HABER

Bendevi Palandöken'den ekonomi yorumu: 8 şiddetinde depremle karşı karşıyayız

TESK Başkanı Bendevi Palandöken, AK Parti'ye kapatma davası ile başlayan süreçte esnafın güçlü bir tokat yediğini söyledi. Mynet Haber'in sorularını yanıtlayan Palandöken, "60 milyon doları götürene bir şey olmuyor, ama 600 lira borcu olan üyemin buzdolabı ile terazisi gidiyor. Bizde küçüksen kaybol, büyüksen daha büyü anlayışı hakim" dedi.

Bendevi Palandöken'den ekonomi yorumu: 8 şiddetinde depremle karşı karşıyayız

Türkiye'de sermayenin uluslararası pazar yerine sokağa mahalleye girdiğine işaret eden Palandöken: "Acil tedbir gerekli. Esnaf ayakta kalamazsa Türkiye'nin dengeleri alt üst olur. Ülkede dirliğin birliğin bozulduğuna şahit olursunuz."

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Ak Parti hakkındaki kapatma davası ile başlayan süreçte esnafın çok güçlü bir tokat yediğini belirterek, "Bunu bir depreme benzetirsek, bizim yaşadığımız depremin şiddeti 8 büyüklüğünde" dedi.

Türkiye'de bir kuralsızlığın hakim olduğuna dikkati çeken Palandöken, "Bu ülkede 60 milyon doları götürene bir şey olmuyor, ama 600 lira borcu olan üyemin buzdolabı ile terazisi gidiyor. Bizde küçüksen kaybol, büyüksen daha büyü anlayışı hakim. Türkiye'de sermaye uluslararası pazar yerine sokağa, mahalleye giriyor. Esnaf ayakta kalamazsa Türkiye'nin dengeleri bozulur" diye konuştu.

TESK Başkanı Palandöken, Mynet Haber'den Emin Pazarcı'nın sorularına şu cevapları verdi:

Soru: Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan, yaptığımız bir görüşme sırasında "Ekonomide göstergeler kötüye gittiğinde ilk tokadı esnaf yer" demişti. Siz bir tokat yediniz mi, bu tokadın şiddeti ne?

Palandöken: Bakan doğruyu söylemiş. Çünkü, o da sanayi kesiminden geldi. Zaten her ekonomik ve siyasi krizde biz tokat yiyoruz. Esnaf ve sanatkarla sanayicinin konumunu ülkedeki istikrar çok etkiler. İnsanların harcama gücünün ve ekonominin iyi olması lazım ki, ücretleri artsın, gelsin alış-veriş yapsın. Bizde en büyük sıkıntı milletin alım gücü yok. Dolayısıyla, 5-6 yere kredi kartı ile borçlanmış, aldığı ücret kredi kartlarını kapatmaya yetmiyor. İstikrarlı dönemlerin devam edeceğini zannetmiş, ev almış, otomobilini değiştirmiş, para kalmamış, piyasaya çıkaramıyor. Durum bu olunca ilk tokadı esnaf sanatkar yiyor. Büyükler grip olduğu zaman biz ölüyoruz. Türkiye'de ekonomi zaten çok uluslu firmaların hegemonyasında. Fiyatları onlar ayarlıyor. Biliyorsunuz, ülkede aşırı derecede büyük alışveriş vermezleri furyası başladı. Daha perakende sektörünü düzenleme yasası çıkmamış. Rekabeti Koruma Yasası var, ama işlevinin tamamlanacağı nokta yüzde 50 aralığı. Yüzde 50'ye geldiği zaman haksız rekabet olacak. Zaten o zamana kadar demek ki biz kalmayacağız.

Soru: Peki esnafın yediği tokadın şiddeti ne size göre? Esnafın uğradığı zararın boyutları ne?

Palandöken: Bir kere tüm işletmeler artık nüfusa orantılı artmıyor. Eğer bunu bir depreme benzetirsek, 8 şiddetindeki bir depremle karşı karşıyayız. Ayakta duracak sermaye yok. Esnaf, sosyal güvenlik primini yatıramıyor. Yaklaşık ortalaması yılda 6 bin YTL falan tutuyor. Onun dışında aldığı ürünlerin parasını yatırmakta sıkıntı çekiyor. Çeklerini ödeyemiyor, senetlerde protestolar artıyor. Dolayısıyla sıkıntıyı en çok çeken kesimiz. Ülkede esnaf sayısında artış olmadığı gibi tersine bir düşüş var. Yaklaşık yüzde 10-15 civarında esnaf iş değiştiriyor. 40-50 senelik firma başka sektöre kayıyor. Örneğin tornacıysa, frezeciyse al sata geçiyor, hizmet sektörüne yöneliyor. Ya bir büfe alıyor, ya bakkal dükkanı açıyor, ya da tuhafiyeci oluyor. Gördüğünüz gibi her taraf giysi cenneti olmuş.

Soru: Üretimde durum ne?

Palandöken: Ciddi bir üretim de yok. Firmaların bir çoğu yabancıların tekelinde. Fiyatları onlar ayarlıyor. Eskiden perakende sektöründe harman veresiyesi vardı. Piyasanın istikrarlı dönemlerinde vatandaş evine bakliyatı stokla alırdı. Deterjanı, yağı, sabunu toptan alırdı. Halkın hissetmediğini zannediyorlar, ama halk çok iyi hissediyor. En çok tüketilen şey ne, ayçiçeği yağı. Yağdaki artış yüzde 120'nin üzerinde. Pirinç ve fasulye gibi ürünlerdeki artış yine enflasyonun üzerinde. Vatandaşın aldığı ücret, enflasyon artışları ile eşdeğer değil. Global bir fiyat endeksi yapıyorlar, beyaz eşyayı, otomobili vesaireyi koyuyorlar. Bir de 3-4 yıldır elektriğe, doğal gaza köklü zam gelmemişti. Siyasi kriz çıkmadan evvel, istikrarlı dönemde vatandaş biraz daha rahat nefes alıyordu. Yüzde 150 civarında enflasyonun olduğu dönemlerde insanlar aylıkları ile gidip dolar, mark alıyordu. En azından psikolojik olarak rahat ediyorlardı. Şimdi bırakın onu, bankadan parayı alamıyorlar. Para ele hiç değmiyor, diğer bankalara transfer oluyor. Ev kirası, otomobil taksiti, ev taksiti, çocuğunun okul taksiti bankaya yatıyor.

Soru: Peki neden oldu bütün bunlar?

Palandöken: Bu bir kuralsızlıktan oldu. Birincisi bu. İkincisi de perakende yasasının çıkmamasından kaynaklandı. Sıkıntının esas sebebi de siyasi gerginlik. Zaten dış güçlerin elinde ekonomi. IMF gidiyor, sektörel bazda sıkıntısı olmayan kesimle konuşuyor. Türkiye'nin dörtte bir nüfusu esnaf-sanaatkar. Eğer söyledikleri rakam diğer kesimlerde varsa halk niye böyle sıkıntıda? Diğerleri de esnafı konuşuyorlar, "esnaf kepenk kapattı" diyorlar. Ancak kendi içlerinde "Bir fabrika kapandı" demiyorlar. Dolayısıyla, en çok mağdur olan kesim küçük sermaye. Rekabet yapamadı. 1996'da Gümrük Birliği sürecinden sonra esnafa yeni bir vizyon verilemedi. Mobilya ve metal sektörü tezgahlarını değiştiremedi, hizmet sektörü dükkanlarını yenileyemedi. Bugün esnaf niteliğindeki bir dükkanın yeniden yapılanması en aşağı 75-80 bin YTL. Perakende yasası da bakkal-market kavgası haline dönüştürüldü. Halbuki onların içinde bir ünite, bir alış-veriş merkezinin içinde bir tane market var. Markete endekslendi. Dünya ve AB ne yapıyorsa Türkiye'de de o olmalıydı.

Soru: Siz, sıkıntının Gümrük Birliği ile başladığını, ancak Avrupa'daki düzenlemelerin Türkiye'de uygulanamadığını söylüyorsunuz…

Palandöken: Gümrük Birliği sıkıntı verdi. Haksız rekabet… İstihdamda da problemler var. Sürekli özelleştirme yapılıp, kamu kurumlarından adam çıkarılıyor. Bunların tamamı işsizler ordusuna katılıyor veya hizmet sektörüne talip oluyor. Girdiği zaman, işi becerememesi yüzünden almış olduğu tazminatı da kaybediyor. Ekonomiye zararı oluyor, milli serveti heder ediyor. Gidin İtfaiye Meydanı'na ne kadar buz dolabı, ne kadar kavurma makinesi, ne kadar tezgah, raf var göreceksiniz. Bin liraya aldığını bir liraya satamıyor. Perakende sektörü bu demek ve burada bir planlama yapılamadı. İki dükkan yan yana, beş tane simitçi aynı binada olur mu? Her şey gör yap, ama işin bir kuralı yok. Yabancı sermaye de geldi, Türkiye'de hizmet sektörüne talip oldu. Marketler kurdu, bankalar satın aldı. Bir sanayi sektörüne girip de 3-5 bin işçi istihdam etmedi. Hem devlet işe adam almıyor, hem süratle artan genç bir nüfusumuz var. Üstelik, artık oğullar babasının işini de yapamıyor. Babasının işini yapsa aç kalacak. Yeni bir alanda hayata atılması lazım, ama önü tıkalı.

Soru: Hep karamsar tablolar çiziyorsunuz. Türkiye'nin bu sıkıntıdan kurtulması için size göre ne yapılması lazım.

Palandöken: En önemlisi ve birincisi istikrarın sağlanması. Ne yapılması lazım geldiğine de siyasetçiler karar verecek. Biz siyaset üzeri bir kurumuz. Ancak, bütün bu olumsuzlukların faturasını ödeyen kesim de biziz. Nedir esnafın işlevi, sokakta kavga eden iki adamı birbirinden ayırmak, aç kalanı doyurmak, gerektiğinde hükümetleri orduları korumak. Ahilik geleneğinin özü bu. Esnaf düzenin savunucusu ve koruyucusudur. Sen esnafı hiçbir yenilikten istifade ettirmeyeceksin, Avrupa'da esnafa sanatkara verilen desteği vermeyeceksin. 81 ilin 49'unda teşvik uygulayacaksın, o illerdeki esnafı elektrikten, doğal gazdan yararlandırmayacaksın. Yanında çalıştırdığı adamın primini ödemeyeceksin, tüccarınkini ödeyeceksin. Peki böyle bir uygulamada esnaf ve sanatkar ayakta kalabilir mi?

Soru: Esnaf ayakta kalamazsa ne olur?

Palandöken: Türkiye'nin dengeleri alt-üst olur. Ülkede aradığınız istikrarı bulamazsınız. Ülkede dirliğin, birliğin bozulduğuna şahit olursunuz. Esnaf, ülke nüfusunun yüzde 25'i. Her dört kişiden biri esnaf. Onların çocuğu da memur, işçi. Öbür kardeşi de çiftçi, köylü. Dünya, küçük işletmeleri kalkındırmak suretiyle ülkeyi refaha ulaştırmış. Çünkü, bunlarda risk faktörü sıfır. Sermayede çok yüksek. Ama bizde sermaye sokağa giriyor. Uluslar arası pazara gireceğine mahalleye, hizmet sektörüne yöneliyor. Haksız rekabetle esnafı ve sanatkarı bitiriyoruz.

Soru: Bu sorunlar ortada dururken, bizde eğitimde, gençleri hayata hazırlamada da sıkıntılar var.

Palandöken: Doğru, sıkıntılar var. Çocukları sanata yönlendirmenin önünde de engeller çok. Üniversiteyi bitiren bir genç 6 ay kısa dönem askerlik yapma imkanına sahip. Mesleki teknik okulları bitirenlere de bir imkan sağlanmalı. Gençleri meslek liselerine yönlendirmediğiniz zaman sanatkar kesim bitiyor. Dolayısıyla ne kadar teknolojiyi geliştirirseniz geliştirin, onları kullanacak insana ihtiyacınız var. Makine kendi kendine çalışmayacak. Teknisyeni olmayan, gençlerin meslek liselerine yönlendirilemediği ülkelerin ekonomileri de bozuk olur. Bugün dünyada örnek aldığımız ülkeler Avrupa'dakiler ve Amerika. Buralarda bir sistem oluşmuş, herkes hakkına razı. Bizde ise böyle bir şey yok. Bizde küçüksen kaybol, büyüksek daha büyü anlayışı hakim.

Soru: Sorunlarınız çok, bunları Hükümet'e götürdünüz mü? Şu anda sorunların çözümü için bir çalışma var mı?

Palandöken: Şimdiye kadar götürdüğümüz bütün problemlerimize hiç kimse olumsuz yaklaşmadı. Sadece siyasi iktidar değil, tüm siyasi partiler olumlu yaklaştılar. Seçim öncesi bütün partilerin seçim bildirgelerinde birinci öncelikli mesele esnaf ve sanatkardı. Sonuçta bir yıldır uluslar arası krizin faturasını biz ödüyoruz. Sorunların çözümünde bize sıra gelmedi. Makro ekonomiden mikro ekonomiye sıra gelmedi. Son 1 - 1,5 aydır bir çalışma var. Bu çalışma esnaf acil eylem planı. Esnaf niye bu hale geldi sorusuna cevap aramak için veriler toplanıyor. Ben de esnafın bir yol haritasını çıkarttım, TÜBİTAK'la birlikte. Diğer sivil toplum örgütleri ve bilim adamları ile birlikte neler yapılması gerektiğini çıkarttık. Dört adım atılması gerekiyor. Birincisi haksız rekabetin önlenmesi. İkincisi eğitime ağırlık verilmesi. Üçüncüsü ekonomik güç kazandırılması, motora bir güç verilmesi. Dördüncüsü de piyasa düzenlenmesi. Şu anda bunların hiç biri yok. İstediğiniz yerde, istediğiniz binayı, istediğiniz ticarethaneye çevirebiliyorsunuz. Serbest ekonomi de zaten böyle oluşuyor ve bir kuralı oluyor. Bunu yapan adama "Ben sana kredi veremem, müşteri temin edemem" deniliyor. Bizim meslek odalarının gücü gelişmiş ülkelerde çok fazla. Bizde ise oldukça geride.

Soru: Peki gelecek için ne düşünüyorsunuz? İçinde bulunduğumuz bu sorunlar giderilebilecek mi?

Palandöken: Esnaf olarak biz istikrarın korunmasını isteyen kesimiz. Ak Parti'nin kapatılması için açılan dava ile başlayan bu sürecin ne zaman noktalanacağını merakla bekliyoruz. Artık ne olacaksa olsun diyoruz. Maalesef durum o. Tabi bu kapatma süreci bizim açımızdan hiç olumlu değil, Türkiye açısından da olumlu olmadı.

Soru: Artık son viraja girdik. Dava yakında sonuçlanacak.

Palandöken: Ondan sonra da herkes çok iyi düşünüp tartışmalı. Böyle gerginlik yaratacak konulardan uzak durulmalı. Türkiye büyümeli. Büyüyünce refahı paylaşmak da kolay olacak. Biz kederi paylaşıyoruz, ama refahı paylaşamıyoruz. 60 milyon doları götürene hiçbir şey olmuyor. Ama 600 lira borcu olan üyemin buzdolabı ile terazisi gidiyor. Kasapsa makinesi alınıyor. Dolayısıyla, kurallar belirlenmeli ve kuralsızlık ortadan kalkmalı. Aksi halde bu sıkıntıları düzeltemezsiniz.


Geri Dön

En Çok Aranan Haberler