HABER

"İcadiye Tepesi'nde İlk Rasat" etkinliği

İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu: - "Yağmur suyu toplama problemimiz var. Yağmurumuz azalıyor ama o az yağmuru da tutmuyoruz. Su israfı gıdada çok büyük. 2 dilim ekmeği çöpü attınız, 1,5 ton su. Sanal sudan haberimiz yok. Dış ticarette de su açığı veriyoruz. Sattığımız ürünle aldığımız ürün arasındaki sanal su miktarında büyük su açığı veriyoruz"

İSTANBUL (AA) - İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mikdat Kadıoğlu, Türkiye'de yağmur suyu toplama problemi olduğunu belirterek, "Yağmurumuz azalıyor ama o az yağmuru da tutmuyoruz. Su israfı gıdada çok büyük. 2 dilim ekmeği çöpü attınız, 1,5 ton su. Sanal sudan haberimiz yok. Dış ticarette de su açığı veriyoruz. Sattığımız ürünle aldığımız ürün arasındaki sanal su miktarında büyük su açığı veriyoruz." dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün meteoroloji rasathanesi olarak kuruluşuna ithafen, 150. yıl etkinlikleri kapsamında, "İcadiye Tepesi'nde İlk Rasat" başlıklı bir etkinlik düzenlendi.

Kadıoğlu, etkinlikteki sunumunda, iklim değişikliği konusunda yapılması gereken iki konuyu "zararı azaltmak" ve "uyum sağlamak" şeklinde sıralayarak, "Trump'tan sonra zarar azaltma işi biraz sıkıntıya düştü çünkü Paris Anlaşması'nı onaylamıyor. Elimizde uyum kaldı, 'Biz ne yaparsak daha az zarar görürüz? Şehirlerimiz daha az sele kapılır?' Ne yapmamız lazım? İklim değişikliğine uyum sağlayacağız ve afet riski yöneteceğiz çünkü bizim şu anda kabul edilemez bir riskimiz var. Bunu azaltıp yönetilebilir, tolere edilebilir seviyeye indirmemiz lazım." diye konuştu.

İklim değişikliği konusunda Türkiye'de arazi planlaması yapılması gerektiğine işaret eden Kadıoğlu, yanlış arazi kullanımı ve yanlış planlamanın sorun oluşturabileceğini söyledi.

Kadıoğlu, Türkiye'nin su potansiyelinin 112 milyar metreküp olduğunu kaydederek, şu bilgileri verdi:

"2023'te 112 milyar metreküpün tamamını kullanmak zorunda kalacağız. Şimdi yarısını kullanırken, 'Kuraklık var' diye ağlıyoruz. 7-8 sene sonra tüm suyu kullanmamız gerekecek. Yağmur suyu toplama problemimiz var. Yağmurumuz azalıyor ama o az yağmuru da tutmuyoruz. Su israfı gıdada çok büyük. 2 dilim ekmeği çöpü attınız, 1,5 ton su. Sanal sudan haberimiz yok. Dış ticarette de su açığı veriyoruz. Sattığımız ürünle aldığımız ürün arasındaki sanal su miktarında büyük su açığı veriyoruz. Su, iklim değişikliğinde azalırken, biz bir yandan tüketimi aşırı ve gereksiz oranda arttırıyoruz. Şu anda Türkiye'nin kıyılarında deniz su seviyesi yükselmesinden dolayı bütün sularda tuzlanma var. Yılın en kurak zamanında en kurak yerde çok miktarda insan toplanıyor ve yeraltı suyuna hücum ediliyor. Onlar da yeraltı suyunun beslenmemesinden dolayı tuzlanıyor."

- "Gittikçe artan bir eğilim var"

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek de atmosferde doğal olarak bulunan sera gazının doğal olanın üzerine çıkmasının, sıcaklığı daha da arttırdığına değindi.

Küresel sıcaklıkların 1901-2000 ortalamasına göre, sıcaklıkta yükseliş eğiliminin görüldüğünü anlatan Tek, "2016 en sıcak yıl oldu. Ortalamaya göre yaklaşık 1 dereceye varan bir sıcaklık artışı var. 2017, üçüncü en sıcak yıl olmuş. 2013-2017 arasına baktığımızda son 5 yıl, en sıcak yıl. Gittikçe artan bir eğilim var. Önümüzdeki yıl belki de bunu daha da aşacağız." görüşünü dile getirdi.

Tek, ekonomik gelişme ve artan nüfusun konfor ve refah istediğini, büyüme için de enerjiye ihtiyaç duyulduğunu belirterek, "Enerjiyi büyük oranda fosil yakıttan sağlıyoruz. Fosil yakıt sera, karbondioksit üretimini arttırıyor. Sera gazları sıcak artışının yanı sıra okyanuslarda, havada, karada, buzullarda değişiklikler yapıyor. Bu birincil etkilerin yanı sıra insanlar, altyapı ve doğa sistemleri üzerinde ikincil etkileri var." dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, açılış konuşmasında, 1868'de bir meteoroloji rasathanesi olarak kurulan Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'nün, ilerleyen yıllarda farklı bilim dallarında faaliyet gösterdiğini, astronomi, güneş fiziği, jeomanyetizma, paleomanyetizma konularında uzmanlaştığını anlattı.

Rasathanenin 1894 depreminden sonra satın alınan sismometre cihazlarıyla sismoloji gözlemlerine başladığını dile getiren Özener, "Günümüze geldiğimizde ise 3 farklı anabilim dalında yüksek lisans ve doktora eğitimi veriyoruz. Meteoroloji laboratuvarı, güneş fiziği laboratuvarı ve jeomanyetizma laboratuvarı aktif olarak araştırmalarına devam etmekte. İstanbul'da Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi, Ankara'da Belbaşı Nükleer Denemeleri İzleme Merkezi ve İznik'te Deprem Zararlarının Azaltılması Merkezi ve Afete Hazırlık Eğitim Birimimiz var. Kandilli çok farklı bileşenlerden oluşuyor." dedi.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön