelerin kısa, açık ve anlaşılır hazırlanması gerektiğine vurgu yapan Coşar, üstü kapalı “Ergenekon” davasını da eleştirdi. Coşar şöyle dedi:

“Başta kamuoyunda ‘Ergenekon’ olarak bilinen davaya esas olan iddianameler olmak üzere, örgütlü olarak işlendiği ileri sürülen suçlara konu diğer pek çok davanın dayanağı olan iddianameler, iddianame tekniğine uygun olarak hazırlanmadığı gibi, bu iddianameler öncesinde yürütülen soruşturmalarda da ceza hukukunun temel ve evrensel ilkeleri olduğuna vurgu yaptığımız ‘hukukilik, oranlılık ilkesi, insan onurunun dokunulmazlığı ve dürüst işlem’ ilkelerine uyulduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bu çok açık biçimde adil yargılanma hakkına aykırıdır, özgürlük hakkının ihlalidir, insan hakkı ihlalidir.”

“Ergenekon” davasında, “makul sürenin” aşıldığının altını çizen Coşar, bu durumu da adil yargılanma hakkına aykırı ve insan hakkı ihlali olarak yorumladı.

Coşar, söz konusu dava kapsamında tutuklamaların olabileceğini ifade ederek, “Fakat, her şey hukuka, kanuna uygun olmalıdır, suç işleyen, suç işlediği hususunda ciddi kanıtlar bulunan adına sanık ve şüpheli dediğimiz kişilerin de hakları olduğu hususu dikkate alınmalıdır” dedi.

-“TUTUKLAMA KARARLARI ERKEN İNFAZA DÖNÜŞTÜ”-

Verilen tutuklama kararlarına da değinen Coşar, “Ülkemizdeki uygulama biçimi itibariyle tutuklama kararları, istisna ve önlem olmaktan çıkmış, kurala ve hatta erken infaza dönüşmüştür” iddiasında bulundu.

Türkiye’de, 58 bin 506 hükümlü olduğunu 60 bi 782 kişinin de tutuklu bulunduğunu açıkladı. Coşar, “Bu rakamlar, bir önlem olan, istisna olan tutuklamanın, kurala ve cezaya dönüştüğünün kanıtıdır” dedi.

-AVUKATLIK MESLEĞİ-

Avukatı ve avukatlık mesleğini “bağımsız, özgür, özerk kılmanın” çok önemli olduğunu dile getiren Coşar, “Böyle olduğu içindir ki, temel insan haklarından olan adil yargılama ilkesi, Avrupa Birliği Bakanlar Komitesi Avukatların Özgürlüğü Metni, Uluslararası Avukatlar Birliği’nin Herkes İçin Hak Arama Özgürlüğüne İlişkin Uluslararası Şartı, Havana Kuralları diye bilinen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler, savunmanın özgürlüğünü, bağımsızlığını, özerkliğini ve işlevselliğini öne çıkarır” dedi.

Coşar, avukatlar ve baroların, hukuk devletinin yerleşmesi, toplumda hukuka aidiyet bilincinin gelişmesi, demokrasinin kurumsallaşması, özgürlükler alanının genişlemesi konusunda çaba harcadığını kaydetti. “Dünyanın hemen her ülkesinde demokrasinin ve özgürlüklerin en yakın dostu ve teminatı avukatlar” olduğunu savunan Coşar, “Onun için avukatlar, totaliter yönetimler tarafından çok fazla sevilmezler. Avukatlar, statükoyla, statükonun korunmasından yana olanlarla sorunu olan bir mesleğin mensubudurlar. O nedenle, kurulu düzenden yana olanlar, onun devamından yarar sağlayanlar da avukatları sevmezler” diye konuştu.(ANKA)

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön