İstanbul Sözleşmesi neden hedef oluyor?

Kadın örgütleri İstanbul Sözleşmesi’ni hedef alan açıklamalara tepkili.

İstanbul Sözleşmesi neden hedef oluyor?

"Sözleşme'nin tek amacı şiddete karşı şiddete uğrayanı korumak" diyen AKP’li Canan Kalsın’a göre bu algıyı bulandırmak isteyenler var.Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini konu alan ve hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge olan İstanbul Sözleşmesi’nin imzalanmasının üzerinden 9 yıl geçti. Ancak AKP döneminde Türkiye'nin ilk imzacısı olduğu sözleşme, tartışmalara konu olmaya devam ediyor.

Türkiye için öncü bir adım olan sözleşme, son dönemde yine bazı muhafazakâr çevrelerin, Saadet Partili ve bazı AKP'li isimlerin hedefinde.

"Aile yapısına atılan bomba"

Son olarak Saadet Partisi Kadın Kolları Başkanı Ebru Asiltürk, dün Milli Gazete'ye yazdığı yazıda, İstanbul Sözleşmesi’ni "aile yapısına atılan bomba" ve “elma şekerine bulanmış zehir” olarak niteleyerek hükümete sözleşmenin feshi için çağrı yaptı.

Sözleşmeye karşı olduğunu sıklıkla dile getiren Yeni Akit Yazarı Abdurrahman Dilipak da İstanbul Sözleşmesi için ''İstanbul Fethi için "Zulüm 1453'de başladı" diyenlerin rövanşıdır. Bu utanca son verilene kadar bu konu sabit gündem" ifadelerini kullandı.

Tartışmaya farklı bir noktadan dahil olan AKP’li eski milletvekili Mehmet Metiner ise kısa bir süre önce İstanbul Sözleşmesi ile ilgili eleştirel açıklamalar yapmış ve İstanbul Sözleşmesi'nin kabulü için "evet oyu" verdiğinden dolayı çok pişman olduğunu söyleyerek milletvekillerinin neye oy verdiğini bilmeden el kaldırdığını savunmuştu.

"Algıyı bulandırmak isteyenler var"

Peki kadın dernekleri ve AKP’li kadın milletvekilleri bu tartışmalara nasıl bakıyor?

DW Türkçe'ye konuşan AKP İstanbul Milletvekili ve TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı Canan Kalsın, İstanbul Sözleşmesi’ne karşı olanların konuyu algılamayanlar ya da konuyu farklı yerlere götüren insanlar olduğu görüşünde.

Kalsın, “İstanbul Sözleşmesi’nin ne olduğu ortada. Şiddete karşı şiddet uğrayanı korumak. Bu algıyı bulandırmak isteyenler oluyor ne yazık ki, başka şekilde okumak isteyenler olabiliyor. İstanbul Sözleşmesi’nde olmayan maddeler üzerinde konuşuyorlar, karşı durdukları noktalar orada yok. 81 artı bir maddesinde o madde yok” diyor.

Bugün bu tartışmaların hala yapılıyor olmasını dikkatle izlemek gerektiğini düşünen Kalsın, “200 yıldır her şeyi kadın üzerinden tartışıyoruz. Algıların yeni baştan kadın üzerinden tekrar tekrar konuşulmasının ya uygulamadaki hatalardan ya da anlaşılmamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Toplumun bir algısı var, bu noktada yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum açıkçası. Ancak bunun tarafı imzayı koyanlar olacaktır. Biz elimizden geldiğince iyi şekilde anlattık, anlatmaya da devam edeceğiz” diye konuşuyor.

Şubat ayında ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Yüksek İstişare Kurulu toplantısında, “İstanbul Sözleşmesi’nin vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine yeniden gözden geçirileceğini” söylediği basında yer almıştı.

Canan Kalsın, bu gözden geçirmenin Meclis'te yeni bir oylama yapılacağı anlamına gelmediğini, İstanbul Sözleşmesi’nin topluma daha iyi nasıl anlatılacağına dair bir çalışma yapılabileceğini belirtiyor.

"Uygulamada direnç gösterildi"

DW Türkçe'ye konuşan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü ise İstanbul Sözleşmesi’nin 1930 yılında kadınlara seçme seçilme hakkı verilmiş kadar önemsediğini vurguluyor. “Erkek tahakkümü siyaset erk alanlarıyla beslendiği için kadına şiddet artıyor” diyen Güllü, İstanbul Sözleşmesi ile giderek muhafazakarlaşan dünyada artan şiddeti önlemek için önlemler alındığını belirtiyor.

AKP’nin "çok güzel bir şey yaparak" İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı olduğunu, bunun tablonun bütününü görebildiği anlamına geldiğini ifade eden Güllü, uygulamaya geçildiğinde ise parti içinde buna karşı bir direnç olduğunu söylüyor.

Güllü, "ALO183 hattının kurulması dört dörtlük yapılamadı. Sığınma evlerinin açılması gerekiyordu, "kadının evi yeridir" bakış açısıyla hareket edildiği için sayısal azlığı noktasına gelindi. 6284 sayılı yasa içinde öfke kontrolleri maddesi var. Sağlık Bakanlığı bununla ilgili adım atmadı, tedavi edecek merkezi bulamadık, işlevsel olamadı. Şiddetin en temel noktada engellenmesi için adım atması gereken Milli Eğitim Bakanlığı geri planda kaldı. YÖK aynı şekilde bir direnç gösterdi” diyor.

"AKP'nin bir kadın politikası yok, siyasal iktidar politikası var” diyen Güllü, bazı çevrelerin İstanbul Sözleşmesi’ni AKP’ye karşı siyasal şantaj olarak kullandığı görüşünde.

Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın da yönetiminde bulunduğu Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM) de İstanbul Sözleşmesi’ni savunuyor.

"Siyasal pazarlık var"

“Şu anda hedefte KADEM’in mensupları ve Cumhurbaşkanı var” diyen Güllü, şöyle devam ediyor: "KADEM İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin mümkün olmayacağını söylüyor. Burada siyasal bir pazarlık var. Türkiye'de bu işi bir siyasi pazarlığa dönüştüren, buradaki rant pazarlığı içinde kadınları, çocukları düşünmeyen bir zihniyet var. Kadın saçının teline zarar gelirse ben buradayım diyen bir devlet olması gerekir.”

DW Türkçe'ye konuşan Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kurucusu Avukat Canan Arın da İstanbul Sözleşmesi’nin, kadına yönelik erkek şiddeti üzerinde çok uzun yıllardır çalışan uzmanlar tarafından hazırlanan en kapsamlı sözleşme olduğunu vurguluyor.

Sözleşmenin dört ayağına dikkat çeken Arın, eleştirilere şu sözlerle tepki gösteriyor: "Birincisi kadına yönelik şiddeti önlemek. İstanbul Sözleşmesi’ni eleştirenler önlenmesin mi diyorlar? İkincisi kadını şiddetten korumak. Kadın şiddetten korunmasın mı istiyorlar? Sözleşmenin diğer iki ayağına göre eğer şiddet söz konusu ise kovuşturmak, sonuç olarak da kadına yönelik erkek şiddetini engelleyecek politikalar oluşturmak gerekiyor. Böyle bir politika da mı oluşturulmasın istiyorlar?”

"Kadınlar en çok evinde öldürülüyor"

İstatistiklere göre kadınların en fazla öldürüldüğü alanın evleri olduğunu vurgulayan Arın’a göre bu durum, erkeği daha üstün gören ataerkil toplum yapısından kaynaklanıyor. Eleştirilerde dile getirilen kutsal aile tanımlamasını kabul etmediğini belirten Arın “Kutsal aile dedikleri ne? Kadının her gün evinin içinde paspas gibi ezildiği, adeta bir kuluçka makinesi gibi kullanıldığı, 13 yaşında erkek tarafından tecavüz edilip adının da evlilik koyulduğu, kadının şehvetin tatmini aracı kullanıldığı yapı mı kutsal” yorumunu yapıyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Genel Sekreteri Fidan Ataselim ise Türkiye'de kadın cinayetlerinin azaldığı tek yılın İstanbul Sözleşmesi’nin imzalandığı 2011 yılı olduğuna dikkat çekiyor.

Ataselim, İstanbul Sözleşmesi’ni ve denetim organı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddete Karşı Eylem Uzman Grubu’nu (GREVIO) hedef alan açıklamaların şiddete meşru zemin yarattığını vurguluyor.

Bunun asla kabul edilemez olduğunu söyleyen Ataselim, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasına ilişkin zaten sıkıntılar olduğuna dikkat çekiyor. Korona günlerinin 6284 sayılı yasanın ve İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmamasına dair bahaneye dönüştüğünü vurgulayan Ataselim, "Sözleşmenin kritik maddelerinden biri olan kovuşturmada aksaklıklar var. Ayşe Karaman’ın katil zanlısının salıverildiği dönemden geçiyoruz, yani İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasıyla ilgili Türkiye'nin durumu pek parlak değil” diyor.

"Şiddet göreli hale getirilemez"

Saadet Partili Ebru Asiltürk, Milli Gazete'deki yazısında İstanbul Sözleşmesi'nin toplumsal cinsiyet felsefesi üzerine kurulduğunu, bunun da cinsiyetsizliğin kabulu olduğunu ve kadınla erkeği birbirine karşıt olarak konumlandırdığını savundu. Diğer yandan sözleşmede yer alan “kültür, töre, din, gelenek veya sözde ‘namus' gibi kavramların herhangi bir şiddet eylemine gerekçe olarak kullanılmaması” ile ilgili maddelerini de sorunlu bulan Asiltürk. "Halbuki bizim dinimiz şiddet kelimesi ile yan yana bile gelemez. Toplumların kendini inşa ettiği, şekillendirdiği mefhumlar bu şekilde değersizleştiriliyor” ifadelerini kullandı.

AKP’li milletvekili Canan Kalsın, bu bakış açısını, “Dinimizde kadın kutsaldır. En iyisi en hayırlısı eşine en iyi davranandır. Sözleşmede zaten buna karşı bir madde yok. Her anlamda her şekilde ben biraz bilinmezlikten, şartlı refleks hale gelen korkulardan kaynaklandığını düşünüyorum. Sözleşmede kadın ve erkeği karşı karşıya getiren bir madde de yok. Kadın ve erkek bütündür, zaten burada bir insan adaletinden bahsediyoruz. Bizler anlatalım herkes anlayabildiği kadardır” sözleriyle eleştiriyor.

İstanbul Sözleşmesi’nin şiddetin ortaya çıkmayacağı bir toplum yaratmayı, bunun kültüre bağlı olarak değişmeyen bir şey olduğunu anlattığını vurgulayan Fidan Ataselim ise “Bunlar değiştirilebilir demek şiddet göreli hale getirmek demektir. Toplumumuza aykırı diye asla kabul edilemeyecek şeyler anlatılıyor. Herkes eşit yaşama, toplumda var olma hakkına sahiptir. Bunun dışındaki herhangi bir hamle suçtur. Bu suçu işlemeye devam ediyorlar ne yazık ki” diye konuşuyor.

Hedefte LGBTİ bireyler mi var?

Öte yandan Fidan Ataselim, son dönemde sözleşmeye dönük eleştirilerin çıkış noktasında LGBTİ+ bireylerin olduğuna dikkat çekerek "Eğer LGBTİ+ bireyler şiddet görüyorsa kadınların görevi onların yanında yer almaktır” diyor.

Canan Arın ise “Bütün dertleri eğer LGBTİ’ler ise onlar da insan, onlar da birey. Herkes kendi özel hayatını, cinsel hayatını nasıl isterse öyle kullanır. İstanbul Sözleşmesi kadınla erkeği karşı karşıya getirmiyor. Farklı fakat üstün değil” diye konuşuyor.

Arın, İstanbul Sözleşmesi’nin feshinin talebinin kadının hiçbir hakkı olmasın demekle eş değer olduğunu ifade ediyor.

İstanbul Sözleşmesi, Türkiye ile birlikte 12 ülkenin imzasıyla 2014 yılında yürürlüğe girdi. Avrupa Birliği ise İstanbul Sözleşmesi’ni 2017’de imzaladı. Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için mücadeleye devam edeceklerini belirtiyor.

Pelin Ünker

© Deutsche Welle Türkçe