Çalışan Gazeteciler Günü’nde Gazetecilerin Üçte Biri İşsiz

Çalışan Gazeteciler Günü'nde Türkiye'deki gazetecilerin üçte birinin işsiz olması ve cezaevindeki gazeteci sayısının fazlalığı Türkiye'deki gazetecilerin durumunu bir kez daha gündeme getirdi

Çalışan Gazeteciler Günü’nde Gazetecilerin Üçte Biri İşsiz

Her ne kadar bugünkü Türkiye topraklarında çıkarılan ilk gazete Fransızca basılan La Gazette Française de Constantinople olsa da Türk basını, ondan 65 yıl sonra Sultan Abdülmecit’in saltanatının son döneminde 1860’da basılan ilk Türkçe özel gazete Tercüman-ı Ahval’i milat olarak kabul ediyor.

Agah Efendi ile Şinasi’nin çıkardığı gazete dördüncü yaşına girdiği 1864 yılında çıkarılan Basın Matbuat Nizamnamesiyle başlayan kovuşturma süreçleri ve basın kontrolü teşebbüsleri Türk basınının 120 yıllık tarihinde pek az zamanda peşini bıraktı.

Sultan Abdülaziz devrinde başlayan, İkinci Abdülhamit, İttihat Terakki döneminde devam ederken, Tek Parti, Demokrat Parti dönemlerinde sürekli baskıyla karşı karşıya kalan gazeteciler, sosyal haklarını güvence altına alan ilk düzenlemeye 27 Mayıs 1960 sonrası çıkarılan ve 10 Ocak 1961’de yürürlüğe giren -bugün 212 Sayılı kanun olarak bilinen- 5953 sayılı çıkarılan kanunla kavuştu.

TGC Başkanı: “10 Ocak 1961’de gazeteciler patronları pes ettirdi”

Kanunun çıkarılmasından hemen sonra Son Posta gazetesine çalışmaya başlayan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı Turgay Olcayto, medya patronlarının bunu uzun süre engellemeye çalıştıklarını söylüyor.

VOA Türkçe’ye konuşan Olcayto, “Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Hürriyet, Milliyet, Vatan, Tercüman, Vatan, Yeni Sabah, Yeni İstanbul gazetelerinin patronları 10 Ocak günü gazetelerinde ilan yayınlayarak üç günlük boykota gittiklerini duyurdular. Bunun üzerine de İstanbul Gazetesi bu süre zarfında ‘Basın’ adlı gazete çıkarma kararı aldı. Zor koşullara karşın gazeteciler bu gazeteyi çıkardılar. O dönem sendika çok güçlüydü. Abdi İpekçi’nin de aralarında olduğu tüm yazı işleri müdürleri bu eyleme sahip çıktı. Bunun sonunda patronlar pes etti” dedi.

Gazete patronlarını pes ettiren gazeteciler, 10 Ocak gününü her yıl Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutluyor. Ancak Türkiye Gazeteciler Sendikası son dört yıldır 10 Ocak’ı Çalışmayan Gazeteciler Günü olarak adlandırıyor.

TGS Başkanı: “Gazetecilerin üçte biri işsiz, medyanın %95’i iktidar kontrolünde”

TGS Başkanı Gökhan Durmuş, Türk basınındaki kan kaybının diğer hiçbir iş koluyla mukayese edilemeyeceği iddiasında.

“10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü değil, sendikamız da dört yıldır Çalışamayan Gazeteciler Günü olarak tarif ediyor 10 Ocak’ı. Çünkü bir, medyadaki yapının değişimi; iki, iktidarın çok yoğun baskısı sonucunda çalışamayan gazeteciler topluluğu ortaya çıktı. Hiç de küçümsenecek bir rakam değil. Tüm iş kollarında %12 işsizlik varken basın iş kolunda %30 olarak seyrediyor. Her 3 gazeteciden biri işsiz. Medyanın %95’i iktidarın kontrolü altında olursa orada ne basın özgürlüğünden ne de gazetecilerin mutluluğundan bahsedebilirsiniz.”

Sibel Güneş: “Maaş alan gazeteciler yoksulluk sınırında maaşlara sahip”

Türkiye’de ne kadar gazeteci olduğuna dair resmi bir rakam yok. Ancak meslek örgütleri yaklaşık 40 bin gazeteci olduğunu bu gazetecilerin de üçte birinin işsiz olduğunu savunuyor. Türk basının en eski ve en fazla üyeye sahip kurumu olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin genel sekreteri Sibel Güneş ise sanılanın aksine gazetecilerin yoksulluk sınırında maaş aldığını söylüyor.

Güneş, “Meslektaşlarımızın %6’sı sendikalı çalışabilir durumda. Avrupa’da bu oran %25 civarında. Çalışabilir olanlar dikkate aldığımızda önemli bir kısmı basın iş kanunu kapsamı dışında çalışır durumda. Maaş alanların çoğunluğu yoksulluk sınırında maaş alıyorlar. Gazetecilerin hakları yok sayıldığı için haber alma hakkı için görev yaparken güçsüz kılınıyor. Bu son dönemdeki iktidarların bilinçli bir tercihi. Bu da yetmezmiş gibi gazetecilerin önce basın kartları iptal ediliyor, sonra terörle ilişkilendiriliyor. Benzeri Ergenekon, Balyoz, Odatv süreçlerinde yapıldı. Yaklaşık 300 gazeteci 1 ila 7 yıl hapis yattı. Bu gazetecilerin terör faaliyeti yaptığına dair hukuk bir bilgi ve belge üretemedi, zaten davaların haksızlığı da mahkeme kararlarıyla ortaya çıktı” diyor.

Durmuş: “Bir ülkede Cumhurbaşkanı, bir gazeteciyi doğrudan hedef alıyorsa, basın özgürlüğünün b’sinden bahsedilemez”

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün her yıl yayınladığı Dünya Basın Özgürlüğü Listesi’nde Türkiye, 180 ülke arasında 157. sırada yer alıyor. 2002’de 99. sırada olan Türkiye’nin bu tarihten on yedi yıl sonra Afganistan, Pakistan ve Güney Sudan’ın bile arkasına düşmesinde cezaevindeki gazeteci sayısının rol oynadığı açık.

TGS Başkanı Gökhan Durmuş bu durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fox Tv haber spikeri Fatih Portakal’a “portakal mı mandalina mı nedir?”, “patlatırlar enseni” sözleri üzerinden açıklama getiriyor.

“Basın özgürlüğü yok edilmiş bu 10 yıl içinde. Artık gazeteci istediğini yazamıyor. Yazmak isteyen ya kapının önüne konuyor ya da cezaevine düşüyor. Bir ülkede 142 gazeteci tutuklu ise özgürlük ve yaşam koşullarının iyiliğinden bahsetmek mümkün değil. 10 yıl içinde bu iklim oluştu. Bir ülkenin cumhurbaşkanının bir gazeteciyi açıktan hedef alması, toplumun geleninde muhalif olanı bastırma eğilimi var ama direk cumhurbaşkanı gazeteciyi hedef alıyorsa basın özgürlüğünün b’sinden bahsedilemez. Ensesini patlatırlar dediğinde adres göstermiş oluyorsunuz direk bir gazeteciyi hedef alıyorsunuz”

Özdil: “Gazetemiz lütfedip kılını kıpırdatmıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gazetecilere yönelik eleştirisi Fatih Portakal’la sınırlı kalmadı. Geçtiğimiz günlerde “Samimiyetle söylüyorum, bu sözlerimde en ufak bir kinaye yoktur, Tayyip Erdoğan bir tane bira içmiş olsaydı, bugün çok daha iyi bir Türkiye olurdu” diyen Sözcü yazarı Yılmaz Özdil’e “Bu ülkenin meşrebi ve duruşu belli olan Cumhurbaşkanı'nı bira içmeye, Mozart dinlemeye zorlamak faşistliğin dik alasıdır” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

Özdil de yazısında “faşistliğin dik alası” eleştirisini reddederken “En son asrın liderimiz TBMM kürsüsünden ‘faşistin dik alası’ dedi. Ve kendi gazetem Sözcü bununla alakalı tek kelime yazmadı. Tam sayfa medya köşesi olmasına rağmen çık çıkarmadı. Kendi gazetemizi, yazarlarımızı, çalışanlarımızı savunmak için hayatımızı ortaya koyuyoruz, kendi gazetemiz lütfedip kılını kıpırdatmıyor” yazdı.

Olcayto: “Candaş ve yandaş gazeteciler birbirleriyle selamlaşmıyor, dayanışma olmayınca zayıflıyoruz”

58 yıllık gazeteci Turgay Olcayto da Türk basının bugüne göre daha dengeli olsa da kamplara ayrıldığı Demokrat Parti’nin son döneminden örnek vererek iğneyi gazetecilere batırıyor.

“1960’a kadar Zafer ve Ulus arasında çekişme vardı. Biri Halk Parti’nin diğeri Demokrat Parti’nindi. Aralarında rekabet vardı ama akşam meyhanelerde kahvelerde beraber oldular. Günümüze geldiğimizde cemiyetin önünden geçmeye çekiniyor, sendika lafını etmeye korkmuyor, birbirleriyle konuşmuyorlar. Candaş dediğimiz ve yandaş dediğimiz medyadaki arkadaşlarımız selamlaşmıyorlar. Bu dayanışma ortamı olmayınca giderek zayıflıyoruz.”

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler