Erdoğan'dan Doğu Akdeniz İçin Bölgesel Konferans Çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 75’inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların çözülmesi için Kıbrıs Türkleri'nin de katılımıyla bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif etti

Erdoğan'dan Doğu Akdeniz İçin Bölgesel Konferans Çağrısı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 75’inci Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmasında Doğu Akdeniz’de yaşanan sorunların çözülmesi için Kıbrıs Türkleri'nin de katılımıyla bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif etti

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ülkemizi dışlama amaçlı nafile adımların başarı şansı kesinlikle yoktur. Ülkemizin ve Kıbrıs Türkleri'nin haklarının çiğnenmesine göz yummayız" dedi.

Doğu Akdeniz'de bir süredir yaşanan gerilimin gerisinde, "kazanan hepsini alır" anlayışıyla hareket eden ülkeler bulunduğunu belirten Erdoğan, “Ülkemizi dışlama amaçlı nafile adımların başarı şansı kesinlikle yoktur. Bizim ne Doğu Akdeniz’de ne de başka bir bölgede, kimsenin hakkında, hukukunda, meşru çıkarlarında gözümüz bulunmuyor. Ancak, ülkemizin ve Kıbrıs Türkleri'nin haklarının çiğnenmesine, çıkarlarının yok sayılmasına da göz yumamayız” dedi.

“Doğal kaynaklar söz konusu olunca ülkemiz yok sayıldı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgede bugün yaşanan sıkıntıların sebebinin, Yunanistan ile Kıbrıs Rum Kesimi'nin 2003'ten beri maksimalist taleplerle attıkları tek yanlı adımlar olduğunu söyleyerek, “Türkiye, Doğu Akdeniz'deki her türlü olumsuz gelişmenin yükünü tek başına omuzlamak durumunda bırakılan bir ülkedir. Buna karşılık, bölgedeki doğal kaynaklar söz konusu olduğunda ülkemizin yok sayılması ne akıl ve vicdanla ne de uluslararası hukukla izah edilebilir” diye konuştu.

“Tacize ve saldırıya asla müsamaha göstermeyeceğiz”

Doğu Akdeniz’de anlaşmazlıkların samimi bir diyalogla, uluslararası hukuk temelinde, hakkaniyete uygun biçimde çözümünün öncelikli tercihi olduğunu kaydeden Erdoğan, “Akdeniz'deki kıyıdaş ülkeler arasında diyalog ve işbirliğini tesis etmeye yönelik çağrımızı burada tekrarlamak istiyorum. Bu amaçla, tüm bölge ülkelerinin hak ve çıkarlarının göz önünde bulundurulduğu, içinde Kıbrıs Türkleri'nin de yer aldığı bölgesel bir konferans düzenlenmesini teklif ediyoruz” dedi.

“Çözüme engel Rum tarafının şımarık yaklaşımı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgedeki krizin sebeplerinden birinin de, 1968 yılından bu yana aralıklarla devam eden müzakerelerde Kıbrıs meselesine adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüm bulunamaması olduğunu ifade ederek, “Çözümün önündeki yegane engel, Rum tarafının uzlaşmaz, hak tanımaz, şımarık yaklaşımıdır. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayan Rum tarafı, Kıbrıs Türkleri'ni kendi yurtlarında azınlık yapmayı, hatta tümüyle adadan tasfiye etmeyi amaçlıyor. Garantör ülke sıfatıyla, Kıbrıs Türk halkını haklı davasında hiçbir zaman yalnız bırakmadık, bundan sonra da bırakmayacağız. Kıbrıs meselesinde çözüm, ancak Kıbrıs Türk halkının Ada'nın ortak sahibi olduğu gerçeğinin kabul edilmesiyle mümkündür. Kıbrıs Türk halkının güvenliği ile Ada'daki tarihsel ve siyasi haklarını kalıcı biçimde teminat altına alacak her çözümü destekleyeceğiz” diye konuştu.

“Güvenlik Konseyi salgın hastalığı haftalar aylar sonra gündemine aldı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, mevcut küresel mekanizmaların salgın hastalıkla mücadelede yetersiz kaldığını belirterek, "Türkiye olarak bu konudaki taahhütlerimize bağlıyız ve Covid-19'la mücadeleye destek vermekte kararlıyız” dedi. Erdoğan, salgın hastalığın dünyayı çeşitli sınamalarla baş etmekte zorlandığı bir dönemde yakaladığını belirterek, "Zaten tartışılan küreselleşme kurallara dayalı uluslararası sistem ve çok taraflılık salgının etkisiyle şimdi daha da çok sorgulanıyor. Karşımızdaki fotoğrafa bakarak bardağın dolu ve boş taraflarını doğru ve samimi bir şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. Bardağın boş kısmında, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok taraflı örgütlerin reform ihtiyacı bulunuyor. Mevcut küresel mekanizmaların bu krizde ne kadar etkisiz kaldığını gördük. Öyle ki, Birleşmiş Milletler'in en temel karar alma organı olan Güvenlik Konseyi'nin salgını gündemine alması haftalar hatta aylar sürdü" dedi.

“Dünya beşten büyüktür tezim haklı çıktı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salgının başlarında ülkelerin kendi hallerine terk edildiği bir manzaranın ortaya çıktığını belirterek, "Böylece, yıllardan beri bu kürsüden ısrarla dile getirdiğim dünya beşten büyüktür tezinin haklılığını bir kez daha görmüş olduk. İnsanlığın kaderi sınırlı sayıdaki ülkenin keyfine bırakılamaz. Uluslararası örgütlerdeki itibar kaybının önüne geçmek için öncelikle zihniyetimizi, kurumlarımızı ve kurallarımızı gözden geçirmeliyiz. Etkin çok taraflılık, etkin çok taraflı kurumların varlığını gerektirir” dedi.

“Reformlar süratle uygulamaya sokulmalı”

Güvenlik Konseyi'nin yeniden yapılandırılmasından başlayarak, kapsamlı ve anlamlı reformların süratle uygulamaya sokulması gerektiğini belirten Erdoğan, "Konseyi daha etkin, demokratik, şeffaf, hesap verebilir bir yapıya ve işleyişe kavuşturmalıyız. Aynı şekilde uluslararası toplumun ortak vicdanını yansıtan Genel Kurul'u da güçlendirmeliyiz. Bardağın dolu tarafında ise, Birleşmiş Milletler'in insanlığın barış, adalet ve refah arayışında bir dönüm noktası olma potansiyelini sürdürmesi bulunuyor. Henüz salgın krizinin üstesinden gelemediğimizi de göz önünde bulundurarak, çok taraflı işbirliği için elimizdeki kurumları ve mekanizmaları en etkin şekilde kullanmaya çalışmalıyız" diye konuştu.

“BM ihlaller karşısında güçlü tavır almalı”

Erdoğan, Türkiye’nin dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yaptığını belirterek Türkiye’nin bu fedakar tavrının aksine aralarında Avrupa ülkelerinin de bulunduğu bazı ülkelerin sığınmacıların haklarını ihlal ettiğini söyledi. Cenevre Sözleşmesi'ni ve uluslararası insan hakları sistemini aşındıran bu ihlaller karşısında Birleşmiş Milletle'rin güçlü bir tavır almasının vaktinin geldiğini belirtti.

“Libya’da hesap sorulmadı”

Erdoğan, genel kurul konuşmasında farklı Ortadoğu ülkeleriyle ilgili görüşlerini de paylaştı. Erdoğan, Libya'da, "darbecilerin geçen yıl meşru Milli Mutabakat Hükümeti'ni devirmek için başlattığı saldırıların bu ülkeye sadece acı ve yıkım getirdiğini" belirterek, “Uluslararası toplum yapılan katliamların, insan hakları ihlallerinin ve özellikle Tarhuna şehrinde bulunan toplu mezarların hesabını ne darbecilerden, ne de destekçilerinden sorabilmiştir. Libya'nın meşru hükümetinin yardım çağrısına somut cevap veren ve destek sağlayan tek ülke Türkiye olmuştur” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Libya'da kalıcı siyasi çözümün, Libyalılar tarafından yürütülecek kapsayıcı ve kapsamlı diyalog yoluyla tesis edilebileceğine inandığını kaydetti.

“Bunları tarih affetmeyecektir”

Erdoğan, Yemen'de beş yılı aşkın süredir akan kanın durdurulması ve insani krizin önüne geçilmesinin de uluslararası toplumun sorumluluğunda olduğunu, bölgede nüfuz kazanma niyetiyle Yemen'in egemenliğine, siyasi birliğine ve toprak bütünlüğüne göz dikenler ve Yemenliler'in ızdırabının sürmesine göz yumanlar olduğunu belirterek, “Bunları tarih affetmeyecektir" dedi.

“PKK’nın kökünün kazınması için samimi işbirliği bekliyoruz”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak'ın dış güçlerin çatışma sahasına dönüşmemesi, bölge için istikrar ve refah üreten bir konuma gelmesinin samimi arzuları olduğunu, Irak'a her alanda destek olurken, özellikle terörle mücadelede daha yakın işbirliği yapmak istediklerini kaydetti.

Erdoğan, "Tıpkı DEAŞ gibi, Irak'ta yuvalanan PKK terör örgütünün kökünü kazıma konusunda uluslararası toplumdan ve bu ülkeden samimi işbirliği bekliyoruz. Bölgenin terör örgütlerinden temizlenmesi, insanlığın en kadim coğrafyasına ev sahipliği yapan Irak'ın geleceğinin aydınlanmasına katkı sağlayacaktır “ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İran'ın nükleer programıyla ilgili hususların uluslararası hukuk dikkate alınarak, diplomasi ve diyalog yoluyla çözülmesinden yana olduklarını vurgulayarak, tüm tarafların bölgesel ve küresel güvenliğe ciddi katkılar sağlayan ortak eylem planına riayet etmeleri çağrısını da tekrarladı.

“Kudüs’ün mahremiyetine uzanan kirli el cüretini giderek artırıyor”

Erdoğan, "insanlığın kanayan yarası olan Filistin'deki işgal ve zülüm düzeninin, vicdanları acıtmaya devam ettiğini" belirterek, "Üç büyük dinin kutsallarına ev sahipliği yapan Kudüs'ün mahremiyetine uzanan kirli el cüretini giderek artırıyor” dedi.

"Filistin halkının, İsrail'in tüm baskı, şiddet ve yıldırma politikalarına yarım asırdan uzun bir süredir göğüs gerdiğini" belirten Erdoğan, “'Asrın Anlaşması' adı altında Filistin tarafına dayatılmaya çalışılan teslimiyet belgesi reddedilince, İsrail bu kez işbirlikçilerinin yardımıyla kaleyi içeriden fethetme girişimlerine hız vermiştir. Türkiye olarak Filistin halkının rıza göstermediği hiçbir plana destek vermeyeceğiz. Kimi bölge ülkelerinin bu oyuna ortak olması İsrail'in temel uluslararası parametreleri aşındırma çabalarına hizmet etmenin ötesinde anlam taşımıyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Birleşmiş Milletler kararları ve uluslararası hukukun hilafına Kudüs'te Büyükelçilik açma niyetini beyan eden ülkelerin bu tavırlarıyla sadece ihtilafın daha da çetrefil hale gelmesine hizmet ettiğini" belirterek, “Filistin meselesi, ancak 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız, egemen ve coğrafi devamlılık içinde bir Filistin Devleti'nin kurulmasıyla çözülebilir. Bunun dışındaki çözüm arayışları beyhudedir, tek taraflıdır, adaletsizdir” dedi.

“Azerbaycan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğü korunmalı”

Erdoğan, "Temmuz ayında Azerbaycan topraklarına saldıran Ermenistan'ın, Güney Kafkasya'da kalıcı barış ve istikrarın önündeki en büyük engel olduğunu bir kez daha ispatladığını" belirterek, “Yukarı Karabağ sorunu başta olmak üzere bölgedeki ihtilafların, Azerbaycan ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğü ve egemenliği ile Birleşmiş Milletler ve AGİT kararları doğrultusunda bir an evvel çözülmesinden yanayız” diye konuştu.

“İslam düşmanlığı vahim boyutlara ulaştı”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ırkçılık, yabancı karşıtlığı, İslam düşmanlığının vahim boyutlara ulaştığını, salgın hastalık sürecinde de yabancı düşmanlığının, ırkçılığın iyice arttığını, göçmenler ve sığınmacılar başta olmak üzere savunmasız kişilere yönelik şiddet eylemlerinin hız kazandığını belirterek, "Ön yargılardan ve cehaletten beslenen bu tehlikeli eğilimlere en çok da Müslümanlar maruz kalıyor. Bu tehlikeli gidişin en önemli sorumluları, oy uğruna popülist söylemlere yönelen siyasetçiler ile ifade özgürlüğünü suistimal ederek nefret söylemini meşrulaştıran marjinal kesimlerdir. Tüm uluslararası kuruluşları acilen bu zihniyete karşı mücadelede daha somut adımlar atmaya davet ediyorum. Yeni Zelanda'da Müslümanlar'a yönelik terör saldırısının yıldönümü olan 15 Mart tarihinin, Birleşmiş Milletler tarafından İslam düşmanlığına karşı uluslararası dayanışma günü' olarak ilan edilmesi çağrımı tekrarlıyorum” dedi