HABER

DHA YURT BÜLTENİ-5

1)ALİ'YE OTOMOBİL ÇARPMA ANI GÜVENLİK KAMERASINDA Gaziantep'te, parka gitmek için yaya geçidinden yolun karşısına geçmeye çalışan 10 yaşındaki Ali Kaygısız, otomobilin çarpması ile ağır yaralandı.

1)ALİ'YE OTOMOBİL ÇARPMA ANI GÜVENLİK KAMERASINDA

Gaziantep'te, parka gitmek için yaya geçidinden yolun karşısına geçmeye çalışan 10 yaşındaki Ali Kaygısız, otomobilin çarpması ile ağır yaralandı. Çarpma anı ise olay yerindeki güvenlik kamerasına yansıdı. Kaza önceki gün öğle saatlerinde Ünaldı Mahallesi'nde meydana geldi. Evlerinin yakınındaki parka gitmek isteyen Ali Kaygısız, yaya geçidinin olduğu yere gelip, yol kenarında beklemeye başladı. Bir süre sonra caddenin karşısına geçmek için yola çıkarak koşmaya başlayan Kaygısız'a sürücüsünün ismi öğrenilemeyen otomobil çarptı. Çarpmanın şiddeti ile savrularak refüje düşen Ali'yi görenler çocuğun yanına giderek müdahale etti. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri Ali'yi yakındaki özel hastaneye götürdü. Yoğun bakım ünitesinde tedaviye alınan çocuğun hayati tehlikesinin devam ettiği bildirildi.
ÇARPMA ANI GÜVENLİK KAMERASINDA
Otomobilin Ali Kaygısız'a çarpma anı ise olay yerine yakın güvenlik kamerası tarafından kaydedildi. Görüntülerde Kaygısız'ın koşarak karşıya geçmeye çalışırken otomobilin çarpması ve çocuğun havalanarak refüje düşmesi yer aldı.
Kaza sonrası otomobil sürücüsü polis ekipleri tarafından gözaltına alarak emniyete götürüldü.

Görünüt Dökümü
----------------------------
- Çocukların cadde kenarında beklemesi
- Ali Kaygsız'ın yaya geçidinden koşarak geçmeye çalışması
- Küçük çocuğa otomobilin çarpması
- Çocuğun savrularak orta refüje düşmesi
- Çevredekilerin kaza mahalline koşması

(Haber: Eyyüp BURUN- Kamera: GAZİANTEP-DHA)
GÖRÜNTÜ BOYUTU: 57 MB

==================================================

2)CİNAYET SANIĞI KADIN, TAHLİYE KARARINI DUYUNCA AVUKATINA SARILDI

ANTALYA'da, birlikte yaşadığı Cengiz Aydın'ı (30) kıskançlık nedeniyle çıkan tartışmada kendisini boğmaya çalışırken kalbinden bıçaklayarak öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Nurcan Saraç, yurt dışı yasağıyla tahliye edildi. Nurcan Saraç kararı, avukatına sarılarak kutlarken, yakınları sevinç gözyaşı döktü.
Olay, Kepez ilçesi Karşıyaka Mahallesi 3930 Sokak'ta geçen yıl 4 Haziran sabahı meydana geldi. Nurcan Saraç ve Cengiz Aydın, 3 yıldır birlikte yaşadıkları evde kıskançlık nedeniyle tartışmaya başladı. İddiaya göre, alkollü olan Aydın, kadına saldırdı. Bunun üzerine eline bıçak alan Nurcan Saraç, kendisini yatak odasına kilitleyip polisi aradı. Ancak Cengiz Aydın odanın kapısını kırarak, içeri girdi ve 2 çocuk annesini boğmaya çalıştı. Saraç da elindeki bıçağı, Aydın'ın kalbine sapladı. Ardından 112 Acil'i aradı. Ambulansla hastaneye götürülen Aydın, kurtarılamadı. Gözaltına alınan Nurcan Saraç, tutuklandı.
Antalya 6'ncı Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen karar duruşmasına, tutuklu sanık Saraç ile ölen Cengiz Aydın'ın yakınları ve taraf avukatları katıldı. Şikayetçi avukatları, sanığın öldürme kastıyla bıçağı maktulün kalbine sapladığını, bıçağın da meyve bıçağı olmadığını belirterek, 'kasten insan öldürme suçu'ndan cezalandırılmasını istedi. Cumhuriyet savcısı, sanığa 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu'ndan 12 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti.
'MÜVEKKİLİM KENDİSİNİ VE BEBEĞİNİ KORUMUŞTUR'
Sanık avukatı Serap Ertuğrul ise müvekkilinin meşru müdafaa sınırları içerisinde hareket ettiğini belirterek, "Müvekkilim olay öncesinde 112'yi aramıştır. Bize göre meşru müdafaanın tam koşulları oluşmuştur. Müvekkilim kendisini ve bebeğini korumak içgüdüsüyle hareket etmiştir. Mahkemenin, müvekkilimin korku ve panik anlarını da dikkate almasını istiyorum. Müvekkilimin beraatını talep ediyorum" dedi.
'ÖLMEMEK İÇİN BIÇAĞI ELİME ALDIM'
Sanık Nurcan Saraç ise mecbur kaldığı için bıçağı eline aldığını ifade ederek, "Ben öldürmek için değil, ölmemek için elime aldım. Cengiz güçlü biriydi, benim onu öldürmeye gücüm yetmez. Ben o gece elimden geleni yaptım" diye konuştu. Mahkeme heyeti tarafından son sözü sorulan Saraç, "Ben en başından beri söylediğim gibi bıçağı saplamadım. Saplamış olsaydım, benim de üzerimde kan olurdu" dedi.
YURT DIŞI YASAĞIYLA TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti, olayda 'kasten insan öldürme suçu'nun oluşmadığına kanaat getirerek, sanığı 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu'ndan 12 yıl hapis cezasına mahkum etti. Eylemin tahrik altında meydana geldiğini değerlendiren heyet, cezayı 6 yıla indirdi. Duruşmadaki iyi halini de indirim nedeni olarak kabul eden mahkeme heyeti, sanığa 5 yıl hapis cezası verdi. Cezaevinde yattığı süre göz önünde bulundurulan sanık, yurt dışı çıkış yasağıyla tahliye edildi.
ANNE: KADINLARIMIZ RAHAT YAŞASIN
Nurcan Saraç mahkemenin kararını avukatına sarılarak kutlarken, Saraç'ın yakınları mahkeme koridorlarında sevinç gözyaşları döktü. Adliye çıkışında gazetecilere açıklama yapan Nurcan Saraç'ın yakınları, karardan duydukları memnuniyeti dile getirdi. Anne Ayşe Leylak, "Sabrın sonu selametmiş. Uzun süre bekledik ama huzura kavuştuk. Artık kadınlar üzerindeki şiddet yeter. Çocuklar ve kadınlar baskı altında. Biz istiyoruz ki kadınlarımız rahat yaşasın" dedi.
BABA: ADALET YERİNİ BULDU
Baba Osman Leylak da adaletin yerini bulduğunu belirterek, "Allah herkesten razı olsun. Mutlu ve sevinçliyim. Bundan sonra kızıma sahip çıkacağım. Her zaman arkasındayım, destekçisiyim. Hiçbir zaman unutmasın ki arkasında babası var. Ölene kadar yanındayım" diye konuştu.
ABLA: ARTIK BÖYLE OLAYLAR OLMASIN
Abla Nuray Akkurt ise duruşmalar boyunca umutlarını kaybetmediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
"Hep çıkacağı yönünde umudumuzu yükselttik ve şu an çok mutluyuz. Kadınlara eziyet son bulsun. Artık böyle olaylar olmasın. Hiçbir kadın zor durumda kalmasın istiyoruz. Bu kararı bekliyordum ama dava hep ertelendi. Tahliye beklerken dava ertelendi. Yine ertelenebilir kuşkusu vardı. Bir an önce yanımıza gelmesini bekliyoruz. Hatta gidip alacağız."
YAVUZ: KADINLAR ÖLDÜRMEK İÇİN DEĞİL, ÖLMEMEK İÇİN BU DURUMDA
Duruşmaları takip eden Antalya Kadın Platformu üyesi Selma Yavuz da "Bugün buraya Nurcan için geldik. Bu karar hepimiz için sevindirici oldu. Böyle kararlara ihtiyacımız var. Umut ederdik ki bu karar Nevin Yıldırım için de alınsın. O da kendini savundu. Ama ne yazık ki müebbetle cezalandırıldı. Nurcan gibi örneklerimiz var. Kadınlar öldürmek için değil ölmemek için bu duruma geliyorlar" dedi.

Görüntü Dökümü
----------------
- Nurcan Saraç'ın ailesinin adliye dışındaki görüntüsü
- Antalya Kadın Platformu üyesi Selma Yavuz röp.
- Nurcan Saraç'ın ablası Nuray Akkurt röp.
- Baba Osman Leylak röp.
- Anne Ayşe Leylak röp.
- Adliye dış plan
252 MB - 2.15'

Haber-Kamera: Süleyman EKİN/ANTALYA, (DHA)

==================================================

3)LİSİNİA'DA LAVANTALAR AÇTI, ZİYARETÇİ YAĞIYOR

BURDUR'daki Lisinia Doğa Proje Alanı'nda lavantalar açtı. Burdur Gölü kıyısını mor çiçeklerle kaplayan lavantaları görmeye çok sayıda ziyaretçi geliyor. Proje sorumlusu Öztürk Sarıca, bu yıl bölgeyi 300 bin kişinin ziyaret etmesini beklediklerini belirtirken, Ramazan Bayramı tatilinden bu yana 50 bin ziyaretçi ağırladıklarını söyledi.
Kuruma tehdidiyle karşı karşıya olan Burdur Gölü'nün kurtarılması amacıyla başlatılan 'Lavanta Deresi Projesi' kapsamında Burdur merkeze bağlı Karakent köyünde dikilen lavanta çiçekleri açtı. Göl kıyısındaki lavantaların mor rengiyle gölün eşsiz mavisi buluşunca ortaya doyumsuz bir manzara çıktı. Yurt içi ve dışından çok sayıda tatilci de bu eşsiz güzelliği görmek için bölgeye akın etmeye başladı. Bölgeye gelen ziyaretçiler lavanta çiçekleri arasında hatıra fotoğrafı çektirirken, Lisinia Yaban Hayatı Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi gören yaban hayvanlarını da görme fırsatı buluyor.
'YAKLAŞIK 50 BİN ZİYARETÇİ ALDIK'
Lisinia Doğa Proje sorumlusu Öztürk Sarıca, Ramazan Bayramı tatili süresince binlerce kişinin proje alanını gezdiğini, ziyaretlerin hafta sonunda da devam ettiğini belirtti. Ramazan Bayramı tatilinden bu yana yoğun bir ziyaretçi trafiği yaşandığını söyleyen Sarıca, "Erken açan lavanta türü olan Lavandula angustifolia'nın açmasıyla ciddi anlamda Lisinia'yı ziyaret edilmeye başlandı. Özellikle bayram tatilinde gül bahçelerini de görmek isteyen çok ciddi sayıda ziyaretçimiz oldu. O günden bu yana yaklaşık 50 bin ziyaretçi aldık. Bizim hedefimiz bu yıl için 300 bin ziyaretçiydi. Akçaköy'deki Lavanta Deresi'nde lavantalar açmamış olmasına rağmen bu kadar kısa sürede 50 binli rakamlara ulaştığımıza bakılırsa hedefimizi geçeceğimizi tahmin ediyoruz. Bunun Burdur'un tanıtımına, turizmine, özellikle ekoturizmine çok büyük katkı sağlayacağına inanıyorum" dedi.
'KATMA DEĞER YARATMAYA ÇALIŞIYORUZ'
Lavantanın hasadı ve sonrasında elde edilen ürünlerden de bahseden Öztürk Sarıca, "Lavanta hasadıyla lavantanın kuru demetleri yapılıp, arkasından da yağı çıkartılıyor. Lavanta kolonyası ve lavanta kremleri ve lavantanın yenilebilir ürünleriyle ülkemiz için katma değer yaratmaya çalışıyoruz. Özellikle Lavandula angustifolia türünün yağını da önemli miktarda çıkaracağız. Bu uluslararası piyasada çok ciddi bir değere sahip olan bir tür" diye konuştu.
'AROMATİK BİTKİ ALANI 3 BİN DEKARA ULAŞTI'
Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi'ndeki dikim alanlarıyla Lisinia'nın aromatik bitki alanının 3 bin dekara ulaştığını da kaydeden Öztürk Sarıca, şöyle devam etti:
"Proje alanını özellikle lavanta ve su tüketmeyen tıbbi aromatik bitkiler önümüzdeki süreçte çevresel üretim modeli olarak geliştirilecek olursa -ki bu konuda valiliğimizin de çalışmaları var- Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi de bu konuda desteklerini esirgemiyor. Zannediyorum önümüzdeki yıllarda Burdur Gölü'nün çekilmesine ciddi anlamda su katkısı sağlayacaktır. Pek çok kişi büyükbaş hayvancılıktan lavanta ve tıbbi aromatik bitkiler üretimine geçecektir."

Görüntü Dökümü
----------------
- Lavanta ve göl genel plan
- Gezen vatandaşlar
- Fotoğraf çekimi yapan vatandaşlar
- Lavantalardan detay
- Öztürk Sarıca ile röp.
- Detay

HABER- KAMERA: Mesut MADAN/BURDUR, (DHA)

==================================================

4)'SIÇAN ADASI, MARTI ADASI OLSUN' TALEBİ

ANTALYA'nın tekne, yat ve dalış turizminde üs bölgesi olan Sıçan Adası, ismine tezat olarak barındırdığı yüzlerce martı ile konuklarını karşılıyor. Antalya'nın bu kadar çok martıyı barındıran tek noktası olan Sıçan Adası'nın isminin 'Martı Adası' olarak değiştirilmesini isteyen dalıcılar ise bu konuda destek bekliyor.
Antalya Kaleiçi Yat Limanı'na yaklaşık 10 kilometre uzaklıkta bir küçük ada olan Sıçan Adası'nın sahile bakan yakası 8 metrelik derinliğe sahipken, en ilgi çekici bölümü ise 22 metrelik derinliğiyle kuzey doğu yakası. Kayalık dip yapısı, sualtı zenginliğiyle sadece dalıcıların değil günlük tekne gezisine çıkanların da ilgi odağı olan ada, yaz döneminde yoğun tekne trafiğine sahip. Yapısı nedeniyle üzerinde yerleşim bulunmayan adanın Sultan Mehmet Reşad döneminde gemi barınağı olarak kullanıldığı rivayet edilse de adayla ilgili çalışma yapılmamış olması adayı gizemli kılıyor. Üzerinde kale kalıntıları bulunan adanın 12'nci yüzyılda korsanlar tarafından kullanıldığı düşünülüyor. Ada, kıyıdan güney kısmına doğru incelmesi nedeniyle bir sıçanı andırdığı için Sıçan Adası olarak anılıyor. Antalya'nın en çok martı barındıran tek bölgesi olarak konuklarını şaşırtan adaya gelenler yüzlerce martının kanat sesleriyle karşılanıyor. Antalyalı dalıcılar, adanın isminin 'Martı Adası' olarak değiştirilmesini istiyor.
BU KADAR MARTIYI BARINDIRAN TEK BÖLGE
Antalyalı dalış eğitmeni Sunay Yıldız, Balıkçı Barınağı'na yarım mil uzaklıktaki adanın yat, tekne ve dalış turizminin üs olarak kullanıldığı bir yer olarak dikkat çektiğini belirtti. Bölgenin tekne ve yatları rüzgardan koruyan bir nokta olduğunu ifade eden Yıldız, "Muhteşem sualtı zenginliğiyle dalış turizminde önemli bir nokta. Adanın dört tarafı dalışa elverişli olduğu gibi her seviyede dalışa uygun bir ada. 5 metreden 22 metreye kadar dalış imkanı sunan bir yer. Bizce dalış turizminde Kaş kadar ünlü olması gereken bir bölge" diye konuştu.
Adanın isminin Sıçan Adası olmasından rahatsızlık duyduklarını belirten Yıldız, "Hangi adaya gidiyorsunuz dendiğinde Sıçan Adası demeye utanıyoruz. Burası martılarla, martı sesleriyle dolu bir ada. Biz adanın isminin Martı Adası olarak değiştirilmesini istiyoruz" dedi. Adanın martıların yoğun bulunduğu, Antalya'nın yüzlerce martı barındıran tek bölgesi olduğunu kaydeden Yıldız, "Ben bu kadar martıyı Antalya'da başka bir yerde görmedim. Dalış yapanlara martılar eşlik ediyor. Özellikle yabancı turistler arasında kendi ülkelerinde hiç martı görmeyenler var. Onlara çok cazip geliyor. Bazen ekmekle martıları besliyorlar" diye konuştu.
'MARTI SESLERİ İSTANBUL'A HATIRLATIYOR'
Bölgeye dalış için gelen El Sanatları Öğretmeni Özlem Kılınç (46) da tıpkı Sunay Yıldız gibi adanın isminin Martı Adası olarak değiştirilmesini istiyor. Kılınç, "Çünkü bu kadar çok martıyı Antalya'da başka bir yerde göremiyoruz. Burada martılar özgürce uçuyor. Martı sesleri bize adeta İstanbul'a hatırlatıyor. Burada dalış yapmaktan çok memnunuz. Ve isminin Martı Adası olarak değiştirilmesini istiyoruz" dedi.
ADA MARTILARIN YAŞAM ALANI
Mavi Akdeniz Su Sporları Kulübü (MASSK) Başkanı, Dalış Eğitmeni Cüneyt Kılınç (47) da bölgenin dalış için mükemmel olduğunu söyledi. Kılınç, "İsmi Sıçan Adası olan bu adada yüzlerce martı var. Sıçan Adası isim olarak kulağa hoş gelmiyor. Barındırdığı martılardan dolayı Martı Adası olarak değiştirilmesini talep ediyoruz" diye konuştu. Kılınç, martıların yaşam alanı olan adanın isminin Martı Adası olarak değiştirilmesinin turizm açısından da hoş olacağını düşündüğünü sözlerine ekledi.

Görüntü Dökümü
--------------
- Adaya tekneyle giderken görüntü
- Ada yakınına demir atan tekneden adanın görüntüleri
- Adada kayalıklar üzerindeki martılardan görüntü
- Adanın etrafında uçuşan martılardan görüntü
- Sunay Yıldız ile adanın önünde röportaj
- Özlem Kılınç ile teknede röportaj
- Cüneyt Kılınç ile denizin içinde röportaj
- Dalış yapanların tekneden suya atlamaları
- Adanın sualtı görüntüleri
- Dalış yapanlardan sualtında görüntü
- Adanın çevresinden görüntüler
- Martı seslerinin duyulduğu detay görüntüler
Haber: Selma KUNAR- Kamera: Süleyman EKİN/ANTALYA, (DHA)

==================================================

5)ADANA'DA YENİ DOĞAN BEBEKLERE 'CAN KURTARAN' MÜDAHALE

ADANA'da Çukurova Üniversitesi Balcalı Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yeni doğan bebek Deren'in küçücük kalbi iletim bozukluğu teşhisiyle pille tanıştı, minik Mehmet Demir ise kalp kapağındaki darlığın giderilmesiyle sağlığına kavuştu. 3 yıllık evli Tunç Ateş ile Emine Ateş'in ilk bebekleri Mehmet Demir'in doğar doğmaz kalp kapakçığında darlık tespit edildi. Yakın tarihlerde doğan bekçi Serbun Dilci ile Mürüvet Dilci'nin ikinci çocukları Deren'in ise kalbinde iletim bozukluğu olduğu saptandı. Her iki bebek Kalp ve Damar Cerrahisi Doç. Dr. Uğur Göçen, Neonatoloji (Yenidoğan) Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Ferda Özlü, Pediyatrik Kardiyoloji Bilim Dalı'nda görevli Doç. Dr. Fadli Demir, tarafından sağlığına kavuşması için kordineli olarak tedavi altına alındı. 3 ayrı bölümün doktorları, iki bebeği sağlığına kavuşturmak için bir araya geldi.

Doç. Dr. Ferda Özlü, Deren bebekteki iletim bozukluğunun kalbin tüm vücuda kan pompalamasını engelleyebileceği ve beyinin zarar görebileceği riskini taşıdığını kaydederken, "Bu vakalara acil müdahale edilmesi gerekir. Kalp damar cerrahlarımız çok hızlı, gece gelip bebeğin kalbinin pompalamasını sağlayarak beynini ve vücudunu kurtardılar. Sonrasında biz yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bu bebekleri bakıma aldık. Çok uzun süre makinede, solunum cihazında kalıp, yavaş yavaş hayati desteklerini devam ettiriyoruz. Diğer bebeğimizde ise aort kapağı dediğimiz tüm vücudun kanını pompalayan damardaki bir bozukluk. Onu da kalp damar cerrahlarımız hemen ameliyata aldılar. Çıktığında kalp ve akciğeri çok az çalışıyordu. O nedenle ECMO dediğimiz kalp pompasına bağlandı. Yeni doğanda oldukça nadir görülen bir durum bu. Bebeğimiz başarılı bir şekilde tekrar hayata döndürülüp annesinin kucağına verdik. Bu ÇÜ için 3 disiplinin, çocuk kardiyoloji, kalp damar cerrahi ve yeni doğan ünitesinin bir başarısı. Bu nedenle üniversitelerdeki disiplinin birlikte çalışarak bebekleri kurtarmaları çok önemli. ÇÜ de bu konuda lider pozisyonunu sürdürüyor" dedi.

DOĞAR DOĞMAZ PİLLE TANIŞTI

Kalp ve Damar Cerrahisi Doç. Dr. Uğur Göçen ise, "Deren bebeğimizde doğuştan itibaren anne karnında pediatrik kardiyoloji tarafından tespit edilen ritim bozukluğu 'blok' dediğimiz kalp hızında yavaşlama mevcuttu. Doğumdan hemen sonra, doğar doğmaz biz kalp pilini takarak bebeğin kalbini normal duruma getirdik ve sağlığına kavuşmasını sağladık. Mehmet Demir bebekte ise kalp kapağında darlık mevcuttu. Bu kalbin kendi zarından alınan bir parçaydı. Kalp kapağına müdahale ederek tekrardan normal fonksiyonlarına dönmesini sağladık. Bu bebeğimiz ileri derece kalp yetmezliğiyle geldiği için ameliyat sonrasında kalp kasılmasında bir miktar kusur vardı. Biz bunu ECMO dediğimiz kalp destek cihazıyla çıkararak 5. gün uygun bir şekilde o cihazdan da kurtararak sağlığına kavuşmasını sağladık. Her iki bebeğimizin de şuanda durumları iyi. Takiplerinde bir sıkıntı olmadığını görmekteyiz. ÇÜ yıllardır çocuk kalp cerrahisiyle profesyonel bir ekiple çalışıyor. Bu dönemlerde özverili olarak çalışmaktayız. Yıl içerisinde 70'e yakın yeni doğan cerrahisi yapmaktayız. Bu da Türkiye şartlarında önemli sayı ve genelde başarılı olmaktayız" diye konuştu.

Görüntü Dökümü
--------------------------
- Bebeklerden genel ve detaylar
- Doç. Dr. Ferda Özlü ile röp.
- Kalp ve Damar Cerrahisi Doç. Dr. Uğur Göçen ile röp.
- Pediyatrik Kardiyoloji Bilim Dalı'nda görevli Doç. Dr. Fadli Demir ile röp.
- Ekipten genel ve detay

SÜRE:04'27" BOYUT:493 MB

Haber:Akif ÖZDEMİR-Kamera: Nuri PİR/ADANA, (DHA)

===================================================

6)'YAZ TATİLİNDE ÇOCUKLARLA GELENEKSEL OYUNLAR OYNANMALI'

SİVAS Cumhuriyet Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Dijital Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı Doç. Dr. Tuncay Dilci çocukların dijital oyunlardan uzak tutulması gerektiğini ifade ederek, yaz tatilinde ailelerin birlikte geleneksel oyunlar oynamasını önerdi.
Dijital bağımlılığın son zamanlarda ciddi sorunlardan biri olduğunu belirten Doç. Dr. Tuncay Dilci, çocukların gerçek yaşamla ilgili sıkıntılar yaşadığını söyledi. Doç.Dr. Dilci, "Bunlara biz dijital nesil diyoruz. Çünkü böyle bir çağın içerisine doğdular. Çocukların da hatası yok, aileler de ne yapacağını bilemiyor. Yönlendirme konusunda aileler kendilerini başarısız ve yetersiz gibi algılıyor ama asıl neden bu konudaki bilinçsizlik, yani çocukları yönlendirme ve hayata kanalize etmek konusunda bilinçsizlik. Dijital çağ hayatımızın bir realitesi, dolayısıyla bu gerçekle birlikte yaşamanın yollarını aramamız gerekir. Dijital çağın getirdiği sorumluluk veya dijital okuryazarlık bilinci bir elzemdir ve her ailenin de ivedi olarak bunu öğrenmesi gerekir" dedi.
'DİJİTAL NESNELER BAKICI OLMAMALI'
Ailelerin çocuklarını dijital nesille tanıştırırken paralel bir şekilde hayatlarını sürdürebilecek bir etkileşim içerisinde olmaları gerektiğini vurgulayan Dilci şeyle devam etti:
"Yani dijital nesneler çocuğun bir arkadaşı, bir bakıcısı olmamalı. Bizim gerçek hayatta arkadaşımız ya da tanıştığımız ve çevreyle kurduğumuz münasebetler çok önemli. Çevrenin kendi içerisinde verdiği mesajlar vardır. Örneğin doğa içerisinde büyüyen çocukla, dijital nesnelerle büyüyen çocuğun sosyal etkileşim becerisi düşünce beceresi ve bunu geliştirmesi bir değildir. Tipik olarak bizim Türk kültüründe karşılaştığımız en büyük sorun şu anda ailelerin dijital nesnelere çocukların bir bakıcısı rolüyle muamele etmeleri ve çocuğu dijital nesnelere teslim etmeleridir. Bu şekilde çocuklarda bilinçsel gelişim dediğimiz, düşünce akışının ve yaratıcı düşüncenin gelişimine ket vurma söz konusu. Çocuk aşırı elektromanyetik dalgaya maruz kaldığı için gerginlik, hırçınlık ve agresiflik söz konusu. Gerçek dünyayı algılayamayan bu çocuk sanat ortamda bir sanal kişilik geliştirmektedir."
Dijital nesnelerin kişileri hayatın sorumluluğundan uzaklaştırdığını ifade eden Dilci şunları söyledi:
"25-30 yaşındaki gençler bile ailevi sorumluluklarını bırakarak dijital nesnelere oyunlara gömülebilmekte kendini o dünyada kaybedilmekte bu nedenle çocukların oyun süreleriyle, dijital nesnelere temas ettikleri sürelere bazı kısıtlamalar getirmek gerekir. Hep bunlardan uzaklaştırmak yerine Türk kültürüne hitap eden çizgi filmlerin izlenmesi önerilebilir. Ama burada da çocuğun saatlerce ekran başında kalmasına müsaade edilmemelidir."
'EN FAZLA YARIM SAAT'
Dijital nesnelerle ortaokul altı çocukların 30-45 dakika ortaokul ve sonrası çocuklarda ise 1-1,5 saate kadar çıkarılabileceği önerisinde bulunan Dilci, "Diğer taraftan cep telefonu ve Android sistemli nesnelerle çocukların oyun yaşamında da kısıtlamaya gidilmesi gerekir. İlkokul çağında ve altındaki çocuklarda bazı dünya ülkeleri yasaklamış durumda. Biz de bu durumda eğer yasaklayamıyorsak, sistematik bir şekilde çocuklarda davranış değişikliğine bir ödül niteliğinde, kısa, yarım saati aşmayacak şekilde gün içerisinde verilebilir" ifadelerini kullandı.
GELENEKSEL OYUN ÖNERİSİ
Ailelere çocuklarıyla geleneksel oyunları oynaması gerektiğini aktaran Dilci, "Geleneksel oyun dünyanın birçok ülkesinde var. Hatta dijital bağımlılıkta terapi ve rehabilite modeli geliştirdik. Bunlardan en önemli kısmı geleneksel oyunlar, diğer taraftan ahşap dediğimiz organik nesnelerle dikkat geliştirici, eğlendirici aynı zamanda başarı duygusunu tatmin edeceğine inandığımız oyun türleri de var. Her aile en az üç tane geleneksel oyun biliyordur. Bunu bir slogan olarak düşünelim. Üç tane geleneksel oyunu oynamaya ne dersiniz? Bu ev içerisinde olabilir. Beş taş, saklambaç olabilir. Bir takım el becerisi gerektiren oyunlar olabilir. Mangala gibi Türk kültüründeki oyunlar olabilir. Gerçek ve yüz yüze ilişkilerin insan sosyopsikolojik bir varlık olduğu için bu ilişkilerin doyurucu yönünü tatmin edici başka hiçbir şey yoktur" dedi.

Görüntü Dökümü:
-Doç.Dr. Dilci'nin açıklamaları

Haber-Kamera: Uğur YİĞİT/SİVAS, (DHA)

Geri Dön