HABER

Eski AB Başmüzakerecisi Bağış, Brüksel merkezli dergiye yazdı

Egemen Bağış'ın New Europe dergisi için kaleme aldığı makalesinden: - "Kıbrıs Rum tarafı, tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini durdurmadığı ve ortak karar mekanizmalarını kuracak bir görüşle Kıbrıs Türkleri ile iş birliği oluşturmadığı sürece Türkiye, kararlılıkla kendi kıta sahanlığı haklarını muhafazaya devam edecektir" - "AB, Kıbrıs Adası'nın istikrar ve barışını sağlayacak Annan Planı'nın çoğu Kıbrıs Türk'ü tarafından benimsendiğini ancak Kıbrıs Rumlarınca kararlı bir biçimde reddedildiğini unutmuşa benziyor" - "Gelecek yıllarda Brüksel'deki en büyük sorunun 'Türkiye'yi kim kaybetti?' sorusunun olmamasını gönülden dilerim"

Eski Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, "Kıbrıs Rum tarafı, tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini durdurmadığı ve ortak karar mekanizmalarını kuracak bir görüşle Kıbrıs Türkleri ile iş birliği oluşturmadığı sürece Türkiye, kararlılıkla kendi kıta sahanlığı haklarını muhafazaya devam edecektir." değerlendirmesinde bulundu.

Brüksel'de AB konularını ele alan haftalık basılı New Europe dergisinde Bağış'ın kaleme aldığı "Madalyonun Diğer Yüzü" başlıklı makale yayımlandı.

Makalesinde dünyanın yaşadığı "kargaşa ve tahmin edilemezlik" çağında bölünmüşlüğün giderek derinleştiğini belirten Bağış, Türkiye'nin son dönemde Brüksel'de şiddetli eleştirilere maruz bırakıldığını ifade etti.

Bağış, mevcut krizlere karşı tesis edilemeyen birliğin, insanlığı bu krizlere karşı savunmasız hale getirdiğine dikkati çekerek, Türkiye'nin her cihetten zamanının en büyük çalkantılarıyla karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Böyle bir coğrafyanın kuvvetli, dirençli ve çevik olmayı gerektirdiğini belirten Bağış, "Türkiye, Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' prensipli dış politika ilkesini izlemektedir." ifadesini kullandı.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de karşılaştığı mücadelelerin temelinde Kıbrıs meselesinin yattığına işaret eden Bağış, "AB, Kıbrıs Adası'nın istikrar ve barışını sağlayacak Annan Planı'nın çoğu Kıbrıs Türk'ü tarafından benimsendiğini ancak Kıbrıs Rumlarınca kararlı bir biçimde reddedildiğini unutmuşa benziyor. Buna rağmen Kıbrıs Rum Yönetimi, AB'ye tam üye kabul edilirken Türkler sanki AB'ye uyumlu oy vermek cezalandırılmayı hak eden bir davranışmış gibi izole edildi." görüşünü paylaştı.

Crans Montana sürecinde Türkiye ve KKTC’nin barış ve çözümden yana tutumunu sürdürmesine rağmen Rum kesiminin uzlaşmamak için tavır ortaya koyduğunun altını çizen Bağış, diyalog ve diplomasi temeline dayanan müzakere edilmiş bir anlaşmanın Kıbrıs'ı adil, uygulanabilir ve dayanıklı çözüme kavuşturacağını, Türkiye ile Yunanistan'ın bu doğrultuda çaba sarf etmesi gerektiğini vurguladı.

- Kıta sahanlığı

Bağış, Kıbrıs Adası'nın hidrokarbon kaynakları konusuna da değindiği makalesinde, AB'nin Doğu Akdeniz'deki son gelişmelere ve Kıbrıs meselesine bakışının Türkiye'yi halihazırda oldukça hüsrana uğrattığına işaret ederek, AB'nin deniz yetki alanı iddialarına ve deniz sınırlarına ilişkin hüküm verilmesinde bir mahkeme gibi hareket etmeyerek çekimser ve tarafsız kalması gerektiğini belirtti.

Egemen Bağış, AB'nin pozisyonunun tarafsız olmaktan öte, özellikle Kıbrıs Rum Yönetimi'nin pozisyonunu yansıttığını, bu duruşun çözüme ilişkin çabaları ve Türk-Yunan ilişkilerini riske attığına dikkati çekerek, "Kıbrıs Rum tarafı, tek taraflı hidrokarbon faaliyetlerini durdurmadığı ve ortak karar mekanizmalarını kuracak bir görüşle Kıbrıs Türkleri ile iş birliği oluşturmadığı sürece Türkiye, kararlılıkla kendi kıta sahanlığı haklarını muhafazaya devam edecektir." ifadesini kullandı.

- "Türkiye'yi kim kaybetti?"

Türkiye'nin AB'ye girmesinin 50 yıldan fazladır farklı görüşlerle tartışmaya açıldığına işaret eden Bağış, "AB'ye katılmaya yönelik Türkiye'nin motivasyonuna ne oldu?' sorusu, farklı görüş ve perspektifler içeren milyon dolarlık bir sorudur." değerlendirmesinde bulundu.

Bağış, katılma sürecinin sadece teknik ve siyasi değil, aynı zamanda toplumlar arası bir konu olduğunu, Türk tarafında bir isteksizlik ortaya çıktıysa bunda AB ve üye devletlerinin de payının bulunduğunu vurguladı.

Egemen Bağış, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin AB macerası kolaylıkla Guinness Rekorlar Kitabı'na girer çünkü bir uluslararası örgüte katılmak için hiçbir ülke bu kadar süre beklememiştir. Aynı zamanda AB'nin Türkiye'ye yaklaşımı, özellikle son yıllarda vatandaşlarımıza küçümseyici geliyor. Türkiye'nin AB'yi diyetisyen olarak görmesi gerektiğini daima ileri sürdüm. Hepimiz sağlıklı bir hayat sürdürebilmek için düzenli egzersiz yapmamız ve ne yediğimize dikkat etmemiz gerektiğini biliriz fakat sizi düzenli gözleyen güvenilir bir diyetisyenin test edilmiş ve onaylanmış reçetesi de hep işe yarar.

Bu gerçek, diyetisyenin kendisi bazı atardamarları tıkanmış ve fazla kilolu ise de değişmeyecektir. Diğer yandan, diyetisyen, kendi müşterisini küçük görmeye başlarsa o da bir başka diyetisyen aramaya meyillenir ya da programı bütünüyle terk eder. Gelecek yıllarda Brüksel'deki en büyük sorunun 'Türkiye'yi kim kaybetti?' olmamasını gönülden dilerim."

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Geri Dön