HABER

DHA YURT BÜLTENİ -3

  Şantajla 350 ev ve iş yerini üzerlerine geçiren 10 kişilik aile yakalandı Adana'da çete kurarak şantaj ve tehditle vatandaşların para, tarla, ev ve iş yerlerini aldığı öne sürülen aynı aileden 10 kişi polis tarafından gözaltına alındı.

Şantajla 350 ev ve iş yerini üzerlerine geçiren 10 kişilik aile yakalandı

Adana'da çete kurarak şantaj ve tehditle vatandaşların para, tarla, ev ve iş yerlerini aldığı öne sürülen aynı aileden 10 kişi polis tarafından gözaltına alındı.
İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla ekipleri, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yürüttüğü bir soruşturma kapsamında, çete kurarak şantaj ve tehditle vatandaşlardan para, tarla, ev ve iş yeri aldığı öne sürülen 10 kişiyi teknik ve fiziki olarak takibe aldı. Yapılan çalışmada çete lideri K.D.'nin boşandığı eşi A.D., yeni eşi G.D., erkek kardeşleri ve çocuklarıyla birlikte 150 kişiyi tehdit ettiği saptandı. Bu kişilerden şantajla 350 iş yeri, tarla tapusu ve ev alan K.D.'nin ise gayrimenkulleri boşandığı ve yeni eşinin üzerine yaptığı ortaya çıktı. Ayrıca K.D.'nin yine tehditle elde ettiği nakit paraları da eşlerinin hesaplarına geçirdiği öğrenildi. Elde edilen bilgiler doğrultusunda yapılan eş zamanlı operasyonlarda K.D., A.D. ve G.D.'nin de aralarında bulunduğu 10 kişi yakalanarak emniyete götürüldü. Olayla ilgili soruşturma sürüyor.

Görüntü Dökümü
-------
-Zanlıların adli tıp birimine getirilmesi
-Adli tıp biriminden çıkarılması
-Polis aracına bindirilmeleri
-Aracın gidişi

SÜRE: 01'46" BOYUT:196 MB

Haber:Çağlar ÖZTÜRK-Kamera: ADANA,(DHA)

==================

Kızlarından annelerine ikinci hayat

İZMİRLİ ve Aydınlı karaciğer hastası iki anneden Beyzide Topaloğlu'na (62) kızı Feyza Topaloğlu (36), Gülşen Erikli'ye (64) de kızı Yeliz Erikli (40) canlı donör olup hayat verdi. İzmir Kent Hastanesi'nde 1.5 ay arayla aynı kaderi paylaşıp karaciğer nakli olan iki kadın sağlıklarına kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, "Hayırlı evlatlarımız sayesinde hayattayız, ne mutlu bize" dedi.
Aydın'da yaşayan 2 kız annesi Beyzide Topaloğlu'nu karaciğer nakline götüren süreç 1996 yılında 'Primer sklerozan kolanjit' tanısı konulmasıyla başladı. Mayıs 2000'e kadar ilaç tedavisiyle hastalığı kontrol altında tutulan Topaloğlu, safra kanallarının tıkanması üzerine ciddi bir ameliyat geçirdi. Topaloğlu bu ameliyatın ardından 15 yıl daha rahat nefes aldı. 2015'te halsizlik, kaşıntı gibi sağlık şikayetleri başlayan Topaloğlu'nun değerleri bozuldu ve bir yıl sonra nakil kararı verildi. Bu arada karaciğerine takılan direnle 8 ay yaşayan Beyzide Topaloğlu, kendini nakle hazırlamaya çalışırken rutin kontrollerinde memesinde tümör saptandı. Meme kanseri tanısı konulan, ameliyatın ardından ışın tedavisi gören Topaloğlu gittikçe kötüleşirken, nakil için 2 yıl geçmesi gerektiği söylendi. Bu süreçte sürekli hastaneye yatıp çıkan Topaloğlu için zaman aleyhine işlemeye başladı ve acil olarak İzmir Kent Hastanesi'nde nakil ameliyatına alındı. Doç. Dr. Murat Kılıç başkanlığında Dr. Opr. Dr. Cahit Yılmaz, Opr. Dr. Kamil Kılıç, Opr. Dr. Rasim Farajov, Opr. Dr. Zaza Iakobadze'den oluşan ekip tarafından 29 Ocak 2019'da gerçekleştirilen operasyonla Beyzide Topaloğlu'na kızı Feyza Topaloğlu'ndan alınan karaciğer parçası nakledildi.
YÜRÜYEMEZ HALE GELMİŞTİ, MUCİZE YAŞIYOR
İzmir'de yaşayan 3 çocuk, 4 torun sahibi Gülşen Erikli'ye de 5 yıl önce 'otoümmin hepatit' tanısı konuldu. Erikli, siroz tanısıyla yıllarca çeşitli hastanelerde tedavi ve kontrollerini sürdürdü. Halsizlik, kilo kaybı ve sarılık şikayetleri giderek artan Erikli için nakil kararı alındı. Karaciğer değerleri sürekli yükselen Erikli, nakil için İzmir Kent Hastanesi'ne başvururken, büyük kızı Yeliz Erikli bir an bile düşünmeden gönüllü oldu. Kızının uygun verici olduğunun saptanması üzerine Gülşen Erikli 12 Mart 2019 günü nakil operasyonuna alındı. Doç. Dr. Murat Kılıç başkanlığındaki ekip tarafından Yeliz Erikli'den annesine karaciğer nakli gerçekleştirildi.
Yolları aynı hastanede kesişen Beyzide- Feyza Topaloğlu ve Gülşen- Yeliz Erikli, kontroller sırasında tanışıp dost olurken, Anneler Günü öncesinde bir araya geldi. İki anne-kızın buluşmasında duygulu anlar yaşandı. Evlatları sayesinde yeniden yaşama dönen anneler zaman zaman gözyaşı dökerek o zor süreçleri anlattı.
HAYAT VEREN AMELİYAT
Annesinin nakil öncesinde adeta ölüm döşeğinde olduğunu belirten Feyza Topaloğlu, "Annem meme kanseri olunca nakil operasyonu için üzerinden iki yıl geçmesi önerildi. Kanserin nüksedebileceği söylendi, annemin masada kalabileceği de. Meme kanseri ameliyatını üzerinden 15 ay geçmişti ki annem artık kendi başına tuvalete bile gidemez hale gelmişti. Mecburen erkene alındı nakil ameliyatı. Önce benim ameliyata alınmam gerektiği halde safra kanalı ve damarı tıkandığı için annemi aldılar. Doktorlar 5 saat uğraştı bunun için, sonra da nakil ameliyatını gerçekleştirdiler. Ameliyat 12 saat sürdü. Doktorlarımıza minnettarız, çok emek, çaba sarf ettiler. Anneme donör olmak konusunda bir dakika düşünmedim. Gönüllü oldum. Annem tekrar hayata döndü. Bu benim için çok önemli. Zaten yapılan her şey bunun içindi. Çok mutluyum" diye konuştu.
Kızının hayat verdiği Topaloğlu da, "Bu mutluluk tarif edilir gibi değil. Allah kimseye nasip etmesin ama bir evladın bu kadar gözü kapalı anne için canını feda etmesi çok güzel bir şey, çok teşekkür ediyorum kızıma. Ben ona can verdim ama o bana ikinci hayat verdi. Benim üzerimde çok hakkı var" dedi.
Karaciğer nakli kararı alınmasından çok kısa bir sürede ameliyat masasına yattığını belirten Gülşen Erikli de şunları söyledi:
"Günden güne kötüleşiyordum, zaman aleyhime işliyordu. Sağ olsun kızım gönüllü oldu. Evladımdan can kabul etmek çok zordu, hiç istemedim. Ama çıkış yolumuz yoktu. Ben ona bir hayat verdim ama o bana 10 hayat verdi, en güzel hediyesini verdi."
Kızı Yeliz Erikli de "Karar verilmesiyle nakil olmamız arasında çok zaman yok. Acil nakil gerekiyordu, düşünecek de bekleyecek de zamanımız yoktu. Ben hiç düşünmedim, anneye verebilecek hediye olarak değil de annemi kaybetmeye hazır değildim. Hediye olarak da düşünmedim sadece yaşamasını istedim. Çok zor bir süreçten geçtik, şu anda annemin bu duruma gelmesi gerçekten çok güzel" dedi.
Öte yandan iki hastanın da acil nakil olması gereken vakalar olduğunu belirten İzmir Kent Hastanesi Karaciğer Nakli Bölüm Başkanı Doç. Dr Murat Kılıç şöyle konuştu:
"Nakil olmamaları halinde kısa sürede kaybedilecek hastalardı, ikisi de. Karaciğer değerleri sürekli yükseliyor, yaşamsal riskleri artıyordu. Kızları gönüllü donör oldu, nakilleri başarıyla gerçekleşti. İki hastamızın da vericilerinin de sağlık durumları gayet iyi."

Görüntü Dökümü
------------
- Beyzide Topaloğlu ile röp.
- Feyza Topaloğlu ile röp.
- Gülşen Erikli ile röp.
- Yeliz Erikli ile röp.
- Genel- detay görüntü

Haber-Kamera: Mücahit BEKTAŞ / İZMİR, (DHA)

================

Anneler DMD için tedavi istiyor

İZMİR'de Anneler Günü öncesi bir araya gelen, bir kas erimesi hastalığı olan Duchene Muscular Distrofi'ye (DMD) sahip çocukların anneleri, yavrularının gözleri önünde günden güne eridiğini söyleyerek yardım istedi. Dünyada bilimsel yüzlerce çalışmanın DMD için tedaviye umut olduğunu belirten anneler, kesin çözüm için gen teşhis ve tedavi merkezlerinin acilen kurulmasını istedi.
Bazı anneler, Anneler Günü'nü buruk karşılıyor. Genetik geçişli DMD hastası çocukların anneleri, gözleri gibi baktıkları çocuklarında yaşları ilerledikçe ölüm riskinin arttığını söyleyerek acilen birşeyler yapılmasını istedi. O annelerden biri de Ferda Uyar. Oğlu Deniz Önder'in 5 yaşında olduğunu söyleyen Uyar, gelecekle ilgili kaygılarını anlattı. Deniz'e 3.5 yaşında teşhis konulduğunu belirten Uyar, çok zamanları olmadığını belirterek, "Oğlum haftada 2 gün fizik tedavi görüyor, 2 gün yüzmeye gidiyor. Boş zamanlarda bisiklet sürdürüyoruz. Onun kas gelişimini güçlendirmek ve mevcut kasları korumak için uğraşıyoruz. Devletin ödediği fizik tedavi seans sayıları çok yetersiz kalıyor. 60 seansını devlet karşılıyor. Yani haftada 2 gün birer saat fizik tedavi alabiliyoruz. Ama en az 3 gün yani 3 saat almamız lazım. Şu an özelde fizik tedavinin saati 100-150 TL arası. Bürokratik engellerin aşılıp bir an önce tedavi merkezlerinin açılmasını istiyoruz" dedi.
Türkiye'de DMD hastası çok fazla çocuk olduğunu anlatan Uyar, çocuklarının yaşı ilerledikçe kas erimelerinin artacağını söyleyerek "Solunum sıkıntısı yaşayabilir, kalp kaslarında sorun yaşayabilir. Gelecekle ilgili korkularımız var. Şuan fiziksel engelimiz yok ama ilerde de olmasın istiyoruz. Bizim çok zamanımız yok. Çalışmalar bir an önce başlamalı. Onların geleceğine umutla bakmak istiyoruz. Üniversiteye gitsinler, evlensinler, çocukları olsun bunları hayal ediyoruz" diye konuştu.
"ÇOCUKLARIMIZIN VAKTİ YOK"
5 yaşındaki Efe'nin annesi Sevtap Toprakçı da oğlu 2.5 yaşında iken bu hastalıkla tanıştıklarını belirterek geçirdikleri zorlu yolculuğu anlattı. Çok doktor gezdiklerini ve DMD ile ilgili çok araştırma yaptıklarını belirten Toprakçı, "Düne kadar biz de habersizdik. Ama bu hastalık çok nadir bir hastalık değil. Mecliste Nadir Hastalıkları Araştırma Komisyonu kuruldu. Ama henüz bir araştırmaya başlamadılar. Oysa 18-19 yaşına gelmiş DMD hastalarının bekleyecek zamanı yok. İvedilikle çalışmaların yapılması lazım" dedi. Konusunda uzman doktorlara ulaşmada sıkıntılar yaşadıklarını anlatan Toprakçı şöyle devam etti:
"İnsanlar bu hastalıkla ilgili farkında ve duyarlı değiller. Sadece başına gelen aileler, birbirini bulup dayanışma içinde yaşıyorlar. Kesin çözüm için gen teşhis ve tedavi merkezlerinin acilen kurulması lazım. Yurt dışında çalışmalar yapan bu merkezler var. Ama Türkiye'de yok. Oysa bu çalışmalara canla başla katılacak profesörlerimiz var. Bu merkezler sadece DMD değil birçok kas hastalıkları ve kalıtımsal rahatsızlıkları çözecek. Evlilik öncesi yapılan testler de bu merkezlerde geliştirilirse en azından anne babalar sağlıklı çocuklar dünyaya getirebilir. Kimse bu çekilemez acıyı yaşamasın. Çocuklarımızın vakti yok. 10'lu yaşlarda tekerlekli sandalyeye mahkum kalırken 18-19'lu yaşlarda solunum yetersizliğine bağlı ölüm riski yaşıyorlar. Buna dur demeliyiz. Anneler Günü bizim için hep buruk. Her doğum günü buruk. Çünkü biz zaman geçmesin, ilerlemesin istiyoruz. Süreç bizim çocuklarımıza ömür katmayacak, ömürlerinden çalacak. Benim bir şansım var, umudum daha fazla çünkü çocuğumun yaşı küçük. İlerleyen zamanlarda, bugün değilse bile yarın bu hastalığa çözüm bulunacak. Bu hastalık grip gibi değil, bir reçetemiz yok. Bizimle ilgilensinler, evlatlarımızı bize kavuştursunlar."
OĞLUYLA BİRLİKTE YARDIM ALIYOR
Türkiye'de 6 bin DMD hastası çocuk olduğunu anlatan 18 yaşındaki Kadir Can'ın annesi Ayla Coşkun da eğitimde erişilebilirlik istedi. Solunum sorunu yaşamamak için diyaframı destekleyici solunum cihazı kullanmaları gerektiğini belirten Coşkun, "Bunun için başvuru yaptık. Bize bu cihazın verilmesi gerekiyor. Benim oğlum küçük yaşlarda hastalığının geçici olduğunu sanıyordu. 13 yaşında tekerlekli sandalyeye oturduktan sonra kendi yaptığı araştırmalardan sonra büyük yıkım yaşadı. Birlikte psikiyatriye gidiyoruz. Çünkü hastalığının ölümcül olduğunu biliyor. Ona destek olmaya çalışıyorum. Yaşam enerjimi bitirmemeye çalışıyorum. Kendime faydam olmazsa ona da faydam olmaz" dedi.
"DÜŞERSEK BİZİ AYAĞA KALDIRACAK KİMSE YOK"
Fizik tedavi konusunda büyük sıkıntı yaşadıklarını söyleyen Manolya Alay ise 2 yaşındaki Çınar Alp için çok kaygılı olduğunu söyleyerek, "Hem kaygılıyım hem de umudumuzu kaybetmeden ayakta kalmaya çalışıyoruz. Bizler güçlü olmalıyız ki onlara faydamız olsun. Biz düştüğümüz zaman onlar da düşüyor. Maalesef elimizden tutup bizi ayağa kaldıracak kimse yok. Yurt dışında devam eden ilaç araştırmaları var. Çocuklarımızın hastalığını öteleyen onların ömürlerine 10 yıl katma ihtimali olan bir ilaç var. Ama kendi imkanlarımızla ona ulaşmamız imkansız. Çünkü şuan bedeli yıllık 300 bin dolar civarında. Devletin bunu karşılamasını istiyoruz" diye konuştu.
'GECE UYUYUP KALSAM HASAN'I KAYBEDERİZ'
Yaşı ilerlediği için bu hastalıkla ilgili sıkıntıları artan 19 yaşındaki Hasan'ın annesi Ayşe Irmak da şunları söyledi:
"Oğlum geceleri soluk alamama sorunu ve anlık kalp durması yaşıyor. Solunum sıkıntıları var. Ben çocuğumun yürümesinin mümkün olmadığının artık farkındayım. Ama uzun yaşamasını 50,60 yaşını görmesini istiyorum. Önemli olan kaliteli yaşam. Oğluma solunum cihazı verilmesi lazım. Yatarken kalbinin yorulmaması için bu cihaz gerekli. Kızımla birlikte gece Hasan'ın başında nöbet tutuyoruz. 3 saat ben uyuyorsam 3 saat o uyuyor. Çünkü uykusunda kalbi ve solunumu durabilir. Solunumu kesilince uyandırıyorum. Bir an kendine geliyor, döndürüyorum uyumaya devam ediyor. Ben uyuyup kalsam Hasan'ı kaybederiz."

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
-----------
-DMD hastası çocuklardan görüntü,
-Annelerle birlikte çocuklarla detay görüntü,
-Annelerle röp.

Haber: Nevra UÇKAÇ - Kamera: Melis KARAKUZULU / İZMİR, (DHA)

====================

Tarihi mekanlar lazer ile modellenerek korum altına alınıyor

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Paris’in simgesi Notre Dame Katedrali’nde çıkan yangının ardından, olası bir felakete karşı kentteki tarihi eserleri 4 yıldır lazer tarama cihazları ile modelliyor.
Tarihi yapıların restorasyonunun yapılarak turizme kazandırılması için çalışmalarını sürdüren Bursa Büyükşehir Belediyesi, son dört yıldır olası deprem ve yangın felaketlerine karşı bu eserleri lazer ölçümleri ile kayıt altına alıyor. Özellikle Paris’teki Notre Dame Katedrali’nde çıkan yangının ardından 850 yıllık bu eserin yeniden inşası gündeme gelirken, aslına uygun bir eser olup olmayacağı da bazı tartışmaları beraberinde getirdi. Tarih boyunca yaşadığı büyük deprem ve yangın felaketleriyle önemli eserlerin tahrip olduğu Bursa'da Büyükşehir Belediyesi olası bir felakette bir daha böyle bir durumla karşılaşmamak için kentteki tarihi mekanları bire bir ölçümleyip, modelleyerek kayıt altına alıyor.
100 MİLYAR NOKTA ÖLÇÜMÜ
Bursa Büyükşehir Belediyesi Harita Şube Müdürlüğü ekipleri, 2015 yılında Türkiye’deki belediyelerde bir ilk olarak yersel lazer tarama cihazı ile ölçümlere başladı. Saniyede 50 bin nokta ölçebilen lazer ölçüm cihazı ile yapıların 3 boyutlu modeli çıkarılırken, İslam âleminin en yüksek mertebedeki 5’inci büyük mabedi kabul edilen 600 yıllık Ulucami’de yapılan 2 milyar nokta ölçümü ile en kaba hata sadece 8 milimetre olarak, tarihi yapının 3 boyutlu modeli oluşturuldu. Bugüne kadar Ulucami’nin yanı sıra Tarihi Saat Kulesi, Osman Gazi ve Orhan Gazi Türbeleri, Yeşil Cami, Yeşil Türbe, Tarihi Belediye Binası, İznik Antik Roma Tiyatrosu, Çini Fırınları, Tolon Fabrikası, İznik Surları, İshakpaşa Külliyesi, Yıldırım Beyazıt Camii, 1. Murat Külliyesi, Bitinya Galerileri, Zindan Kapı gibi 40’ın üzerindeki tarihi eserin modellemesi yapılırken, 100 milyar noktanın üzerinde ölçüm yapıldı. Harita Şube Müdürlüğü ekipleri, ecdat emanetlerinin yanı sıra talepler üzerine sivil mimari örneği yapıların da modellemeleri yapıyor. Yapılan bu modellemeler sayesinde Paris’te olduğu gibi bir yangın veya olası bir depremde zarar gören bir eser, milimi milimine aslına uygun olarak yeniden inşa edilebilecek.
ESERLER KAYIT ALTINDA
Bursa’nın, Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, Cumalıkızık ve Sultan Külliyeleri ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığını hatırlatan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş, yok olmaya yüz tutmuş eserlerin restore edilerek, ayağa kaldırılması kadar, bu eserlerin aslına uygun olarak geleceğe taşınmasının da büyük önem taşıdığını söyledi. Paris Notre Dame Katedrali’nde olduğu gibi Bursa’nın da tarihte büyük deprem ve yangınlara sahne olduğunu hatırlatan Başkan Aktaş, “Özellikle 1855 depreminde Bursa neredeyse yerle bir oldu. Birçok tarihi eser ya tahrip oldu ya da tamamen yıkılıp gitti. Yine 1958 yılındaki yangında Tarihi Kapalı Çarşı kül oldu. Benzer bir felaket geçtiğimiz ay Paris’te yaşandı. Yani bu tür felaketler her an olabilir. Bir taraftan bu tür felaketlere karşı tedbir alıyoruz, diğer taraftan da önüne geçemediğimiz bir felaket sonrası zarar gören tarihi eserimizin bire bir aynısını inşa edebilmek için de gerekli ön çalışmalarımızı yapıyoruz. Bu noktada Harita Şubemizin yaptığı çalışma tarihe not düşülmesi bakımından çok önemli. Bugüne kadar 40’ın üzerindeki eserimizin birebir modellemesi yapıldı. Hedefimiz kentimizdeki gerek tarihi, gerekse mimari değeri olan tüm eserleri modellemekö diye konuştu.

Görüntü Dökümü
------------
-Tarihi mekanlardan drone görüntüsü
-Tarihi mekanların lazerle modellenmesi
-Başkan Alinur Aktaş açıklama
-Modellenen yapıların bilgisayar görüntüsü
-Detaylar

Süre: 05.39 Boyut: 633 MB

Haber-Kamera: Muammer İRTEM/BURSA, (DHA)

================

(ÖZEL) - 'Saklı Cennet'; Günpınar Şelalesi

Malatya'nın Darende ilçesinde, el değmemiş doğası, kanyonu ve bitki örtüsüyle Günpınar Şelalesi halk arasında bilinen 'Saklı Cennet', ilkbaharda rengarenk görüntüsüyle ziyaretçilerini hayran bırakıyor.
Günpınar Şelalesi, aynı adı taşıyan vadisiyle ilkbahar mevsiminde ziyaretçilerine tabloları aratmayan bir manzara yaşatıyor. Yeşil, mavi ve sarının bütün tonlarını barındıran şelale, tarihi ve doğal güzellikleriyle ilkbahar mevsiminde, kente gelen yerli ve yabancı turistlerin uğrak yerlerinden biri oluyor. Şelale, doğa tutkunlarının yanı sıra fotoğraf meraklılarını da cezbediyor. İlkbaharın bütün renklerini barındıran manzarasıyla doğal bir stüdyo imkanı sağlıyor. İlçeyi gezen turistler, şelalenin eşsiz bir görünüme sahip olduğunu kaydederek, Malatya'ya ilk kez geldiklerini, şelalenin çok huzur verici olduğunu söyledi. Günpınar Şelalesi'ne daha önce de geldiğini belirten Mert Arslan, "Bu ikinci gelişim. Ankara'dan arkadaşlarımı getirdim. Bence inanılmaz bir yer, çok güzel burası" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
--------------
- Şelalenin drone ile havadan geniş görüntüleri
- Akan sudan detaylar
- Şelale başında fotoğraf çekinenler
- Şelaleden geniş sabit detaylar
- Günpınar şelalesini gezenler röp.
- Şelaleyi gezen Mert Arslan röp.
- Günpınar şelalesinin tabelası
- Genel ve detay görüntüler

GÖRÜNTÜ BOYUTU: 621 MB,

Haber-Kamera: Taha AYHAN-MALATYA-DHA

===================

Annelere yenilebilir çiçek

Antalya'da minyatür sebze, mikro filizler, saksıda baharatlar gibi özel ürün üreten firmanın 13 çeşitte yetiştirdiği yenilebilir çiçeklere, Anneler Günü nedeniyle büyük ilgi var.
Antalya'nın Serik ve Korkuteli ilçeleriyle Burdur'un Gölhisar ilçesinde yaklaşık 2 bin dönüm açık ve örtü altı alanda minyatür sebze, mikro filiz, Akdeniz ve Ege yeşillikleri, taze baharatlar, normal sebzeler ve saksıda baharat üretimi yapan Erüst Tarım tarafından 18 yıl önce tek çeşitte başlatılan yenilebilir çiçek üretimi 13 çeşide yükseldi.
İLK KEZ GÖRENLERİ ŞAŞIRTIYOR
Bazı süpermarketlerde paketler halinde satışı yapılan ve birçok gala, düğün ve 5 yıldızlı otellerdeki özel yemeklerde tatlıdan ana yemeklere tabaklarda servis edilen yenilebilir çiçekler, Anneler Günü dolayısıyla yoğun talep görüyor. İlk kez görenlerin yenildiğini duyduğunda şaşırdığı çiçekler, hem rengarenk görüntüleri hem de bazı sebze ve meyve tadındaki aromalarıyla dikkat çekiyor.
13 ÇEŞİT ÜRETİM
Firmanın satış direktörü Burak Akbulut, yaklaşık 18 yıl önce tek çiçek türüyle başladıkları yenilebilir çiçek üretiminin bugün 13'e yükseldiğini söyledi. Yaklaşık 3 dönümlük kapalı alanda üretim yaptıklarını belirten Akbulut, “Özellikle gastronomide tabak süslemelerinde bu ürünlerin kullanımı çok yaygınlaştı. Bunlar yenilebilir çiçekler. Kimini tere, kiminin roka, kimin de erik gibi farklı aromaları var. Tatlılar, balıklar, et yemekleri, salatalarda kullanılabiliyor. Hem göze hem mideye hitap ediyor" dedi.
ANNELERİ ŞAŞIRTMAK İSTEYENLER İÇİN
Anneler Günü'nde çocuklarının normal çiçeklerle annelerini çok iyi hissettirdiğini aktaran Akbulut, “Annelerimize çiçek almak güzel bir şey. Ama yenilebilir çiçek almak onlara daha farklı güzellik katıyor. Onları şaşırtmak isteyenler için de yenilebilir çiçek birebir. Daha önce Sevgililer Günü'nde bir artış vardı, yine aynı şekilde Anneler Günü'nde insanlar anneleri için yenilebilir çiçek talep ediyor" dedi.
HANGİ ÇİÇEK HANGİ AROMAYA SAHİP?
Çiçekler hakkında da bilgi veren Akbulut, şunları söyledi:
"Latin çiçeği, tere tadında, balık ve salatalarda kullanılıyor ve renkli olduğu için en çok tercih edilenler arasında. Menekşe çiçeği aroması çok değil fakat renkleriyle tatlı ve pasta süslemelerinde kullanılıyor. Elektrik çiçeği, yediğinizde dilinizde ufak iğneleme yapacaktır, bu sayede tükürük bezleri çalışıyor ve ağzınızı yıkayan bir özelliği vardır. Bundan sonra yiyeceklerinizin aromalarını daha yoğun yaşıyorsunuz. Erik çiçeği, tatlı ve pasta süslemelerinde kullanılıyor. 12 ay boyunca ekşimsi erik tadı almaları insanların hoşuna gidiyor. Fasulye çiçeği adı üstünde, fasulye tadında, genellikle et yemeklerinin yanında kullanılıyor. Mor viola çiçeği de pasta süslemelerinde renginin güzelliği nedeniyle tercih ediliyor. Fesleğen çiçeği, genellikle salatalarda ve et yemeklerinde fesleğen aromasıyla güzel bir aroma ve görsele sahip."

Görüntü Dökümü
-------------
Yenilebilir çiçeklerin saksılarda görüntüsü
Çiçeklerin işlenirken görüntüsü
RÖP: Burat Akbulut
Burak Akbulut çiçeklerin özelliklerini anlatması
Detaylar

562 MB -- 05.04 /// HD

Haber: Mehmet ÇINAR-Kamera: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA,(DHA)

=================

Engelli annesine 'yılın annesi' ödülü

Aydın'ın İncirliova ilçesinde, spastik engelli kızı Buse Okulsev'e 23 yıldır fedakar bir şekilde bakan 52 yaşındaki Ayşe Okulsev, kurucularından olduğu İncirliova Engelsiz Yaşam Derneği (İNEYDER) tarafından 'yılın annesi' seçilerek plaket ile ödüllendirildi. Maddi durumlarının iyi olmadığını belirten Okulsev, tek isteğinin kızı için hayırseverler tarafından bir akülü tekerlekli sandalye alınması olduğunu söyledi.
İncirliova'da yaşayan Ayşe Okulsev ve emekli işçi Mustafa Okulsev'in iki çocuğundan biri olan Buse Okulsev, spastik engelli olarak dünyaya geldi. Ayşe Okulsev, tekerlekli sandalyeye mahkum olan ve hiçbir işini tek başına yapamayan kızına 23 yıldır, gece gündüz demeden fedakarca bakıyor. Bir an olsun kızının yanından ayrılmayan Okulsev, düzenli olarak banyosunu yaptırıyor, saçını tarıyor, yemeğini yedirip, gezdiriyor. Sadece kendi kızı değil diğer engelliler için de çalışan Ayşe Okulsev, kurucularından olduğu İNEYDER tarafından 'yılın annesi' seçildi, plaket ile ödüllendirildi.
DHA muhabirinin evinde görüştüğü Ayşe Okulsev, kendisini 'yılın annesi' seçen dernek üyelerine teşekkür edip, "Kızım Buse'yi büyütürken çok zorluklar çektim. Aydın ve İncirliova'da engelliler çok fazla tanınmıyordu. İncirliova Engelsiz Yaşam Derneği'ni kurarak bir ilki gerçekleştirdik. Derneğimizde engelilileri topluma kazandırmaya çalışıyoruz. Özellikle engelli çocuğu olan anneler gerçekten çok sıkıntılılar. Herhangi bir işleri olduğunda engelli çocukları bırakabilecekleri bir yerleri yok. Kimseye güvenemiyorlar çünkü çocukları tamamen anneye bağlı yaşamaya alışkın. Bu konuda devletimizden ve kamu görevlilerinden engellilerin bakımı ve annelerine de psikolojik destek verilmesi için bakım merkezlerinin yapılması gerekiyor" dedi.
'KIZIMIN ÖĞRETMEN OLMASINI ÇOK İSTERDİM'
"Kızımın öğretmen olmasını isterdim" diyen Okulsev, "Buse, 'anne ve baba' diyebiliyor. Aramızdaki iletişim sayesinde bana derdini anlatabiliyor. Onun okuyabilmesini çok isterdim. Buse her şeyi anlıyor ve her şeyi biliyor. Çok duygusal biri. Engellilerin belki elleri, ayakları tutmuyor ama onların beyinleri var her şeyi anlıyorlar. Engellilere ön yargıyla bakılmayıp, destek olunması gerek" diye konuştu.
KIZI İÇİN AKÜLÜ TEKERLEKLİ SANDALYE İSTEDİ
Maddi durumlarının iyi olmadığını da belirten Okulsev, "Eşim emekli. 1700 lira emekli maaşı var. Engelli kızımın bakımı için 1180 lira evde bakım parası alıyorum. Başka da bir gelirimiz yok. Oğlum okula gidiyor. 400 lira ev kirası ödüyoruz, kalan para ile de geçimimizi sağlıyoruz. Kızımın daha rahat gezip, hareket edebilmesi için akülü tekerlekli sandalyeye ihtiyacımız var. Bu konuda hayırseverlerden yardım bekliyorum" dedi.
KIZI İÇİN YAZDIĞI ŞİİRİ OKUDU
Engelli kızı Buse için yazdığı 'Engel Tanımayan' isimli şiirini de okuyan Okulsev, duygulanıp, ağladı. Annesinin ağladığını gören Buse Okulsev de gözyaşlarını tutamadı. Okusev'in şirinin dizeleri şöyle, "Ben engelli annesiyim engel tanımayan / Sen cenneti ezerken dünyada, ben ekmeye çalıştım cenneti rüyama / Sen üstüne mama döken ele kızarken, ben eliydim mamasından kavradığım kaşığın / Sen sözünü tutan çocuğu severken, ben anne sözünü bekledim yıllarca / Sen giyeceği elbise için tartışırken, ben seçemediği elbiseyi giydirdim sabırla / Sen oyuncakları kırıyor diye kızarken, ben oyuncaklara bakıp hayal kurdum aylarca / Sen evi dağıtıyor diye bağırırken, ben ayağa kalkmasını bekledim yıllarca / Sen senin bile yapamadığını isterken, ben her yapabildiğine sevindim / Sen hep hesap sorarken öğretime, ben eğilip omuz verdim öğrenmeye/ Ne mutlu ki, böyle bir çocuğun annesiyim."
'ENGELLİLER GÖZARDI EDİLMESİN'
İncirliova Engelsiz Yaşam Derneği Başkanı Merve Uysal, "Derneğimiz üyesi olan Ayşe Okulsev'i de bir engelli annesi olmasından dolayı yılın annesi seçtik. Kendi çocuğu da engelli olmasına rağmen diğer engelli çocukların da annesi olarak her zaman dernek çalışmalarında yer aldı. Bizim isteğimiz engellilerin bu toplumdan göz ardı edilmemesidir. Onlarla birlikte dünyada hep birlikte yaşamamız gerekiyor" dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
---------
-Spastik engelli Buse Okulsev'in annesi Ayşe Okulsev ve babası Mustafa Okulsev ile görüntüsü
-Ayşe Okulsev'in kızının kişsel bakımını yamasından görüntü
-Ayşe Okulsev'in engelli kızı için yazdığı şyiri okuması
-Anne kızın duygulanıp, ağlamaları
-Ayşe Okulsev ile röp.
-İncirliova Engelsiz Yaşam Derneği Başkanı Merve Uysal ile röp.
-Genel ve detay görüntüler

Haber - Kamera: Burhan CEYHAN / İNCİRLİOVA (Aydın), (DHA)

====================

Ege'nin vazgeçilmez lezzeti otlar doğadan toplanıyor

EGE mutfağının temelini oluşturan çeşit çeşit otlar, Muğla'nın Datça ilçesinde sofraların baş tacı olmayı sürdürüyor. Radikadan arapsaçına, yabani deniz börülcesinden ısırgana kadar birçok ot türü ilçedeki kırlar, çayırlar, dere ve deniz kenarlarından toplanıp sofralara taşınıyor.
Datça'da pek çok ot türü yetişiyor. Radika, arapsaçı, silcan, eşek helvası, istifno, yabani deniz börülcesi, ısırgan ve kişniş gibi otların yanı sıra melengiç (çitlenbik) ağacının yeni sürgün yapraklarından yapılan salatalar, börekler, mezeler ve kavurma yemekleri lezzetiyle parmak ısırtıyor. Mevsimine göre toplanan bu otlar temizlenip, ayıklanıp, kimi zaman pişirilerek kimi zaman toplandığı haliyle derin dondurucularda depolanarak, gerektiğinde yıl boyu tüketiliyor. Datça'da turizm sezonu boyunca yerli ve yabancı turistlerin büyük ilgi gösterdiği ot yemekleri restoranların vazgeçilmez menüleri arasında yer alıyor.
Datça'da 30 yıldır restoran işletmeciliği yapan 63 yaşındaki Fevzi Çıkıkçı, yarımadanın her bölgesinde ayrı bir ot türünün yetiştiğini söyledi. İlçenin Ege ile Akdeniz'in arasında bir parmak gibi uzanan bir yarımada bulunduğunu belirten Çıkıkçı, toplanan otların salatalarda, böreklerde, kavurmalarda kullanıldığını anlattı.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:
---------
- Datçalı Fevzi Çıkıkçı dağ bayır dolaşıp ot toplarken görüntü
- Çıkıkçı topladığı otları anlatırken
- Çıkıkçı ile röp.
- Çıkıkçı topladığı otlardan yaptığı salata ve yemekleri anlatırken

Haber- Kamera: Mehmet ÇİL / DATÇA (Muğla), (DHA)

Geri Dön