Komplo teorileri yeni değil

Antik Roma’dan beri var olan komplo teorileri, korona kriziyle birlikte tekrar gündeme geldi.

Komplo teorileri yeni değil

Konunun uzmanı Michael Butter’la bu teorilerin yeniden popüler olmalarını ve neden hepsinin tehlikeli olmadığını konuştuk.DW: Korona krizi ile birlikte komplo teorileri de yayılıyor. Ama bunun yeni bir durum olmadığını da biliyoruz. Ne zamandan beri insanlar bu teorilere inanıyor?

Michael Butter: Aslında ben komplo teorilerinin korona salgını esnasında büyük bir patlama yaşadığını düşünmüyorum. Sadece daha fazla ciddiye alıyoruz. Korona hakkındaki komplo teorileri de yeni değil. Bu teoriler yıllardır alışılagelen bir düşünce yapısının, uzun bir hikayenin son ve en yeni kısmını oluşturuyor. Daha önce kurulmuş teoriler üzerinde ilerledikleri için de bu kadar hızlı üretilebiliyorlar.

İnsanların ne zamandan beri komplo teorilerine inandığı hakkında araştırmalar var. Ama henüz net bir açıklama getirilmiş değil. Her şeyden önce, komplo teorisini nasıl tanımladığımız çok önemli. Uzunca bir süre, komplo teorilerinin her kültürde ve zamanda yaygın olduğunu düşünüldü. Ancak yapılan yeni araştırmaların çoğu, bu teorilerin erken dönem modern Avrupa tarihinin bir ürünü olduğunu söylüyor. Bizim bildiğimiz anlamıyla komplo teorileri buradan kaynaklanıyor. Bu teorilerin Antik Roma ve Yunan döneminde de örnekleri var. Ancak uzun bir süre ortadan kayboluyorlar ve 17’inci yüzyıldaki din savaşlarına kadar tekrar canlanmıyorlar.

Bunun sebeplerine gelirsek, komplo teorilerinin yaygınlaşmak için ihtiyaç duyduğu şartların çok önemli. Öncelikle bu okuma-yazma bilen bir topluluğa ihtiyacınız var ki, metinler isimsiz bir şekilde dolanabilsin. Bunun için bu metinlerin çoğaltılması da gerekiyor. Ama tüm bunların ötesinde, belli bir hikaye anlayışı ve insanların tarih işleyişindeki rolüne dair bir görüş lazım. Bu da belli bir geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek örgüsü oluşturmak için gerekli.

Peki bu teoriler özellikle hangi çevrelerde alıcı buluyor?

Komplo teorileri uzun bir süre ana akımda yer buluyor. Antik dönemlerde de, erken modern dönemde de, 20’inci yüzyılda da bu böyle. 17 ve 18’inci yüzyıllar üzerine oldukça iyi araştırmalar var. Neden-sonuç ilişkisine dair mekanik bir anlayış, komplo teorilerini de beraberinde getiriyor. Bu anlayış için de her olayın arkasında bir niyetin yattığı, insanların bunları her zaman öngöremeyeceği ve bilinmeyen şeylerin de gerçekleştiğine dair bir algı lazım.

Antik dönemlerde de, önemli politikacıların konuşmalarında komplo teorilerinin yayıldığına dair kanıtlarımız var. Üstelik politikacıların söylediklerinin, gündelik hayattaki konuşmalarda yankı bulacağını tahmin etmek zor değil. Ama maalesef bu konuşmaları bilemiyoruz.

İnternet de komplo teorilerinin yayılmasını hızlandıran bir etken. Bugün artık eskiye göre daha fazla insanın komplo teorilerine inandığını söyleyebilir miyiz?

ABD’de yapılan bir anket, her iki kişiden birinin en az bir komplo teorisine inandığını ortaya koyuyor. Almanya için yapılan farklı araştırmalara bakıldığında ise, Almanların tahminen yüzde 25 ile 33 oranında komplo teorilerine açık olduğunu söyleyebiliriz. Ama bu durumun eskiden farklı olduğuna eminim. Eğer 150 veya 200 yıl önce Almanya, İngiltere, ABD gibi ülkelerde araştırmalar yapılmış olsaydı, eminim ki bu teorilere inananların oranı yüzde 90’ın üzerine çıkardı. Çünkü o zamanlar bu teorilere inanmak normal kabul ediliyordu. İkinci Dünya Savaşı’nın sonrasına kadar bu teorilerin marjinalleşmesinden ve normallikten uzaklaşmasından söz edemeyiz. Doğu Avrupa ve Arap dünyasında ise aynı süreç yaşanmadı. Bu bölgelerde komplo teorilerinin hala yaygın olduğunu söyleyebiliriz.

Komplo teorileri artık küresel

Eskiden kabul gören komplo teorileri ile bugünkü teorilerin farkları ne?

Çok fazla ortak noktaları var. Her şeyden önce, argümanların üretilme yöntemleri çok benziyor. Yani teorilerin üretilme örgüsü hep aynı. Bir kişi bir olayı gözlemliyor, sonra üzerinde düşünmeye başlıyor: Kimin için bir faydası var - cui bono? Ondan sonra suçluları teşhis ediyor ve bu o konuda kanıt üretiyor. Sonra da dünyayı da iyiler ve kötüler, komplo teorisinin suçluları ve kurbanları olarak ikiye ayırıyor.

Ancak eski ve yeni teoriler arasında, yayılmaya dair kesin bir fark var. Cicero bile teorilerini sadece Roma İmparatorluğu’na yayabilmişti. Şimdi ise küresel komplo teorilerinden söz ediyoruz. Örneğin şimdi Bill Gates, kurduğu vakıf aracılığıyla 150’den fazla ülkede aşıları kontrol etmekle suçlanıyor.

Tarihte kurulan sayısız komplo var. Örneğin Sezar’ın öldürülmesi ya da 22 Temmuz 1944’te Adolf Hitler’e suikast girişimi. Komplo teorileri ve gerçek komplolar arasındaki fark nerede yatıyor?

Komplolar her zaman hazırlandı ve hazırlanmaya da devam edilecektir. Komplo teorilerinden bahsetmemiz, gerçek komploları göz ardı ettiğimiz anlamına gelmemeli. Ancak aralarında fark olduğu da açık. Bir kere komplo teorisyenlerinin hayal ettiklerinin aksine, gerçek komplolar çok daha az kişi ile paylaşılır. M.Ö. 44 yılında Jül Sezar’a karşı düzenlenen suikastı 12’den fazla senatörün bilmesi bile aslında bir hayli fazla.

Günümüzde, yüz binlerce olmasa bile, binlerce kişi komplo teorisyenleri tarafından kullanıldıklarının farkına varıyor. Örneğin 11 Eylül saldırıları, Ay’a ayak basma ve koronavirüs gibi konularda birçok iddia var ve bu tarz komploları gizli tutmak imkansız. Buna ek olarak, gerçek komploların sadece kısa veya orta vadede başarılı olabildiklerini görüyoruz. Yani komplo kuranların planları, komplo teorilerinde hayal edildiği gibi gitmiyor. Tekrar Sezar örneğine dönersek, ona komplo kuranların hedefi bir yanıyla onu öldürmekti. Bu konuda başarılı da oldular. Ama aynı zamanda, bu ölüm sayesinde cumhuriyette yeni reformlar yapmayı hedefliyorlardı. Sezar’ın suikastinden sonra ise iç savaş meydana geldi ve Octavian imparator oldu. Böylece 100 yıldan fazla bir süre ayakta kalmayı başaran Roma Cumhuriyeti de tarih oldu.

Bugün komplo teorilerinin siyaseten de kullanıldığını görüyoruz. Macaristan’da milyarder George Soros hakkındaki komplo teorileri neredeyse devletin amacı haline geldi. ABD Başkanı Donald Trump da sürekli olarak komplo teorilerinden bahsediyor. Bu gelişmeler yeni bir durumu mu işaret ediyor?

Daha önce komplo teorilerinden çok daha fazla söz ediliyordu. Çünkü komplo teorileri elitlerin söylemlerinin bir parçasıydı. Ve güç sahibi kişiler bunları normal kabul edip yayıyordu. Bu bağlamda, bugünün aksine, güçlüler çoğu zaman dışlanmış ve zayıf bulunan insanları hedef alıyordu. Çünkü elitlere karşı gelen esas gruplar onlardı. Son olarak, eskiden insanların bu teorilere gerçekten inandıklarını söyleyebiliriz. Bugünlerde ise politikacıların kendi söylediklerine gerçekten inanıp inanmadıklarını söylemek güç.

Normalde komplo teorisyenleri, kendi teorilerinden emin olurlar ve bunları dünyaya yardımcı olmak amacıyla yayarlar. Gerçekleri ortaya çıkardıklarına ve böylece iyi bir şey yaptıklarına dair bir inançları var. Ama siyasi hesaplama ya da ekonomik çıkar için bu teorileri yayanlar olduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

Yahudilere olduğu gibi, Ortaçağ’dan beri komplo teorileri şiddete yol açıyor. Günümüzde ise birçok gazeteci protestolarda saldırıya uğrarken, aşırı sağcı teröristler komplo teorilerinden yola çıkıyor. Komplo teorisyenleri ne kadar tehlikeli?

Bu konuda kolaya kaçmamak gerekiyor. Zararsız komplo teorileri de var. Ben Ay’a ayak basma ya da 11 Eylül olayları gibi konularda sorun çıkarıp şiddete başvuran kimseyi tanımıyorum. Ama komplo teorileri, aynı zamanda, siyasal radikalleşme için itici bir güç oluşturuyor ve şiddet içeren davranışların oluşmasına ön ayak oluyor. Bunun tarihten örnekleri var. Christchurch ve Halle’deki saldırılarda da gördük. İnsanlar keşfettiklerini düşündükleri çatışmalara müdahale etmeleri gerektiğine inanıyorlar. Ancak sadece konuşmanın ötesinde harekete geçip bir şeyler yapanları bulmak oldukça zor. Bunu saptamak için bilim dünyası hala net kriterler bulamadı. Ve büyük ihtimalle de hiçbir zaman bulamayacak. Şimdiki korona krizinde ise, özellikle tıp alanında üretilen komplo teorileri tehlike yaratıyor. İnsanların bu teorilere inanarak harekete geçmeleri, hem kendilerinin hem de başkalarının yeterince korunamaması anlamına geliyor.

Prof. Dr. Michael Butter, çalışmalarını Tübingen Üniversitesi’nde, Amerikan edebiyatı ve kültürü alanında sürdürüyor. Butter, komplo teorileri hakkında yaptığı araştırmalarla Almanya’da bu konunun önde gelen uzmanlarından biri olarak kabul ediliyor. Butter ayrıca günümüzde “Komplo Teorilerinin Karşılaştırmalı Analizi” (COMPACT) adlı projenin koordinatörlüğünü yürütüyor. Bu projeye 40 farklı ülkeden 160’dan fazla araştırmacı komplo teorilerini araştırarak katkı sağlıyor. Proje kısa bir süre önce “Komplo Teorileri Kılavuzu” adıyla yayımlandı.

Söyleşi: Felix Schlagwein

© Deutsche Welle Türkçe

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler