DHA YURT BÜLTENİ-2

1)OTOMOBİL TAKLA ATTI: 3 YARALI AFYONKARAHİSAR'ın Sandıklı ilçesinde takla atarak ters dönen otomobilde 3 kişi yaralandı.

1)OTOMOBİL TAKLA ATTI: 3 YARALI

AFYONKARAHİSAR'ın Sandıklı ilçesinde takla atarak ters dönen otomobilde 3 kişi yaralandı.
Kaza, saat 20.30 sularında Afyonkarahisar- Antalya karayolunun 85'inci kilometresindeki Ballık kavşağında meydana geldi. Antalya'dan Afyonkarahisar yönüne giden Hüseyin Karaaslan'ın (36) kullandığı 20 AK 524 plakalı otomobil, yağış nedeniyle kayganlaşan yolda sürücünün direksiyon kontrolünü yitirmesi sonucu takla atarak refüje ters döndü. Kazada sürücü Hüseyin Karaaslan ile araçta yolcu olarak bulunan Zekiye Karaaslan (34) ve Kaan Aslan (19) yaralandı. Yaralılar olay yerine gelen sağlık ekiplerinin yardımıyla götürüldükleri Sandıklı Devlet Hastanesi'nde tedaviye alındı.

Görüntü Dökümü
--------------
- Kaza yerinde otomobil inceleyen polis görüntüsü
- Kaza yerinde otomobil değişik açıdan görüntüler
- Hastane acili girişinde AMBULANS VE JANDARMA araçlarının görüntüsü

170 MB ///01.30"
HABER- KAMERA: Ahmet DAĞLI/SANDIKLI, DHA)

====================================================

2)TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜKLERİNDEN OLAN BURSA ŞEHİR HASTANESİ YÜZDE 94 TAMAMLANDI

Türkiye'nin en büyük sağlık yatırımlarından biri olan Bursa Şehir Hastanesi'nin inşasında sona gelindi. Yüzde 94'ü tamamlanan, açıldığında 5,5 milyon kişiye hitap edecek hastanenin 2030 yılında ise 7 milyon kişiye hitap etmesi bekleniyor.
Bursa'nın Nilüfer ilçesine bağlı Doğanköy'e inşa edilen Bursa Şehir Hastanesi'nin yapımında sona gelindi. Çanakkale, Balıkesir, Yalova, Bilecik ve Bursa'da 5 buçuk milyon kişiye hitap edecek şekilde planlanan hastane 800 bin metrekare alan üzerine inşa edildi. Genel Hastane, Onkoloji, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları, Kalp ve Damar Cerrahisi, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ile Yüksek Güvenlikli Adli Psikiyatri olmak üzere 6 hastaneden oluşan sağlık üssünün yapım aşaması yüzde 94 oranında tamamlandı. Açılış itibariyle 5 buçuk milyonluk bir hinterlanda sahip olan Bursa Şehir Hastanesi'nin 2030 yılında 7 milyonluk bölgeye hizmet vermesi hedefleniyor.

"ALTYAPISI GÜÇLÜ"

Şehir Hastanesi'nin diğer hastanelerden farklı olarak ileri seviyede hizmet veren bir sağlık merkezi olacağını söyleyen Bursa İl Sağlık Müdürü Özcan Akan, "Kalp Damar Hastanesi'nde rutin hizmetler dışında kalp nakli yapacağız. Aynı şekilde Genel Hastanemizde yanık merkezi inme merkezi var. En nitelikli seviyede hizmetler vermiş olacağız. Fizik Tedavi Hastanemiz şu an için Türkiye'de inşa edilen şehir hastaneleri arasında en yüksek kapasiteye sahip, 200 yataklı Fizik Tedavi Ünitesi'ne sahip olacak. Bu hastanemiz diğer hastanelerde yapılamayan, ileri seviyedeki hizmetlerin, İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e gitmeye gerek kalmadan bütün hizmetleri Bursa'da çözebilecek bir nitelikte yapıldı. Teknolojik olarak da alt yapısı güçlü bir hastaneden bahsediyoruz. İnşaat tekniği olarak da en ileri seviyede inşa edilmiş durumda. Biz bu yatırımı Bursa'da sağlık turizmi açısından da çok önemli bir stratejik hamle olarak görüyoruz" dedi.

"AVRUPA'NIN EN İYİLERİNDEN"

Şehir Hastanesi'nin Bursa ve civar iller için sağlık turizmi açısından önemli bir sağlık merkezi olacağını belirten Akan, "Şu andaki bilgilerimize göre İstanbul, Ankara, İzmir'den sonra 4'üncü sırada yer alacaktır. Fiziki kapasiteden de öte nitelikli hizmetlerde belkide Türkiye'de ilk sıralarda. Fiziki güzellikten öte nitelik anlamında Avrupa'nın en iyi merkezlerinden birisi oluyor. Dolayısıyla bu anlamda da iddialı bir hastaneden bahsediyoruz" ifadelerini kullandı.

DEPREME DAYANIKLI

Projede gelinen son aşama ve hastanenin yapımında kullanılan teknik detaylar hakkında bilgi veren Şehir Hastanesi İnşaat Proje Müdürü Ali Sami Behlül, "2017 yılının başında başladığımız inşaatı yaklaşık 30 aylık bir sürede tamamlamayı düşünüyoruz. Bursa 1'inci derece deprem bölgesinde olduğu için 859 adet sismik deprem izolatörü kullanıldı. Bu, yüksek şiddetli depremlere dayanıklı olacak şekilde ve operasyonlar devam ederken hasta sağlığına zarar vermeyecek şekilde yapıldı. Bu süreçte toplamda 5 bin kişi çalıştı. Alt yapı imalatlarını bitirdik. İçerideki imalatlarımızda tamamlandığı için şu anda asfalt döküm işlerini tamamlıyoruz. Hastane açıldığı gün itibariyle insan sağlığını en önemli seviyede tutarak, bütün testlerimizi bitirmiş olarak operasyona hazır bir şekilde İl Sağlık Müdürlüğü'müze hastaneyi teslim etmeyi planlıyoruz" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:
--------------------
-Hastaneden DRONE görüntüleri
-Çalışan işçilerden detaylar
-İl Sağlık Müdürünün hastaneyi gezmesi
-Hastanenin içinden ve dışından detaylar
-İl Sağlık Müdürü Özcan Akan ile röportaj
-Proje Müdürü Ali Sami Belül ile röportaj

Süre: 5.12 Boyut: 584 MB
Haber: Enver Fatih TIKIR-Kamera: Semih ŞAHİN/BURSA, (DHA)

===================================================

3)GÜNDE 100 KEZ NÖBET GEÇİREN VE NEFES ALMAYI BİLE UNUTAN EFEHAN’IN HASTALIĞINA 3.5 YILDIR TEŞHİS KONULAMIYOR

ESKİŞEHİR’de Özge ve Batuhan Dirik çiftinin 3.5 yaşındaki oğulları Efehan’ın hastalığına doğduğu günden bu yana bir teşhis konulamıyor. Hareket edemeyen ve günde en az 100 nöbet geçirerek nefes almayı, ağlamayı, yutkunmayı bile unutan minik Efehan evinde dört cihaza bağlı olarak yaşıyor. Anne Özge Dirik, “Genetik olarak 23 bin gen taramasından, bir sürü test yapıldı. Hiç Efehan’a uymayacak hastalıkların bile testleri yapıldı. Bir şeyler bulabilmek için ama hiçbir şey bulunamadı. Efehan’da bunun sebebini açıklayabilecek bir şey ortaya çıkmadıö dedi.
Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu mezunu olan Özge (30) ve Batuhan Dirik (32), 5 yıl önce evlenerek Eskişehir’e yerleşti. Öğretmenlik ve spor antrenörlüğü yapan Özge Dirik, hamileliğinin 37’nci haftasında bebeğine giden kan akımı yavaşladığı için acil doğuma alındı. Efehan ismini verdikleri erkek çocukları için doktorlar emmediği ve yutamadığı için ‘tembel’ olduğunu söyleyerek zamanla bu alışkanlıkları kazanacağını söyledi. Yoğun bakıma alınan Efehan kas zayıflığı nedeniyle hareket edemezken, nefes almak, ağlamak ve yutmak gibi yaşamsal fonksiyonları unutuyor. Doğumundan itibaren yapılan tüm testlerde Efehan’ın hastalığına ilişkin bir sebep ve tanı konulamadı. Yaklaşık 3.5 yıldır Efehan’ın hastalığının bulunamadığını ifade eden Özge Dirik, hastane odasına çevirdikleri evlerinde minik Efehan’ın solunumu sağlayan yapay akciğer görevi gören bir cihaza, solunum ile nabzını takip eden monitöre ve oksijen üreten bir konsantratör makinesine bağlı yaşadığını söyledi.

‘NEFES ALMAYI UNUTUYOR’

Özge Dirik, bir an olsun yanından ayrılmadığı Efehan’ın günde en az 100 kadar nöbet geçirdiğini ve nefes almanın yanı sıra yutkunmayı, ağlamayı bile unuttuğunu söyledi. Doktorların ilk olarak oldukça nadir görülen epilepsi türü ‘ohtahara’ sendromu ön tanısı koyduklarını ancak belirtilerinin kendilerine uymadığını anlattı. Geçirdiği nöbetlerin Efehan’ın beyninde hasara yol açtığını ifade eden Özge Dirik, “8 saniye de bir normal bir aktivite var, 3 saniyelik bir patlama yaşanıyor beyninde 24 saat devam ediyor. Beyindeki hücreler zarar veriyor. Nerenin, ne derece etkilendiğini bilmiyoruz. Bazen gözle görülmeyen nöbetler oluyor. Kasılma gibi bazen bileğini hareket ettirerek bile nöbet geçiriyor. Efehan’ın beyninde ileri derece de iletimi sağlayan disimilasyon yani bizim sinirlerimizde iletimi sağlayan miyelin kılıflardan Efehan da oluşmamış ya da az gelişmiş, çok ileri derece de buö dedi.

‘YÜZLERCE TEST YAPILDI, TEŞHİS KONULAMADI’

Doktorların Efehan için epilepsi türü olan ‘ohtahara’ sendromu ön tanısı koyduklarını ancak bunların sebepleri açısından kendilerine uymadığını belirten Dirik, “Genel ohtahara sendromunda bazı sebepler var. Bazı genlerin mutasyonu var. Beynin bir kısmında gerçekleşen ve oranın ameliyatıyla düzelen durumlar. Ama bundanlar hiç biri Efehan’da yok. Yani bir sürü test yapıldı. Genetik olarak 23 bin gen taramasından, bir sürü test yapıldı. Hiç Efehan’a uymayacak hastalıkların bile testleri yapıldı. Bir şeyler bulabilmek için ama hiçbir şey bulunamadı. Efehan’da bunun sebebini açıklayabilecek bir şey ortaya çıkmadı. Yaklaşık 3.5 senedir devam ediyor bu testler, ilk test 2 aylıkken yapıldı. O günden bu güne hala daha bir şey bulunamadı.ö şeklinde konuştu.

BİLİMSEL ARAŞTIRMA KONUSU HALİNE GELDİ

Özge Dirik, şimdiye kadar gittikleri tüm doktorların yoğun çabalarına rağmen bir sonuç elde edilemediğini ve doktorlar için Efehan’ın ‘bilimsel bir araştırma konusu’ haline geldiğini belirterek şunları söyledi:

“En son bizim testlerimizin yapıldığı genetik merkezinde doktorlarımız, ‘biz bir şey bulamıyoruz, elimizde yığınla Efehan’a ait dosyalar var. Henüz bir şey bulamadık, genetikçi meslektaşlarımıza, hocalarımıza da gösterdik artık bizim için bilimsel bir araştırma konusu diyebilirim’ dedi. Çünkü ortada sebep yok. Birçok ohtahara sendromu olan ailelerle görüşüyorum, hepsinde gen mutasyonu bulunmuş ama bizde hepsi temiz. Beyin ve omurilik sıvısına bakıldı, hiçbir şey bulunamadı. Efehan nöbetleri nedeniyle birçok şeyi unutuyor, ağlamak mesela, nefes almayı unutuyor. Sarstığımda derin bir nefes alıyor. Makineye bağlı zamanlarda basınçla ayarlıyor. Doğduğundan beri emme ve yutması yok. Yutamıyor, tükürüğü bile soluk borusuna doluyor biz temizliyoruz. Beslenmesini karnındaki hortumla yapıyoruz. Karnında midesine açılan bir delik var, ortadaki hortum aracılığıyla mamasını veriyoruz. Şiringa ile besliyorumö

ODAYI HASTANEYE ÇEVİRDİLER

Günün büyük bir kısmını uyuyarak geçiren Efehan’ın kaldığı odada tıbbi cihazların yanı sıra ayakta durması için alınan aparatlar ve ilaçları bulunuyor. Özge dirik eşiyle birlikte odayı adeta bir hastaneye çevirdiklerini söyledi. Dirik, “Solunumu sağlayan yapay akciğer görevi gören bir cihazımız var. Solunum ve nabzını takip ettiğimiz bir monitörümüz var. Oksijen üreten bir konsantretör bir makinemiz var. Boğazını temizleyebilmemiz içinde bir aspire cihazımız var. Bunlarla dışarı çıkabiliyoruz. Evi ona uygun hale getirmek için bir yaşam alanı yaptıkö diye konuştu.

BABASI, EFEHAN İÇİN 2 İŞTE ÇALIŞIYOR

Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu mezunu olan Batuhan Dirik ise oğlu Efehan’ın sağlık harcamalarına karşılamak için 2 işte birden çalışıyor. Gündüz spor salonunda çocuklara antrenörlük yapan Batuhan Dirik, haftanın belli akşamlarında ise elinde gitarla kafelerde müzisyenlik yapıyor. Özge Dirik, kendisi çalışamadığı için eşinin bazen 3 işte çalışmak zorunda kaldığını anlattı.

‘EN ÇOK EFEHAN’IN ANNESİ OLMAYI SEVDİM’

Özge Dirik, yaşadıklarını paylaşmak için blog yazarlığını yanı sıra oğlu adına açtığı sosyal medya hesaplarından aynı durumda olan ailelere de destek veriyor. Blog yazılarında ‘ben en çok Efehan’ın annesi olmayı sevdim’ diyen Özge Dirik’e aynı durum olan aileler sosyal medya üzerinden ulaşarak sorunlarını paylaşıyor. Özel durumlu çocukların aileleri için tavsiyelerde de bulunan Özge Dirik, “Benim ilk beklediğim Efehan’ın kendi başına nefes alabiliyor olması, belki bir gün tükürüğünü yutmayı öğrenip kendi beslenebiliyor olması. Aileler çocuklarına konforlu bir hayat sağlamaya çalışsınlar, gerisi zaten geliyor. Ben onu rahat ettiriyorum Efehan da bana ayağını hareket ettirerek karşılık veriyor. Ben böyle düşünüyorum. Kendime mutlu olacak şeyler buluyorum. Ne kadar beklentiyi yüksek tutarsanız o kadar çok hayal kırıklığınız oluyor. İnanmaktan vazgeçmesiler derimö ifadelerini kullandı.

Görüntü Dökümü:
------------------
-Özge Dirik’in Efehan’ın bakımını yapması
-Efehan için mama hazırlaması
-Efehan detayları
-Odada bulunan aile fotoğrafları
-Özge Dirik ile röp.
-Tıbbı cihazlar
-Efehan’ın annesiyle görüntüleri
-Odası ve genel görüntüler

Haber-Kamera: Engin ÖZMEN-Hakan TÜRKTAN/ESKİŞEHİR,(DHA)-

===================================================

4)2 ÇOCUK ANNESİ, KOMŞUSUNDAN BORÇ ALDIĞI ALTINLA MUHTAR OLDU

AĞRI'nın Doğubayazıt ilçesinde yaşayan 2 çocuk annesi Nesime Gül Özdemir (40) komşusunda borç aldığı altınla, afiş ve oy pusulası bastırıp, 11 erkek rakibini geride bırakarak mahallesine muhtar oldu. Nesime Gül Özdemir, "Kız meslek lisesi mezunuyum. Mahalleli bana 'keşke sen muhtar olsan' diyordu. Komşuların teşvikiyle muhtar adaylığına başvurdum. Komşumdan bir cumhuriyet altını borç alarak bozdurdum. 379 oyla muhtar seçildim" dedi. Doğubayazıt İlçesi Hasaykeyf Mahallesi'nde yaşayan Nesime Gül Özdemir, kız meslek lisesinden mezun olduktan sonra 3 yıl dikiş-nakış hocalığı yaptı. Evlendikten sonra işini bırakan Nesime Gül'ün bir kız ve bir de oğlu oldu. Mahallede yaşanan sıkıntılara erkek muhtarların çözüm bulamadığını gören Nesime Gül Özdemir, muhtar olmaya karar verdi. Mahalleliye muhtarlardan daha çok faydalı olduğunu ifade eden Özdemir, komşularının 'Keşke sen muhtar olsan' ifadeleri üzerine aday olduğunu söyledi. Mahalleden aldığı destekle daylık müracatı yaptığını ifade eden Özdemir, maddi durumu iyi olmadığı için de komşusundan bir altın borç alarak broşür ve oy pusulalarını bastırdığını kaydetti. Özdemir, şunları söyledi:
"Mahallelinin destek dolu ifadeleri üzerine aday olduktan sonra aldığı borç altını bozdurarak broşür ve oy pusulalarını bastırdım. Seçim için mahallede bütün herkesin kapısını çaldım. Seçim çalışması sırasında 2 çift ayakkabım yırtıldı. Yaptığım çalışmaların sonucunu 31 Mart gecesi aldım. 11 aday arasında 379 oyla mahallenin muhtarı oldum. Artık Hasankeyf mahallesinin sakini değil sahibi oldum. Allah'a çok şükür mazbatamı da aldım, artık hizmet zamanı."
Verdiği bir Cumhuriyet altınıyla komşusunun muhtar olmasını sağlayan komşu Aysel Yıldız ise "Biz kendisinin muhtar olmasını çok istiyorduk. Şimdiye kadar erkek muhtarlar hiçbir şey yapmamıştı ve bir kadının muhtar olması daha iyi olacağını düşündük ve şükür muhtar oldu. Muhtar olmadan önce de bütün mahallelinin yardımcısı oluyordu bu yüzden kendisini destekleyip oyumuzu verdik" dedi.

Görüntü Dökümü:
--------------------
-Kadın muhtar bulaşık yıkarken
-Evi Temizlerken
-Eve gelen misafirleri karşılarken
-Kadın muhtarla röp.
-Muhtara borç altın veren Aysel Yıldız ile röp
-Kadın muhtar misafirlerine çay ikram ederken
-Mazbatasını gösterirken
Haber-Kamera: Selahattin KAÇURU / DOĞUBAYAZIT (Ağrı), (DHA)

==================================================

5)LİSELİ İKİZLER HİÇ AYRILMIYOR

İZMİR'in Güzelbahçe ilçesinde, aynı okulda 5 ikiz öğrenci eğitim görüyor. Derslerine ilgili ve birbirlerine uyumlu liseli ikizler, öğretmenleri ve arkadaşları tarafından karıştırılınca sorun yaşıyor.

İkisi tek yumurta, üçü çift yumurta ikizi olan liseli 15 ile 18 yaş arasındaki 10 öğrenci, aynı okulda ders alıyor. Aynı sınıfa girip aynı kıyafetleri giyinen ikizler bazen komik bazen de sıkıntılı anlar yaşıyor. Ayşegül ve Gizem Doğan, Melisa ve Umutcan Erzincan, Ezgi ve Emirhan Dündar, Süleyman ve Samet Bayram ile Efe ve Ege Turhan birlikte eğitim aldıkları için çok memnun.

Aynı sınıfta hatta aynı sırada okuyan 10-B sınıfı öğrencilerinden Samet ve Süleyman Bayram (16) da okuldaki ikizler arasında yer alıyor. Çoğunlukla aynı kıyafetleri giyip aynı aksesuarları taşımayı seven ikizler, gözlüklerindeki çerçevelerden ayırt ediliyor. İkiz olmanın karışık bir his olduğunu anlatan Samet Bayram, çok zor anlar yaşamasına rağmen ikizi olduğu için çok mutlu olduğunu söyleyerek, "Zaman zaman dertleşmek istediğimde Süleyman'a gidiyorum. İlk tanıyanlar gibi bazı akrabalarımız da zaman zaman karıştırıyor ama annem ve babam karıştırmaz" dedi. Onlarla aynı sınıfta oldukları için memnun olduklarını dile getiren sınıf arkadaşlarından Kenan Kutlu da "Bazen onları birbirine karıştırıyorum. Gözlük çerçevelerinden ve hareketlerinden ayırt edebiliyorum. Bunun dışında ayıracak bir şey yok. Çünkü aynılar" diye konuştu. Onları davranışlarındaki farklılıktan ayırt edebildiğini anlatan Hasan Durankuş da "Tavırları farklı. Birisi ciddi, birisi komik. Yine de yanlış isimle hitap ettiğim oluyor. Bunu daha çok futbol maçlarında yaşıyoruz" diye konuştu. İkizlerle bir arada okuyan öğrencilerden Ceyda Özdemir, "Biz ikizlerle 1 yıldır aynı okuldayız. Ben hala hiçbir şekilde ayıramıyorum. Kantinde gördüğümde 'Şey, geçebilir miyim' diyorum. Çünkü aşırı benziyorlar. Saçları, giyimleri, her şeyleri aynı" dedi. Onlardan gözlüklerini çıkarmasını istemeyen en yakın arkadaşlarından Onur Yaşar ise şunları anlattı:

"Gözlüklerini çıkardıklarında sorun oluyor. Futbol oynarken eğer karşı takımdalarsa aynı kişilere pas veriyormuş gibi hissediyoruz. Hiç farklı da giyinmiyorlar. Ayakkabıları farklı olsa hiç olmazsa oradan ayırt ederiz."

İKİZLER KADAR KARDEŞ ÖĞRENCİLER DE VAR

Okullarındaki ikiz sayısı kadar kardeş öğrencilerin de oldukça fazla olduğunu dile getiren okul müdürü Sıla Tetik de onları bir arada görmenin güzel bir duygu olduğunu vurgulayarak, "Sadece ikizler değil kardeş öğrenciler de okulumuzda çok fazla. 9 ve 12'nci sınıf öğrencilerimi bir araya getirsem 35-40 adet kardeş öğrenci çıkar. Tabii ki bu bir tesadüf. Farklı sınıfta olanlar da var aynı sınıfta olanlar da. İkizlerden bazen biri başarılıyken diğerinin geride kalması ya da farklı alanlara ilgi duyuyor olması soruna neden olabilir. Ama bizim bütün ikizlerimiz derslere ilgili ve birbiriyle uyumlu çocuklar. Onlar da bizim gibi gayet mutlu" dedi.

Tek yumurta ikizlerinden Gizem Doğan, "Bazen sabahları yeni uyandıysak annem bile karıştırıyor. Okulda da bu durumları çok yaşıyoruz" diye konuştu. İkizi Ayşegül Doğan ise "Bir keresinde onun yerine sınıfa girince beni o sanmışlardı. Evde de birbirimize çok yardımcı oluyoruz. Çok mutluyuz" dedi.

Görüntü Dökümü:
--------------------
-İkizlerin aynı sınıfta ders dinlerken detay görüntüsü,
-Sınıf ortamında diğer öğrencilerden detay görüntü,
-Okul bahçesinde biraraya gelen 5 ikizden görüntü,
-İkizlerle röp,
-Sınıf arkadaşları ile röp,
-Okul müdürü Sıla Tetik ile röp.

Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Tekin GÜRBULAK / İZMİR, (DHA)

==================================================
6)SANAYİ ESNAFININ 'TORNACI YENGE'Sİ

MUĞLA'nın Marmaris ilçesindeki tornacı dükkanında eşi Göksel Vatandaş'la (58) birlikte çalışan Romanya uyruklu Laura Vatandaş (44), kadınların her mesleği yapabileceğini gösterdi. Torna tezgahında görenlerin başta şaşırdığı Laura Vatandaş, işin hakkını vermesiyle mesleğinde takdir toplarken, çevredeki esnaf kendisine 'Tornacı yenge' diyor.
Makine teknikeri Göksel Vatandaş ile Laura Vatandaş, 20 yıl önce Romanya'da tanıştı. Çiftin arkadaşlıkları, kısa sürede aşka dönüştü. Evlenen çift, İstanbul'a yerleşti. Dinini değiştirerek Müslüman olan Laura Vatandaş, evliliği sonrası çifte vatandaşlık hakkını elde etti. Eşine her konuda destek olan Laura Vatandaş, kocasının yoğun iş temposuna yardımcı olmak için harekete geçti. Her gün eşiyle işyerine giderek tornacılık mesleğini çıraklıktan başlayarak öğrenmeye başlayan Laura Vatandaş, ayrıca gittiği kursları başarıyla tamamlayarak 8 yılda torna ustası oldu. Vatandaş çifti, İstanbul'un stresli hayatından kurtulmak için 4 yıl önce Muğla'nın Marmaris ilçesine yerleşti. Tornacı dükkanı açan Göksel Vatandaş, sanayi sitesindeki işyerinde, eşi Laura Vatandaş ile birlikte çalışmaya başladı.
'KADININ BAŞARAMAYACAĞI BİR ŞEY YOKTUR, YETER Kİ İSTENSİN'
Esnafın 'Tornacı yenge' dediği Laura Vatandaş, "17 sene İstanbul'da kaldık. Bu süreçte eşimin yoğunluğuna yardımcı olmak için tornacılık mesleğime girdim. 24 saatimiz beraber geçti. Çok sevdiğim bir mesleğim oldu. Çok zevkli ve özen isteyen bir meslek. Kadının başaramayacağı bir şey yok, yeter ki istesin. Yaşamımın sonuna kadar eşimle beraber yan yana çalışıp güzel günler yaşayacağız" dedi.
Göksel Vatandaş ise, "Eşimle Romanya'da tanıştığımda kendisi market işiyle ilgileniyordu ve tornacılık mesleğini bilmiyordu. İstanbul'a yerleşip evlendiğimizde, yoğun iş tempoma yardımcı olmak için hevesle bana katıldı. Tornacılık mesleğine sıfırdan girerek 20 yılda harikalar yarattı. Kendisi kadınların yapamayacağı bir şey olmadığını ispatladı. Eşimle gurur duyuyor ve tebrik ediyorum. Bir erkeğin yaptığı işleri başardı. Ömrümüz yettiği sürece eşimle beraber torna tezgahlarında çalışmaya devam edeceğiz" dedi.

Görüntü Dökümü:
--------------------
- Sanayi Sitesi'nden genel görüntü
- Torna dükkanın dışından genel görüntü
- Laura Vatandaş ile torna tezgahında röportaj
- Laura Vatandaş ve eşi Göksel Vatandaş ile torna tezgahında genel görüntü
- Laura Vatandaş torna tezg^ahında çalışırken ön planda eşi ile röp.

(Toplam: 4 dakika 18 saniye-310 MB HD görüntü)

(Haber- Kamera: Ali GÜNDOĞAN / MARMARİS (Muğla), (DHA)