Koronavirüs: İkinci dalga ne zaman yaşanacak?

Dünyada salgın önlemleri gevşetilmeye başlanırken Dünya Sağlık Örgütü koronavirüsün hiçbir zaman yok olmayabileceği uyarısında bulundu.

Koronavirüs: İkinci dalga ne zaman yaşanacak?

İkinci dalga endişeleri büyüyor. Hatta üçüncü dalga endişesi de. İki hafta öncesine kadar, yaşadığımız karantina önlemlerinin çok daha uzun süreceği, en azından yaz tatilinin sonuna kadar devam edeceği tahmin ediliyordu. Ancak birden hava değişti.

Alınan kısıtlama önlemleri Almanya, İspanya ve Yunanistan gibi ülkelerde gevşetildi. Avrupa’da COVID-19’a bağlı vaka sayısının ve ölümün en fazla olduğu Birleşik Krallık’ta bile üst düzey bazı yetkililer geçtiğimiz günlerde “ekonomiyi yeniden açmayı” düşündüklerini söyledi.

Hindistan’da ise, Avrupa’nın aksine alınan karantina önlemleri iki hafta daha genişletildi. Ülkelerin kısıtlama önlemlerini çok erken gevşettiğinde dünyada ikinci bir dalganın yayılabileceği endişeleri büyürken, ikinci dalga öyle ya da böyle kaçınılmaz gibi gözüküyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün Acil Durum Programı Direktörü Dr. Mike Ryan 13 Mayıs’ta yaptığı basın toplantısında “Bu virüs toplumda bir endemiye dönüşebilir” diyerek şu uyarıda bulundu: “Virüs asla yok olmayabilir.”

Ryan örnek olarak AIDS hastalığına yol açan HIV virüsü gibi birçok virüsün yok olmadığına işaret etti. Ancak zaman içinde virüsün vücuda olan etkisini yok eden ilaçlar geliştirildi ve toplum bununla yaşamayı bir şekilde öğrendi. Aslında ölüme sebebiyet verebilen virüslerden yalnızca çok azı, örneğin çiçek hastalığına yol açan çiçek virüsü, şimdiye değin yok edilebildi.

Diğerleriyse halen hayatımızın içinde. Bunlardan bazıları, verem hastalığı gibi yeniden toplumlarda nüksedebiliyor ve tarih bize pandeminin ikinci dalgasının ilkinden çok daha kötü olabileceğini gösteriyor. Aynısı 1918’de başlayıp 1920’ye kadar dalgalar halinde toplumları vuran İspanyol gribi için de geçerli.

Peki ne yapmalı? Sabırla biraz daha beklemeli, karantina uygulamaya devam mı etmeli?

ALMANYA: KONTROLLÜ DENEY

Almanya’da nisan ayında virüsün yayılma hızı (R) 1’in altına düşüp 0,76 değerine ulaştığında hükümet ve sağlık yetkilileri, önemli sınavları olan ve son sınıftaki öğrenciler için okulların kademeli olarak açılması konusunda hemfikir oldu. Okullar, sınıflar, oyun alanları yeniden düzenlendi ve bu yeni dizaynın sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uygun olmasına özen gösterildi.

Ancak bu öğrenciler henüz okullara gidip yeni getirilen hijyen ve güvenlik uygulamalarını test dahi etmemişken, hükümet gevşetme uygulamalarını daha da artırdı. Şu anki durumda daha küçük yaştaki çocuklar da bir gün de olsa okula gidebiliyor.

Hayvanat bahçeleri ve müzeler de yeni belirlenen fiziksel mesafe şartlarına uymaları şartıyla açılan yerler arasında. Ancak 7 Mayıs’ta açılan çocuk oyun alanlarıyla ilgili herhangi bir düzenleme ya da kural getirilmiş değil. Peki bu doğru davranma konusunda kontrollü bir deney mi?

Başbakan Angela Merkel’in geçen hafta önlemleri gevşetirken yaptığı konuşmada kullandığı ifadeyle söylemek gerekirse, Almanya, neticede “güven üzerine kurulu” bir demokrasi. Ancak Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre karantina uygulamalarının gevşetilmesi sürecinde yaşanan geçiş “kanıt bazlı ve veriler üzerinden” olmalı. Dahası “yeni salgın riskini azaltmak” için “aşamalı olarak uygulanmalı.”

DSÖ’nin önerisine göre kısıtlama önlemlerini kaldırırken “ideal olan her kademe arasında iki haftanın olması.” Böylece yeni bir dalga riskinin anlaşılması için yeterli zaman kazanılabilir ve buna uygun önlemler alınabilir. Ancak okulların açılma kararıyla kapsamını genişletme kararı arasında dört gün olan Almanya’da şu anda yaşanan şey bununla örtüşmüyor. Alman hükümeti, ülke içindeki her bölgede 100 bin kişiye düşen vaka sayısının 50’yi aşması durumunda, önlemlerin yeniden sıkılaştırması gerektiğini belirterek gelişmelerin takibini yerel yönetimlere bıraktı.

HERHANGİ BİR STANDART YOK

Ancak ikinci dalganın meydana geldiğini tespit eden yerel, ulusal hatta uluslararası herhangi bir standart yok. Yani her 100 bin kişiye 50 vaka ifadesi sadece yuvarlak bir hesap olabilir.

DW’ye konuşan DSÖ Sözcüsü Christian Lindmeier, ikinci dalganın “sınırları belirlenmiş bir teknik terim olmadığına” dikkat çekti. Sözcü, “Bu terim aslında vakaların düşmesinin ardından salgının yeniden baş göstermesine işaret ediyor. Dolayısıyla bu üçüncü dalga için de geçerli” diye belirtiyor.

Münih'te bulunan Ludwig Maximilian Üniversitesi'nden Eva Grill ve Halle-Wittenberg'deki Martin Luther Üniversitesi'nden Rafael Mikolajczyk gibi Almanya'da bulunan çok sayıda araştırmacı, her 100 bin kişiye 50 vaka belirlemesinin sağlık sisteminin kapasitesini zorlaması açısından çok yüksek olduğunu ve bu sayıya ulaşılması halinde yine salgının önüne geçmek için çok geç olabileceğini ifade etti.

Eğer bu bahsedilen değerlere ulaşılırsa, insanlar hem bir panik havasına girecek hem de şehirler yeniden kısıtlama uygulamalarına geri dönecek. Eğitimin yeniden okullarda sürdürülmesi, ekonominin işleyişine devam etmesi tekrardan rafa kaldırılacak ve herkes tekrar evine kapanacak. Yeniden. Yani yeniden nüksettiğinde yeniden çaresizlikle vakaların tekrar düşmesini ve kısıtlamaların bir kez daha kalkmasını bekleyeceğiz.

Bu klasik bir döngü ancak bununla yaşamayı öğrenmek zorundayız. “Eğer hastalık ülkelerde düşük seviyelerde seyrederse ve kümelenmeyi araştırma ve belirlemeye yönelik kapasite yoksa” diyor DSÖ'den Mike Ryan, “işte o zaman, çok sayıda insanın yaşadığı büyük şehirlerde, sığınmacı kamplarında ve sosyal mesafe önlemlerini kapsamlı bir şekilde uygulama imkânı olmayan diğer noktalarda, hastalığın yeniden baş göstermesi riski doğacaktır.”

VİRÜSLER HER ZAMAN MUTASYONA UĞRAYIP NÜKSEDİYOR

1918’deki influenza (İspanyol gribi) salgınına bakıldığında üç büyük dalga görüldü: Mart ayında ilk dalga, ardından yıl sonuna doğru ikinci dalga. İkinci dalgada virüs mutasyona uğrayarak ilkinden daha güçlü bir şekilde karşımıza çıktı. ABD’deki Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne (CDC) göre ülkedeki ölümlerin çoğu ikinci dalgada gerçekleşti.

Üçüncü dalga ise, yine CDC’nin verilerine göre, 1919’un başında geldi ve yıl ortasına kadar sürdü ve İspanyol gribi olarak da bilinen hastalık “sona erdi.” Ancak muhtemelen hiçbir zaman tümüyle kaybolmadı.

Bazı virologlar virüslerin geçirdiği mutasyonlarla zayıfladığını belirtiyor. Böylece insanlar için daha az ölümcül bir hale geliyorlar. Bunun sebebi yalnızca insanların virüse karşı bağışıklık üretmesi değil, aynı zamanda virüsün yaşaması için canlı bir organizmaya ihtiyaç duyması ve buna uygun koşullara adapte olması. Böylece toplum içinde varlığını sürdürebilir.

2006’da yapılan bir çalışmaya göre, kuşları ve memelileri etkileyen tipteki influenza A virüsünün yol açtığı 1918’den beri yaşanan tüm vakalar, İspanyol gribinin türevleri sebebiyle gerçekleşti.

Belki şu an gördüğümüz ikinci dalga olabilir. Çin’de Rusya’da hatta birinci dalgayı çok iyi yönettiği söylenen Güney Kore’de bile yeni vakalar var.

Kuzey Yarımküre yaza girerken, Yunanistan ve İspanya gibi ülkeler virüse rağmen turist sezonu için gün sayarken bilim dergisi Lancet’in nisan ayındaki bir makalesinde işaret ettiği gibi ikinci dalgayı er ya da geç göreceğiz.

DSÖ'de Mike Ryan’a göre asıl soru, “Vaka kümelerini tespit edip bunları yayılmadan bastırmayı başarabildiğimiz, geniş çapta toplum sağlığı önlemlerinin alındığı bir noktaya erişebilir miyiz?”

Yeni vakalardaki ani yükselişler elbette ikinci bir karantina uygulamasını da getirecek. “Bu kaçınmak istediğimiz bir durum” diyen Ryan şöyle devam ediyor: "Umuyoruz ve güveniyoruz ki Almanya, Güney Kore ve diğer ülkeler de vaka kümelerini bulup, yalnızca bu kümeleri kapsayan, yani ulusal olmayan bir seviyede bazı kısıtlamalar getirerek hastalığın yayılmasını engelleyebilir.”

Ya da hepimiz tatil planlarımızı yeniden gözden geçireceğiz.

Zulfikar Abbany

© Deutsche Welle Türkçe