HABER

Baykal hükümeti sert dille eleştirdi

ANKARA (İHA) - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı sert bir şekilde eleştirirken, mal varlığı konusunda yeni açıklamalar yaptı.

CHP Grubu'nda konuşan Genel Başkan Baykal, Konya'da başı açık bir gazeteciye yapılan saldırıyı eleştirerek, olayın engellenmesi için gazetecinin görevinden alıkonulduğunu, yani teslim olunduğunu, meydanın zorbalara bırakıldığını söyledi. Isparta'da gazetecilerin dövdürülmesini de eleştiren Baykal, basın organlarını etkin bir davranış sergilemeye çağırdı. Baykal, "Zorbalığı cesaretlendirecek tavırlardan artık kaçınmamız, toplumsal tepkiyi göstermemiz gerekir" dedi.

Önde gelen bir AK Parti'li yöneticinin, Hatay'da ihalelerin kime verileceğini yönelik talimat verdiğinin belgeleriyle ortaya çıktığını kaydeden Baykal, büyük kentlerin sokaklarında şiddet ve terörün oturtulmak istendiğini, iktidarın ise seyirci kaldığını belirtti. Mersin'de yaşanan olayın sadece bir üslup konusu olmadığını ifade eden Baykal, "Başbakan'ın üslubunu yadırgıyoruz, ayıplıyoruz. Ama Başbakan'ın bu üslubunu sürdürmekte kararlı olduğunu görüyoruz. Bunun altında Başbakan'ın ruhsal bunalımı yatıyor. Başbakan'ın iktidarı taşımakta, hazmetmekte ortaya çıkan güçlüğü, zorlanıyor olması yatıyor. Bunlar açık gerçekler. Bunlar bir yerde kendisini hissettirir. Bunun bedelini toplum öder. Üslup tartışmalarında beni en çok rahatsız eden konu, 'Canım bu halkın dili, halkın üslubu' değerlendirmesini yapmaları. Halkın dili, Yunus Emre'nin dilidir. Halkın dili terbiye, nezaket ve alçakgönüllülük yeridir. Anadolu'nun üslubu ortadadır. Bu üslup argo da değildir. Argo kendi terminolojisi olan, kendine özgü bir dildir. Bu kaba bir dildir. Bu saldırgan bir dildir. Bu karşısındaki küçümseyen bir dildir. Kültürümüze, ahlakımıza yakışmaz. Kısmen küfre kaçmaktadır" şeklinde konuştu.

Başbakan'ın 3 noktayla başladığını ve köylünün anasına kadar işi uzattığını belirten Baykal, "Bu üslubu hep garibana karşı kullanıyor. Bu üslubu Bush'a, Chirac'a, işadamlarına karşı kullandığını görmedik. Yakışıksız üslubunu geçiştiremez. Çıkmalı milletimizden, çiftçi vatandaşımızdan özür dilemelidir. Türkiye bunu talep etme hakkına sahiptir" tepkisini gösterdi.

Baykal, Sevgililer Günü'nden geçildiğini de hatırlatarak, "Birbirimizin değerinin vurgulanması, unutulmuş alışkanlığa dönüşmüş ilişkilerin içinde güzelliklerin görülmesi gerektiğine ilişkin bir dönemden geçiyoruz. Başbakan'ın da böyle bir ortamda özür dileme hali cenaplığını göstermesi gerekiyor" açıklamasında bulundu.
Baykal, haftalar öncesinden narenciye nedeniyle çiftçinin zor durumda olduğu uyarısında bulunduğunu, sonunda bir çiftçinin çıkıp Mersin'de tepkisini gösterdiğini, ekmek fiyatlarının dahi artmadığını belirtti. Çiftçiye Doğrudan Gelir Desteği dışında destek verilmediğini kaydeden Baykal, "Ne verdin Sayın Başbakan? İnşallah Mersin'deki olay, Başbakan'ın çiftçiye, köylüye bakışını değiştirecektir" diye konuştu.

"ZEYTİNKÖY'DEKİ ARAZİDE SUİİSTİMAL VARSA, GEREĞİNİ YAPARIM"
Baykal, kendisinin malvarlığına yönelik tartışmalara değinerek, "CHP'ye kapsamlı saldırılar yapıldı. Sonra bana yönelik saldırılar oldu. Kişisel malvarlığımı açıkladım. Bu ortamda hükümetin, hükümet mensuplarının şaibeler, yolsuzluklarla ilgili durumları kamuoyunun ilgi konusuna dönüşmüşken konu başka yere çekilmiş, CHP Genel Başkanı hedef haline getirilmiştir. Kamuoyunun talebi olduğu için kişisel açıklamamı kamuoyuna yaptım. Başbakan bu konudaki açıklamalarını hatırlıyoruz" değerlendirmesini yaptı.

Antalya Zeytinköy'deki araziyle ilgili tartışma konusunda da Baykal şunları söyledi:
"1987'de, siyasi yasaklıyken, sade bir vatandaşken satın aldığım bir araziyle ilgili eleştiriler var. Zeytinköy Mevkii'nde 24 dönümlük hisseli arazi satın aldım. Bu arazi, 19 yılı doldurdu. Hiçbir şekilde ilgilenmedim. Milletvekiliyken hiçbir gayrimenkul ve arazi alımı içine girmedim. Bunu temel ilke olarak düşündüm. Arazi daha sonra imarlı bir arsa haline dönüştü. 5 dönümü imar kapsamı içine girmiş. Bu süreçte benim kişisel yetkimi, kamu otoritemi kullanarak 5 dönümlük bir arsaya dönüşmesini sağlayacak süreçte bir katkım oldu mu, olmadı mı, sorulması gereken bir sorudur. Süreçte DYP ve ANAP'lı belediyeler var, CHP'li belediyeler imar sürecinde yok. 2000 Şubat'ında parselasyon yapılıyor. Bunu yapan DSP'li belediye. 2004'de bizim belediye başkan adayımız oldu. Devlet, belediye, kadastro elinde. Git bir bak. Küçük bir nokta yakala görelim. Gereğini yaparım. 30 yıllık siyaset hayatımı noktalarım. 2000 Şubat'ında CHP parlamento dışında, Baykal istifa etmiş durumda. Akıl var, mantık var. Siz de hiç vicdan yok mu? Arazin nasıl yola cepheli deniliyor. Arazi biz aldıktan 4 yıl sonra ortasından yol geçirilmiş. Arazi 2 kişiye ait, biz aramızda rizai taksim yapmışız. Pırıl pırıl kimseye dokunmayan bir imar dosyası."

"Dürüstlük konusunda iddialı bir kişiyim, bütün yaşantımı bu ilkeler üzerine kurmuşum. Hepimiz böyle olmak zorundayız. Bu konuda çeşitli imtihanlardan geçmişim" diyen Baykal, hesaplarının 12 Eylül döneminde ve Özal tarafından didik didik edildiğini, "Hiçbir şey bulamadık, seni kutlarız" dediklerini, "bulduk" diye ortaya çıkmadıkları, Başbakan Erdoğan'ın bulmuş gibi ortaya çıkmaya çalıştığını ifade etti. Baykal, boğazına kadar yolsuzluk yapanlara yaltaklık yapmış olanların, dürüstlüğü ilke edinmiş kişilere saldırmayı içlerine sindirmiş olmalarının üzücü olduğunu ifade ederek, "Dürüst ol, hiç olmazsa bu konuda dürüst ol" diye seslendi.
Baykal, asayiş, güvenlik sorunu Türkiye'nin temel sorunlarından birisi olduğunu belirterek, Genelkurmay Başkanı bir süre önce bir dergiye makale yazdığını, Terörle mücadelenin zaafları konusunda tespitlerde bulunduğunu, program dışı hükümet-askeri yetkililer buluşması gerçekleştirildiğini, bu alanda başıboşluğun kendisini gösterdiğini vurguladı.

Baykal, kendisini İstanbul'dan bir taksici telefon açtığını belirterek, "Vatandaş, 'Vergimi yatırmak için gittim. Beyannamemi uzattım. Bunu yükselt getir dediler. Geceleri gaspçılardan, gündüz de Unakıtan'ın gaspçılarına mı yakalanacağız' diyor. Türkiye'de vergi zulmü yaşanıyor" diye konuştu.
Baykal, Dubai Towers'in yapılması için Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan onay çıkmayınca, bürokratların görevden alınarak yerlerine projeyi hazırlayan bürokratların atanmasını da skandal olarak değerlendirdi.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön