HABER

“Basın Kendine Güvenen Demokrasilerde Özgürdür”

ABD’nin basın özgürlüğünü korumak için ne yapması gerektiği, eski VOA yöneticilerinin de katıldığı panelde ele alındı. “Basın en çok kendine güvenen demokrasilerde özgürdür” mesajı öne çıktı

“Basın Kendine Güvenen Demokrasilerde Özgürdür”

ABD’nin dünyada basın özgürlüğünü korumak için ne yapması gerektiği ve Amerika’nın Sesi’nin (VOA) bağlı olduğu USAGM’in bu konuda üstlendiği rol Washington’da düzenlenen panelde ele alındı. Eski VOA yöneticilerinin de katıldığı toplantıda, “basının en özgür olduğu yerlerin kendine güvenen demokrasiler olduğu” mesajı öne çıktı.

Elliot School of International Affairs tarafından online olarak düzenlenen ve “ABD Küresel Özgürlükleri Korumak İçin Ne Yapmalı?” başlığını taşıyan panele, ABD Dışişleri Bakanlığı kamu diplomasisinden sorumlu eski müsteşar Richard Stengel, Amerika’nın Sesi’nin eski direktörü Amanda Bennett, Southern California Üniversitesi Kamu Diplomasisi Merkezi’nden Nicholas Cull ve Amerika’nın Sesi’nin eski direktörlerinden ve aynı zamanda George Washington Üniversitesi Medya ve Ulusal Güvenlik Projesi direktörü David Ensor katıldı.

“Trump’ın söylemi başka liderleri cesaretlendirdi”

İnternet üzerinden düzenlenen paneli yöneten David Ensor, hem ABD’de hem de dünya genelinde basın özgürlüğü durumu, internetin haberciliğe etkisini ve liderlerin kullandıkları söylemler sebebiyle gazetecilere duyulan güvendeki azalmaya ilişkin genel bir çerçeve çizdi.

Amerika’nın Sesi’nin (VOA) eski direktörlerinden David Ensor, basın mensuplarıyla sık sık tartışmaya giren ABD’nin bir önceki başkanı Donald Trump’ın kullandığı “yalan haber” ve “halkın düşmanı” gibi ifadelere atıfta bulunarak, başka liderlerin de bu söylemden cesaret bulduğunu belirtti.

Ensor, “Donald Trump’ın sevmediği haberler için ‘yalan haber’, sevmediği gazeteciler için de ‘halkın düşmanı’ gibi ifadeler kullanmaya başlamasından bu yana, Venezuela Devlet Başkanı Maduro, Rusya lideri Putin gibi çok sayıda başka lider de aynı şeyi yapma ihtiyacı hissetti. Hatta sadece ABD’nin hasımı olan ülkeler değil, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Macaristan lideri Viktor Orban gibi ABD’nin müttefiki olan liderler de var” ifadelerini kullandı.

Batı küresel düzeyde medya özgürlüğünü genişletmek adına ne yapmalı?

Panelistlere, “ABD’nin ve batı ülkelerinin dünya genelinde basın özgürlüğünü güçlendirmek için ne yapabileceği” sorusunu yönelten David Ensor, sorunun cevabının kısmen ABD’nin başka ülkelere tavsiye ettiklerini kendisinin de uygulaması, içerde medyayı güçlü tutması ve Amerika’nın Sesi (VOA) gibi uluslararası medya kuruluşlarına desteğini muhafaza etmesinde yattığını belirtti.

Amerika’nın Sesi’nin de bağlı olduğu USAGM’in başına eski Başkan Trump döneminde atanan Michael Pack, kurum içinde tartışmaya yol açan uygulamalara imza atmış ve Biden yönetiminin göreve gelmesinin ardından görevden alındıktan sonra onun yerine uzun yıllar VOA’de yönetici olarak görev yapmış olan Kelu Chao vekaleten getirilmişti.

Biden yönetimi Ocak ayında resmen göreve başlamadan önce geçiş ekibinde USAGM’den sorumlu isim olarak görevlendirilen TIME dergisi eski editörlerinden deneyimli gazeteci ve yorumcu Richard Stengel, Freedom House’un dünya genelinde demokrasinin 15-20 yıldır gerileme içinde olduğu uyarısında bulunan raporuna değindi.

Demokrasi ve basın özgürlüğü arasında doğru orantılı bir ilişki olduğunu vurgulayan Stengel, “Demokrasi güçlendikçe basın özgürlüğü de yükseliyor. Demokrasi düşüşe geçince basın özgürlüğü de azalıyor. Son yıllarda özgürlükçü olmayan demokrasilerin ya da otoriter güçlü liderlerin yükselişine, başka ülkelere örnek olan ABD’de bile benzer şeylere tanık olduk. Basın özgürlüğüne müdahale edildiğini, aynı fikirde olmadığınız haberlere yalan haber ifadesinin kullanıldığına tanık olduk” diye konuştu.

“Demokrasi zirvesinin önemli bir ayağı basın özgürlüğü olacak”

Başkan Joe Biden’ın dış politikasının önemli unsurlarından birinin dünya genelinde demokrasinin teşvik edilmesi ve güçlendirilmesi olduğunu vurgulayan Richard Stengel, yıl sonuna doğru Biden yönetiminin bir demokrasi zirvesi düzenlemeyi planladığını ve bu zirvenin önemli ayaklarından birinin de “hükümetleri eleştirebilen, hükümetin attığı adımları analiz edebilen özgür bir basının teşvik edilmesi” olacağını söyledi.

“Basının en özgür olduğu yerler kendine güvenen demokrasilerdir”

Aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanlığı’nda kamu diplomasisinden sorumlu eski müsteşar olan Richard Stengel, “Kendine güvenen demokrasilerin en özgür basına sahip olduğu kanısındayım. Kendine güvenmeyen illiberal demokrasiler de en özgür olmayan basına sahipler” diye konuştu.

Stengel, “Geçmişte Amerikan kamu diplomasisini temsil etmiş, basın özgürlüğünü teşvik etmiş ve pek çok ülkeye seyahat etmiş biri olarak şunu söyleyebilirim. ABD basın özgürlüğü konusunda hem olumlu hem de olumsuz açılardan bir uç değer. Biraz önce dünya genelinde hayatını kaybeden gazetecilerden söz edildi. ABD’li gazetecilerin karşı karşıya kaldığı tehdit, Myanmar, Rusya, Çin ve Türkiye gibi ülkelerdeki gazetecilerin karşı karşıya kaldıkları tehditle kıyaslanamaz. Basın özgürlüğünün en ön cephesinde bulunan ve hayatlarını tehlikeye atan kişiler onlar.” ifadelerini kullandı.

“Otoriter liderler ilk olarak hep basını hedef alıyor”

Eski Başkan Donald Trump döneminde VOA direktörlüğü yapan, ancak Trump’ın atadığı Michael Pack’in gecikmeli olarak Senato onayını alarak göreve başlamasıyla istifa ederek kurumdan ayrılan Amanda Bennett, demokrasi ve basın özgürlüğü arasındaki ilişkiye değindi.

Bennett, “Demokrasi mi özgür basını sağlar yoksa özgür basın mı demokrasiyi getirir? Bu soru yumurta mı tavuktan çıkar yoksa tavuk mu yumurtadan çıkar sorusu gibi. Bana kalırsa, özgür basın demokrasilerin oluşmasına ve sürdürülebilir kılınmasına yardım ediyor. Çünkü diğer türlü otoriter yöneticilerin düşüşe geçen toplumlarda ilk olarak neden basını hedef aldıklarını açıklayamazdık. Son beş yılda yaşadıklarımız bize USAGM ve VOA gibi kurumların demokrasilerin oluşturulması ve sürdürülebilir kılınmasında ne kadar önemli olduklarını gösterdi” ifadelerini kullandı.

Amerika’nın Sesi’nin yalnızca “özgür, adil ve güvenilir bilgiyi aktarmakla kalmayıp aynı zamanda VOA gibi kurumlar haricinde özgür basın tecrübesine sahip olmayan kesimler için de özgür basının var olabileceğinin bir kanıtı” olduğunu vurguladı.

ABD’nin Türkiye ve Polonya gibi NATO müttefiki olan ancak diğer yandan da basın özgürlüğünün düşüşte olduğu ülkelerle ilişkilerinin nasıl olması gerektiği ve basın özgürlüğü alanında yaşanan sorunların ilişkileri nasıl etkileyeceği konusu da panelde gündeme geldi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın gazetecilik geçmişine sahip olduğuna dikkat çeken Richard Stengel, “Diplomaside hepimiz yetişkin insanlarız. İster Polonya olsun ister Türkiye, bu konuları gündeme getirmek zorundayız. Burada etki gücümüzü kullanıp bu ülkelerin özgür basının neden çağdaş bir demokrasinin temeli olduğunu anlamalarını sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı.

USAGM’de tartışmalı Michael Pack dönemi

Panelin moderatörü David Ensor, VOA’in eski direktörü Amanda Bennett’a, eski Başkan Donald Trump’ın görevdeki son yılında USAGM’in başına getirilen Michael Pack döneminde kurumun ne kadar hasar gördüğü sorusunu yöneltti.

Bennett soruyu, “Çok hasar oldu. Çok. Ama onarılamaz bir hasar değil. Ben şu açıdan bakıyorum. Bu sürecin olumlu birtakım sonuçları da oldu. USAGM ya da VOA’dekilerin çoğu daha önce böyle bir sınava tabi tutulmamıştı ve bu sınavı geçtiler. İnsanların sahip olduklarını söyledikleri değerleri savunduklarını gördük. Mali ve bürokratik sistemler zarar gördü. İdeolojik olsa belki durumu daha iyi anlayabilirdim ama benim baktığım yerden ideolojik bir durum varmış gibi gelmedi. Evet çok hasar oldu ama bu sürecin muhteşem bir sonucu da oldu” sözleriyle yanıtladı.

Richard Stengel de, Amanda Bennett’ın sözlerine destek vererek, Michael Pack döneminde yaşanan süreçte VOA’de çalışan gazetecilerin gerçek olgulara ve kanıtlara dayanan haberciliği, sahip oldukları gazetecilik değerlerini ve basın özgürlüğünü savunduklarını vurguladı.

“USAGM’in asıl rakibi özgür basını baskılayan otoriter hükümetler”

Panelde ABD Kongresi tarafından fonlanan ancak editoryal bağımsızlığı “VOA Charter” adı verilen ve yasada da yeri olan belgeyle korunan Amerika’nın Sesi’nin (VOA) misyonunun ve rolünün ne olması gerektiği de tartışıldı.

Joe Biden’ın geçiş süreci ekibinde USAGM ve VOA ile ilgili süreci takip eden Richard Stengel, “VOA’in CNN’den daha iyi bir haber kuruluşu olmasını isterim. Ama onun misyonu CNN’den daha iyi olmak değil. Bu kurumların misyon açıklamalarına bakarsanız, bazı açılardan gazeteciliğin demokrasiyi, özgür basını ve özgür düşünmeyi teşvik etmenin bir aracı olarak kullanılması olduğunu görürsünüz. Bu değerler evrensel değerlerdir” şeklinde konuştu.

Stengel, “USAGM’in görevi yerel basının baskı sebebiyle bazı haberleri yapamadığı ülkelerde bu haberleri yapabilmektir. USAGM’in rakibi özgür basını baskı altına alan otoriter hükümetlerdir” ifadelerini kullandı.

Geri Dön