Canlı yayınla canlanan demokrasi

“İBB’nin ilk oturumlarında AKP’li üyelerin de parlamenter demokrasinin nimetlerine ne kadar muhtaç olduklarına tanık olduk.

” Banu Güven İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun başlattığı canlı yayınları DW Türkçe için yazdı.Demokratik bir ortamda, nefret diline yenik düşmeden, şeffaf bir şekilde çalışan bir meclisi ne kadar özlemişiz! Sansür yok, yayın yasağı yok.

Sözünü ettiğim meclis Ankara’daki Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) değil elbette. TBMM totaliterliğe yol açan Anayasa değişikliği sonucunda neredeyse işlevsiz hale geleli bir yıla yakın bir süre oldu. Aslında OHAL ve KHK’larla, iktidar ve ortağının oylarıyla geçen torba kanunlarla millet iradesini yansıtmaktan çoktan uzaklaşmıştı meclis. Son darbeyi de nasıl yedi, herkesin malumu. Parlamenter demokrasiyi geride bırakmak acı bir tecrübeydi. Ama bu yerel seçimden sonra anlaşıldı ki, henüz son nefes verilmemiş. Hatta daha etkili, bugün Türkiye’nin çok ihtiyacı olan, yerelde güçlü, katılımcı bir parlamenter demokrasinin hayat bulması için bu seçimler can suyu olmuş!

Bunu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) sosyal medyada canlı yayınlanan meclis oturumlarını izlerken gördük. Bu mecliste İBB Başkanı’nın yanı sıra İstanbul’un tüm belediye başkanları, onların partilerine ayrılan kontenjandan birer üye ile ilçe nüfuslarına ve partilerin oy oranlarına göre nispi temsille belirlenen üyeler yer alıyor. İBB’nin ilk oturumlarında AKP’li üyelerin de parlamenter demokrasinin nimetlerine ne kadar muhtaç olduklarına tanık olduk.

AKP’li bir üyenin, belki de farkında olmadan mali özerklik isteyen sözlerini duyduk, meclis iradesine başvurulmadan hiçbir karar alınmaması talebini de. Bu sözlere İmamoğlu’nun verdiği “Yalnız bu iş güçlendirilmiş parlamenter sisteme doğru gider” cevabı da kayıtlara geçti.

Çoğunluğun AKP ve MHP ittifakında olduğu bu meclisin Ekrem İmamoğlu başkanlığında yapılan ilk üç oturumu milyonlarca kişi tarafından izlendi. 25 Nisan’da ilk iki oturumun izlenme sayısı İmamoğlu’nun paylaşımına göre 3 buçuk milyonu aşmıştı. Sosyal medyadaki canlı yayınlar tüm süreci, geçmişin hesabı verilirken de, geleceğin planları yapılırken de şeffaflaştırdı.

Bu canlı yayınlar sayesinde CHP’nin Uyuşturucuyla Mücadele ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonları kurulmasına dair tekliflerinin AKP ve MHP’nin blok oylarıyla nasıl reddedildiğine herkes anında tanık oldu. Sosyal medyada katlanarak büyüyen tepki nedeniyle AKP grubu ertesi gün hem bir açıklama yapmak hem de tavrını değiştirmek zorunda kaldı. AKP Grup Başkanvekili, uyuşturucuyla mücadele konusunda daha ayrıntılı bir teklif sözünü tüm İstanbullular ve Türkiye’nin yanında, “Sosyal medya fenomenlerine ilan ediyorum” diyerek duyurdu. Canlı yayın olmasaydı, bunları duymayacaktık.

Canlı yayın olmasaydı, 2018 yılında İBB Meclisi’ne gelen 3 bin 141 dosyadan yarısının İmar ve Bayındırlık Komisyonu’nu, büyük bir kısmının Plan Bütçe Komisyonu’nu ilgilendirdiği, mevcut Kadın ve Aile Komisyonu'na sadece 18, mevcut Sosyal Hizmetler Komisyonu’na da uyuşturucuyla mücadele adına sadece 49 dosya gittiği de şu an bilinmeyecekti.

Eğer bu yayınları milyonlar izliyor olmasaydı, AKP Grubu İmamoğlu’nun öğrencilerden alınan 85 TL’lik toplu taşıma ücretini 50 TL’ye indirme vaadine, “Biz de 40 TL’ye indirmeyi teklif edeceğiz” diye karşılık vermeyecekti. Bu teklifin aslında yeni İBB Başkanı İmamoğlu’nu köşeye sıkıştırmak amacını güttüğünü de kimseler pek anlamayacaktı. Bu çıkışı yapan AKP’li Ahmet Hamdi Gürbüz’ün CHP sıralarına dönüp, “Sıkıysa yapın” dediği de duyulmayacaktı çünkü.

Meclis oturumları canlı yayınlanmasaydı, İBB’nin kendi iştiraki olan Hamidiye Suyu’nun 9 TL olan damacanasını 9,5 TL’ye aldığını da kim bilir ne zaman duyacaktık?

Belediyeleri merkeze bağlamayı hedefleyen bir kanun değişikliğinin hemen sonrasında karar süreçlerine şeffaflık getiren bu uygulama daha da hayati bir önem taşıyor. Belediye Kanunu’nda Mart ayında yapılan bu değişikliğin ayrıntılarını Ali Duran Topuz gazete duvar’da 23 Nisan’da yayınlanan “Türkiye Büyük Belediye Başkanlığı hayırlı olsun” başlıklı yazısında anlatmıştı. Belediyelerin artık sadece İçişleri Bakanlığının hazırladığı sistem ve veri tabanı kullanmasını öngören bu değişiklik, yerel yönetimlerin doğasına, ayrıca AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı bir durum ortaya çıkarıyor. İmamoğlu’nun işbaşı yaptığının ertesi günü İBB’nin işlemlerini ve dosyalarını incelemekten alıkoyulmasının ardında da aynı çaba var. Eski yönetimin foyalarının ortaya çıkmasını engellemek, totaliter yönetim modelini güçlendirmek çabası bu.

Merkeziyetçiliğe karşı şeffaflığı yerelde, ihaleler de dahil olmak üzere, tüm alanlara yaymak gerekiyor. Halkı yönetime daha fazla dahil etmek de gelmesi gereken ikinci adım. Bugüne kadar takip edebildiğim kadarıyla Bursa’nın Nilüfer İlçesi’nde iyi bir model kuruldu. En ufak yerleşim birimlerinin taleplerini kent konseylerine ileten mahalle komiteleri, katılımcı demokrasi açısından önemli bir örnek oluşturdu. Totaliter bir anlayış karşısında yerelde katılımcı demokrasiyi güçlendirmek için İmamoğlu’nun atacağı adımlar merakla bekleniyor.

İstanbul’u aldıktan sonra Türkiye’yi kazanmanın yolu buradan geçiyor çünkü.

Banu Güven

©Deutsche Welle Türkçe