Güney Afrika Huzur Buldu mu?

Güney Afrika’da yaşayan siyahilerin ırkçı rejimden kurtulmalarının üzerinden 25 yıl geçti. Nelson Mandela ile başlayan yeni sürçte, hükümet yaraları sarmaya çalıştı. Bunun bir yöntemi de Hakikat ve Uzlaşma Komisyonlarıydı. Ancak komisyonda görev alanlar, yaraların tam sarıldığına inanmıyor

Güney Afrika Huzur Buldu mu?

Güney Afrika’da yaşayan siyahilerin ırkçı rejimden kurtulmalarının üzerinden 25 yıl geçti. Nelson Mandela ile başlayan yeni süreçte, hükümet yaraları sarmaya çalıştı. Bunun bir yöntemi de Hakikat ve Uzlaşma Komisyonları'ydı. Ancak komisyonda görev alanlar, yaraların tam sarıldığına inanmıyor.

“Kemikleri bile olsa geri vermeliler ki gömeyim”; Bu sözler, Güney Afrika’daki ırkçı rejimin ve onunla mücadele eden örgütlerin işlediği suçların açığa çıkarılması için kurulan Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu'na ifade veren bir kadına ait. Oğlunu kaybeden kadının sözleri hıçkırıklarla bitiyor.

Apartheid rejiminde işkence gören bir kişi ise o günleri, “Sürünerek tuvalete gittim orada klozetten su içmek zorunda kaldım” sözleriyle dile getirdikten sonra göz yaşlarını tutamıyor. Bunun gibi binlerce örnek var.Başına Rahip Desmond Tutu’nun başına getirildiği komisyon, 1996 yılında çalışmaya başladı. Komisyonun çalışma prensibi, suçunu itiraf edenin affedilmesi şeklindeydi. Komisyon 1960’tan sonraki dönemi ele aldı.

1888 gün çalışan komisyona 7 bin 116 başvuru yapıldı. Yapılan yargılamalarda 1167 kişi, suçunu itiraf ettikten sonra affedildi. Peki bu yöntem Güney Afrika’ya adalet getirdi mi?

Dünyadaki çatışmaların sonlandırılması üzerine çalışmalar yapan Londra'daki Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) tarafından Johannesburg’da düzenlenen toplantıda konuşan Güney Afrika Yüksek Mahkeme Yargıcı Joddy Kollapsen, 1960’tan sonrasını ele almalarının nedenini şöyle açıkladı:

"Çok fazla geriye gitsek komisyonun işleri zorlaşırdı. 1960’tan sonrasını baz almamamızın nedeni faillerin hala hayatta olmasıydı. Biz bir mekanizma ortaya çıkarmaya çalışıyorduk. Mağdur ve kurban arasında uzlaşı olacaktı.”

Toplantının ardından VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Kollapsen, vicdanının tam olarak rahat olmadığını söyledi. Kollapsen, “Yaralı bir ulusuz, 1994’te romantik davrandık. Bunu içimize sindiremedik diye düşünüyorum. Tamamen rahat değilim. Bir düzeyde bazı hukuki prensiplerden taviz vermiş olduk. Bir yandan da bir mekanizma bulmamız gereken bir durumla karşı karşıyayız. Bizi ileri götürecek bir mekanizma bulmamız lazımdı. Prensiplere çok fazla bağlı kalsaydık, hala çatışmada sıkışıp kalmış bulabilirdik. Hala rahat olmayan çok kişi var ama bir yandan da kabullenmişler. Bunu başarılı bir çözüm sürecinin paçası olarak görüyorlardı” dedi.

Önemli katliamlara ilişkin yeterince başvuru olmadığını belirten Kollapsen, “Hakkında kanıt olanlar kovuşturma korkusundan, kanıt olmayanlar ise umursamadıkları için çıkmadılar” diye konuştu.

Apartheid döneminde işlenen suçların tespitine ilişkin çalışmalar yapan Hakikat ve Uzlaşma Enstitüsü’nün 17 yıl direktörlüğünü yapan Dr. Fonie Du Toit de adaletin tam olarak yerini bulmadığını düşünenlerden. Geçmişle yüzleşme kararlılığında olduklarını söyleyen Toit, “O dönem kovuşturma yürütecek siyasi irade yoktu. 3 bin ismin hiçbiri soruşturulmadı. Bu büyük sorun oldu. Affedilenler ‘Biz niye geldik?’ dedi. Hükümetin soruşturma açması için lobi çalışması yaptık ancak başarılı olamadık. Bu günlerde aktivistler bunu tekrar gündeme getiriyor. Mağdurlara tazminat ödenmesi talebi geldi. Hükümet 21 bin kişiye 3’er bin dolar teklif etti. İki taraf da kendi hatalarını tam olarak anlatmadı. Ancak komisyon iki tarafa da hatalarını anlattı” şeklinde konuştu.

Siyahların halen tepkili olduklarını savunan Toit,” Adalet sistemi geçmişin suçlarını kovuşturmuyor. Gençler buna karşı çıktı. Siyahlar öfkelendi. Eğer kovuşturulsaydı daha farklı bir barış olurdu. 20-25 kişi bile kovuşturulsaydı, genel bir huzur açısından fark yaratırdı. Yapılması gerekiyordu ama yapılmadı. Adaleti kapsayıcı daha adil bir toplum olma açısından adalet arttı. Bireysel mağdurlar yeterince tazminat alamadı. Daha adil ve kapsayıcı bir toplumda yaşama isteğimiz vardı. Hiç yol kat etmedik değil ama hala yapılması gerekenler var. İnsanların gelip hikayelerini anlatabilecekleri bir yer olmalı. Bu hikayeler alınıp arşivlenmeli” dedi.

Şimdiye kadar kayıplardan sadece 100 kişinin kemiklerinin bulunduğunu vurgulayan Toit, “Öldürülenlerin çoğu nehirlere atılıp, yok edildi. Komisyon raporlarına göre 21 bin mağdur var. Ancak bazı sivil toplum kuruluşlarına göre 100 bin civarı mağdur var. Pek çok insan kayboldu ve hala bulunamadı. Apartheid rejiminin resmi mağdurları 10 bin civarında ama yarattığı sorun çok fazla. 3 milyon kişi yerinden edildi. Kaybedilen insan sayısı hala bile tam bilinmiyor. İnsan hakları ihlal edilen 80 ile 100 bin arasında” diye konuştu.

Mandela’nın hükümetle görüşme yağmak üzere görevlendirdiği ilk üç kişiden bir olan Dr Mathews Phosa, sorunun başka boyutuna dikkat çekti. Apartheid dönemini yaşayanların topluma adapte olamadığını anlatan Phosa, “Bu açıdan durumu idare edemedik. Bu insanların çoğu hayatta ve hala savaşın yarasını taşıyor” dedi.

VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan Phosa, “Cezaevlerinde bulunan veya sürgünde olanlar geri geldi, sosyal destek almaları gerekiyordu, iş bulmaları gerekiyordu bulamadılar. Rehabilite etmek için hükümetin bir programı yok. Böyle olunca bazıları suça karışıyor. Çünkü çoğunun askeri eğitimi var. Ama onları rehabilite etseniz, acılarından kurtarsanız, farklı olurdu. Bunu başaramadık. Bir çözüm bulmamız lazım. Hükümetin onları topluma entegre etmek için sosyal projeler geliştirmesi lazım” şeklinde konuştu.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler