HABER

İsveç'te merkez sağın dört yılı

Bugün sandık başına gidilen İsveç'te, merkez sağın iktidarda olduğu son dört yıl 'İsveç modeli'nin sıkça tartışıldığı bir dönem oldu. Stockholm'den gazeteci Osman İkiz bu dönemin bilançosunu çıkardı.

Osman İkiz

Stockholm

İsveç’te 16 yıl öncesine kadar seçimler üç yılda bir yapılırdı.

Belki de küreselleşmeye ayak uydurmak için 1994’ten sonra sandıklar burada da dört yılda bir kurulmaya başladı. Seçim süresi değişti ama seçim günü değişmedi. Seçmen eski alışkanlığı uyarınca seçim yılında gene eylül ayının üçüncü pazar günü sandık başına gidiyor. Tabii isteyen oyunu daha önceden postahanelerde de kullanabiliyor.

Dört yıl önce yani 2006 yılının 30 eylülünde gene bu yayında iki hafta önce yapılmış olan İsveç seçimlerini değerlendirmeye şu sözlerle başlamışım:

''Üçüncü yol, yol ayrımında...

Bana kalırsa 'Üçüncü Yol' bitti. İsveçliler, 17 Eylül’de galiba pek de farkında olmadan pek övündükleri ‘Üçüncü Yol’ ya da ‘İsveç Modeli’ denilen, biraz hümanizmle mayalanmış, kamu sektörünün önemli ağırlık taşıdığı, serbest piyasa ekonomisine elveda dediler. Seçimi kazanan sağ ittifak, sosyal refah devletinin sosyal tarafını adamakıllı budayacağa benziyor.''

Dört yıl önce böyle bir öngörüde bulunmuşuk. Öngörülerimiz bütünüyle doğru çıktı. Çünkü ‘’Görünen köy kılavuz istemez’’ ya da ‘’Perşembenin geleceği çarşambadan bellidir’’ gibi özdeyişlerimizi hatırlatıyordu seçim kampanyasında anlatılanlar. Seçimlere ittifak yaparak girmiş olan dört sağ parti vergileri düşürmek, devleti küçültmek istiyordu.

İsveç modelinin sonu mu? Bu ideolojik tercihlerin, yüksek vergi, dayanışma ve uzlaşma temeline dayanan İsveç Modeli’nin sonunu getireceği belliydi.

Zaten hükümet göreve başlar başlamaz gelir vergisini düşürdü. Bu operasyonu dört yıl içinde dört kez tekrarladı. Vergilerin düşürülmesiyle çalışanların cebine daha fazla para girdi. Ama vergi girdisi azaldığından bütçede açık doğdu. Peki hükümet bütçe açığını nasıl kapattı?

Bu sorunun yanıtı da hükümetin rengini belli ediyor. Hükümet vergi indirimleriyle birlikte işsizlik sigortası ve hastalık ödentilerini yüzde 10 dolayında düşürdü. Ayrıca işsizlik sigortasına üyelik harcını yüzde yüz artırdı. Bu yüzden yaklaşık yarım milyon kişi sendikalardan ayrılıp, işsizlik sigortasından çıktı. Yani bütçe açığı hastalardan ve işsizlerden yapılan kesintilerle kapatıldı.

Peki toplam 76 milyar kronluk vergi indiriminden herkes eşit yararlanabildi mi?

Muhafazakar partiyi, İsveç’in Yeni İşçi Partisi diye tanıtan ve boynuna bağladığı kırmızı kravatı da sözlerinin teminatıymış gibi sunan Başbakanın asıl rengi işte burada ortaya çıkıyor. 76 milyarın yüzde 70’i, yüzde 10’u oluşturan en üst düzeydeki gelir grubuna gitti. Yüzde 30’u da geriye kalanlara.

Dört yıl içinde sağlık hizmetleri önemli ölçüde özelleştirildi. Hastalar bu yeni sistemde müşteri olarak anılmaya başladı. Sağlık giderleri hala sosyal sigortalarca karşılandığından bireyler değişimden henüz etkilenmedi. Ancak dikkatlerden kaçmayan bir şey var. Eski adıyla hastalar yeni adıyla müşteriler makbul olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılıyor. Makbul olanlar doktoru fazla meşgul etmeyen müşteriler. Makbul olmayanlar fazla sorunu olup doktorları uzun süre meşgul edenler.

Sigortadan hasta başına para alındığından, serbest piyasaya vidalanmış sağlık sektöründen daha insani ve daha kaliteli bir hizmet beklemek de belki hayal.

Aynı şey eğitim için de geçerli. İlkokulların yüzde 14’ü, liselerin yüzde 44’ü özel eğitim şirketlerine devredildi. Aileler özel okullara para ödemiyor. Şirketler devletten çocuk sayısına göre para alıyor. Ancak kamu okullarında 100 çocuğa 8,3 öğretmen özel okullarda ise 6,9 öğretmen düşüyor.

Şehirlerarası tren ulaşımı, metro işletmeciliği, şehiriçi kamu ulaşımı, tümüyle özel işletmelere devredildi. Geriye özelleştirilmedik bir banka, çok büyük bir telekomünikasyon şirketiyle Avrupa’nın en büyük enerji şirketi kaldı. Başbakan özelleştirmelere de vergi indirimlerine de devam edileceğini söyledi.

Bu seçimde bazı ilklerden de söz etmek mümkün. Türklerin çoğunluğu ilk kez sosyal demokratları protesto edip muhafazakar partiye destek amacıyla aktif olarak seçim kampanyasına katıldı. Bunun nedeni sosyal demokratların ermeni soykırımı tasarısını parlamentoya getirip yasalaşmasını sağlaması. Türklerin çoğunluğu bu yüzden sosyal demokratlarla, sol kanadın diğer iki partisi Sol Parti ve çevrecileri protesto etti. Bu arada dört yıldır milletvekili olan Mehmet Kaplan çevrecilerden gene seçilebilir bir sırada yer aldı. Sosyal demokrat ve muhafazakar partiler Türkiyeli adaylara alt sıralarda yer verdi.

Sosyal demokratlar sağ partiler koalisyonunun dört yılda yaptıklarını ‘’Sağ politikalar İsveç’i parçalıyor’’ başlığı altında bir raporda topladı. Ama seçim meydanlarında raporda yazılanları doğru dürüst anlatana rastlanmadı. Aslına bakarsanız uzmanların hazırladığı bu raporu galiba benden başka da okuyan yok.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön