DW'den Baysal ve Çiğit'in de aralarında olduğu 17 gazeteciye ödül

Korona salgınında yaptıkları haberler yüzünden dünyanın birçok yerinde tehdit, şiddet ve tutuklama gibi tehlikelerle karşılaşan gazetecilere, DW İfade Özgürlüğü Ödülü verildi.

DW'den Baysal ve Çiğit'in de aralarında olduğu 17 gazeteciye ödül

DW İfade Özgürlüğü Ödülü bu yıl koronavirüs krizi kapsamında yaptıkları habercilik nedeniyle tehdit, şiddet ve tutuklama gibi tehlikelere maruz kalan gazetecilere verildi. 14 farklı ülkeden toplam 17 gazeteciye verilen ödüle Türkiye'den Nurcan Baysal ve İsmet Çiğit layık görüldü.

Gazeteci ve insan hakları savunucusu Nurcan Baysal hakkında Diyarbakır'daki koronavirüs tedbirlerine ilişkin yazdığı yazılar nedeniyle "halkı kin ve düşmanlığa tahrikle tehdit" suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı. 31 Mart tarihinde savcılığa konuyla ilgili ifade veren Baysal hakkında iki ayrı soruşturma bulunuyor.

SES Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmet Çiğit ise gazetenin 18 Mart tarihinde yayınladığı "Sopalı'da Corona Virüsünden 2 Kişi Hayatını Kaybetti" başlıklı haber yayınlandıktan sonra savcılık talimatıyla gece saatlerinde evinde gözaltına alınmıştı. Çiğit bir gün sonra serbest bırakılmış, ancak gazeteye de nisan ayında silahlı saldırı düzenlenmişti.

DW İfade Özgürlüğü Ödülü'ne layık görülen diğer gazeteciler ise Sırbistan'dan Ana Lalic, Slovenya'dan Blaz Zgaga, Belarus'tan Sergey Sazuk, Rusya'dan Elena Milaşina, Venezuela'dan Darvinson Rojas, İran'dan Mohammad Mosaed, Zimbabve'den Beatific Ngumbwanda, Uganda'dan David Musisi Karyankolo, Ürdün'den Fares Sayegh, Hindistan'dan Siddharth Varadarajan, Kolombiya'dan Sovann Rithy, Filipinler'den Maria Victoria Beltran, Çin'den Chen Qiushi, Li Zehua ve Fang Bin oldu.

4 farklı kıtadaki sahiplerine dağıtılan ödüller, yeni koronavirüs ve bu virüsün yayılması hakkında, zor şartlar altında bağımsız bilgi ulaştırmaya çalışan tüm basın çalışanları adına verildi.

DW tutuklu gazetecilerin serbest bırakılmasını talep ediyor

DW Genel Müdürü Peter Limbourg, Berlin’de yaptığı konuşmada "Bu zor zamanda işlerini yapmaktan alıkonan tüm meslektaşlarımıza dikkat çekmek istiyoruz" dedi. Limbourg "Deutsche Welle, korona krizi sırasında yaptıkları haberler sebebiyle tutuklanan dünyadaki tüm gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını talep ediyor" diye konuştu.

İfade Özgürlüğü Ödülleri, 2015 yılından beri her sene insan hakları ve ifade özgürlüğüne bağlı kişilere veya kurumlara veriliyor. Bu ödülü alanlar arasında Suudi blog yazarı Raif Bedevi, Beyaz Saray Muhabirleri Derneği ve Meksikalı yazar ve gazeteci Anabel Hernandez de bulunuyor.

Ödüllerin verilmesi, Bonn'da düzenlenen Küresel Medya Forumu'nda (GMF) en önemli anlardan biri kabul ediliyor. Ancak DW’nin düzenlediği konferans, korona salgını sebebiyle bu yıl sadece sanal olarak yapılacak.

"Vatandaşların bilgiye ve eleştirel görüşe ulaşmaya hakkı var"

DW Genel Müdürü Peter Limbourg, Berlin’de yaptığı ödül konuşmasında "Tüm dünyanın sağlık krizinden geçtiği bu zamanda gazetecilik kilit bir rol oynuyor ve her gazeteciye büyük bir sorumluluk düşüyor" açıklamasında bulundu. Limbourg "Dünyanın her ülkesinde, vatandaşların olgularla desteklenmiş bilgilere ve eleştirel görüşlere ulaşmaya hakkı var. Sansürün her türlüsü insanların hayatlarını kaybetmelerine neden olabilir. Dolayısıyla içinde bulunduğumuz durumu haberleştirenleri kriminalize etmek, açık bir şekilde ifade özgürlüğünün ihlal edilmesi anlamına geliyor" dedi.

Saldırılan, tehdit edilen ve tutuklanan gazeteciler

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet ise, video mesaj aracılığıyla ödül alanlara yaptığı konuşmada, toplumun ihtiyacının "salgın hakkında eksiksiz ve kesin bilgi edinebilmek ile adına verilen kararlarda söz sahibi olmak" olduğunu belirtti. Bachelet, aynı zamanda, "Gazetecilerin salgın hakkında haber yaptıkları için saldırılara, tehditlere, tutuklamalara maruz kalmaları, sahte suçlamalarla itham edilmeleri ve hatta ortadan kaybolmaları dehşet verici" diye ekledi.

Birçok basın örgütü, COVID-19 salgını esnasında basın özgürlüğüne gelen engellemelerden şikayetçi. Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) yaptığı açıklamada "Dünyadaki otoriter rejimler, bu benzersiz krizi kullanarak ulusal basını kontrol altına almak veya hâlihazırda uyguladıkları kontrolleri sıkılaştırarak devlet sansürünü arttırmak gibi fırsatları kaçırmıyorlar" ifadelerini kullandı. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) ise salgın kapsamında birçok ülkede basın özgürlüğü ihlalleri olduğunu ve 29 Nisan’a kadar geçen süre içerisinde 150’den fazla ihlali belgelediklerini belirtti. IPI aynı zamanda birçok sansür olayına, bilgiye erişimde yaşanan zorluklara ve hepsinin ötesinde tutuklanarak fiziksel ya da sözlü saldırıya maruz kalan gazetecilere de dikkat çekti.

"Ölmekten korkmuyorum"

Basın özgürlüğünün zaten baskı altında olduğu ülkelerde durum gazeteciler için daha da zor. Virüsün ilk defa Aralık 2019’da keşfedildiği Çin, bunun bir örneği. RSF’nin analizinde, korona krizi boyunca tüm dünyanın "Çin’de uygulanan haber kontrolünün etkisini" hissettiği tespiti var. Buna ek olarak Çin, şüphelendiği kişilere "sağlık koruması bahanesi ile sansür uyguluyor." RSF’nin yaptığı basın özgürlüğü sıralamasında, Çin sondan ördüncü sırada bulunuyor.

Bu kapsamda, Çin’de salgın süresince yurttaş gazeteciliği yapan kişilerin ortadan kaybolması, uluslararası basının manşetlerinde yer aldı. Kayıplara karışan kişilerden biri de, milyonlarca kişinin karantinaya alındığı Vuhan şehrinde Twitter ve Youtube aracılığıyla durum bilgilendirmesi yapan Çinli avukat Chen Qiushi oldu. Chen, daha önce Youtube’a yüklediği videoda "Korkuyorum, önümde bu hastalık var, arkamdaysa Çin’in polisi ve yargısı" demişti. "Ancak yaşadığım sürece buradaki durumu bildirmeye devam edeceğim ve sadece kendi gördüklerimi ve duyduklarımı insanlara aktaracağım. Ölmekten korkmuyorum. Çin Komünist Partisi... Sizden korktuğumu mu düşünüyorsunuz?" diyen Chen’in videosu üç milyon defa tıklanmıştı. Chen, aynı zamanda, 2019 yılında Hong Kong’daki protestolarda olanları aktararak, daha önce de yönetimden korkmadığını göstermişti.

Yaşadığı Vuhan’da kaybolmadan önce oradaki durum hakkında video çeken ve canlı yayın yapan bir başka kişi de iş adamı Fang Bin oldu. Bin’in kayıt altına aldığı görüntülerin arasında, 1 Şubat’ta bir hastanenin önünde duran araca taşınan ceset torbaları da var. Fang, bu olaydan bir gün sonra, polisin dizüstü bilgisayarına el koyduğunu ve kendisini sorguya aldığını belirtmişti. Chen gibi, Fang’dan da 9 Şubat’tan beri haber alan olmadı.

Çin’deki baskılar sadece bu olaylarla kısıtlı değil. Daha önce sansür karşıtı bir projede birlikte çalışan üç Çinli aktivist de 19 Nisan’dan itibaren kaybolanlar arasında.

Gelen tehditler devlet yetkililerinden

Dünyanın dikkatini çeken bir başka olay, Rusya’da yaşandı. Elena Milaşina, 1996 yılından beri Novaya Gazeta adlı gazetede yazan uluslararası tanınırlığa sahip bir araştırmacı gazeteci. Çeçenya’da Rusya’nın parçası olan bölgede korona krizi hakkında yaptığı eleştirel haberler ise, geçtiğimiz günlerde Milaşina’nın Çeçenistan Cumhurbaşkanı Ramazan Kadirov tarafından hedef alınmasına sebep oldu.

Milaşina, nisan ortasında yazdığı yazıda, bölgedeki COVID-19 semptomlarına sahip kişilerin, tepkilerden korktukları için tedavi olamadıklarını bildirmişti. Kadirov ise bir gün sonra sosyal medyadan paylaştığı videoda, Milaşina için "benim halkımı provoke eden bu insan olmayan varlık" diyerek Rus güvenlik güçlerinin onu durdurmasını istemişti. Ayrıca Kadirov, yetkililere talep etmeleri durumunda "Suç da işleriz, suçlu da oluruz. Söylemeniz yeterli" diye de seslendi. İnsan hakları örgütleri ise, bu ifadeleri Milaşina’ya karşı ölüm tehditi olarak kabul ediyor.

Bu gelişmeler, Alman hükümetinin İnsan Hakları Sorumlusu Bärbel Kofler ve Fransa Dışişleri Bakanlığı İnsan Hakları Sorumlusu François Croquette’i de harekete geçirdi. İkilinin yaptığı ortak açıklamada, Rusya’nın Milaşina’ya yapılan tehditleri takip etme yükümlülüğününe vurgu yapılırken "Devlet yetkilileri tarafından yapılan tehditler kesinlikle kabul edilemez. Bu durum hukukun üstünlüğü kuralına tamamen aykırı" ifadeleri yer aldı.

Yıllardır Çeçenistan’daki insan hakları ihlalleri ve yolsuzluklar hakkında yıllardır araştırmalar yapan Milaşina, daha önce de ülkenin başkenti Grozni’de şubat ayında bir otelde fiziksel şiddete maruz kalmıştı.

12 gün süren tutsaklık

Venezuelalı Darvinson Rojas da COVID-19 hakkında yaptığı bilgilendirmeler sebebiyle ciddi sorunlarla karşılaşan gazetecilerden oldu. Kendi Twitter hesabından Venezuela’daki korona krizi hakkında bilgi paylaşan 25 yaşındaki gazeteci, başkent Caracas’ta bulunan evinden 21 Mart’ta Venezuela polisi FEAS tarafından alınarak tutuklandı. Rojas, Twitter’da, güvenlik güçlerinin ilk başta korona vakasına dair isimsiz bir ihbar sonucu orada olduklarını söylediklerini yazdı. Ancak Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre, polis daha sonra Rojas’ın yayınladığı korona vakası sayılarının kaynağına dair sorular sordu.

Hapiste 12 gün kaldıktan sonra kefaretle serbest bırakılan Rojas’a "nefrete teşvik" ve "suç işlemeye tahrik" suçlamaları yöneltildi. Af Örgütü ise bu suçlamaların "siyasi motivasyonlarla" yapıldığını belirterek, durumu "Roja’nın Venezuela’daki salgın hakkında yaptığı haberleri bastırmaya çalışmak" olarak tanımladı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler’e göre, 2017’den beri Venezuela’da polis ve istihbarat ajansı aracılığıyla yapılan keyfi gözaltına alma işlemleri ve gazetecilere yönelik şiddet olayları en üst sayılara ulaştı.

© Deutsche Welle Türkçe

Diğer Haberler