HABER

Medeniyetler ittifakı projesi toplantısı yapıldı

İSTANBUL (İHA) - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, toplumların karşı karşıya bulunduğu uçurumların, ancak ortak bir koalisyonla aşılabileceğini belirterek, "Ya terör, şiddet ve çatışma kültürünün salgın bir hastalık gibi küreselleşmesine hep birlikte seyirci kalacağız, ya da ortak insani değerleri küreselleştirmeyi başaracağız" dedi.

Ortak insani değerlerin küreselleştirilmesi gerektiğinin altını çizen Erdoğan, "Türkiye'nin AB'ye üyeliği, kültürler arasındaki kutuplaşmanın aslında yapay ve sanal olduğunu, gerçek karşıtlığın kültürler arasında değil, uzlaşma yanlılarıyla çatışma yanlıları arasında olduğunu ortaya koyacaktır" diye konuştu. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan ise, "Türkiye, AB'ye giden üyelik yolunda AB kimliğinde genellikle görebileceğimiz açıkça Müslümanları dışlama yüzünden çok büyük zorluklar ve engellerle karşılaşmaktadır" ifadelerini kullandı.

Medeniyetler İttifakı Projesi 4. Yüksek Düzeyli Grup Toplantısı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Kofi Annan, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Diyanet İşleri Başkanı Prof.Dr. Ali Bardakoğlu, İspanyol Barış Vakfı Başkanı ve UNESCO'nun eski Başkanı Federico Mayor ve İran eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin katılımıyla Çırağan Sarayı'nda gerçekleştirildi.

Yüksek Düzeyli Grup Eş Başkanları Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile İspanyol Barış Vakfı Başkanı ve UNESCO'nun eski Başkanı Federico Mayor'un rapor sunumlarının ardından söz alan İspanya Başbakanı Zapatero, projenin nihai bir sonuca ulaşmasının mutluluk verici olduğunu söyledi. Zapatero, "Bundan sonra medeniyetler çatışmasının destekçileri azınlıkta kalacak. Yarım asırdan fazladır demokrasiye geçtik. Her gün basında şiddet, savaş ve medeniyetler çatışmasını dinliyoruz ve okuyoruz. Bunu kınamak için konuşmalar yapılıyor ve her seferinde 'medeniyetler çatışması' kelimesi kullanılıyor. Medeniyet ittifakında birlikte çalışan kişiler, çok iyi bir hayali gerçekleştirdiler" dedi.

Dünyada barış ve kardeşlik

Barışın önemine değinen Zapatero, bütün kültürlerde, diğer kültürleri ve dinleri, diğer medeniyetleri anlayacak temel olgular olduğunu söyledi. İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero, "Göçmenler, çalışanlar, üniversiteliler ve komşular kendi kültürlerini biliyorlarsa, birbirleriyle düzgün bir şekilde yaşayabiliyorlarsa, niye politikacılar ve düşünce insanları bunu başaramasın. Neden biz bir şekilde bunu yapan insanlardan bir şeyler öğrenmiyoruz. Sürekli sınırlardan bahsediyoruz. Her gün daha insani olan bir dünyada, kadınlar ve erkekler hep aynı problemle karşı karşıya kalıyorlar. Komşumuz bizim arkadaşımızdır, bizim büyük düşmanımız açlık, şiddet, savaş ve baskılardır. Biz, şehirlerimizdeki insanları temsilen bunu söylüyoruz. Komşularımız, bombaların üzerinde seslerinin daha yüksek çıkmasını, duyulmasını istiyorlar.

Bazı değerleri korumak için barışı yok etmek isteyenlere karşı barışın bizim hiç bir zaman yok edemeyeceğimiz bir değer olduğunu söylememiz lazım. Barışsız hiçbir şekilde bir ilerleme göremeyiz" diye konuştu. Kendi ülkesinin de bazı sıkıntılar yaşadığına dikkat çeken Zapatero, "Biz öc almanın karşısındayız. Biz, hak ve hukuku savunmak istiyoruz. Bize karşı kullandıkları şiddette, bizim halkımızın asıl değerlerini yok edemediler. Terörle mücadelede bile barışı, hak ve hukuku uyguladık" açıklamasında bulundu.

Daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kürsüye geldi. Medeniyetler İttifakı girişimi kapsamındaki çalışmalarda önemli bir aşamaya gelindiğine dikkat çeken Erdoğan, "Sayın Annan'ın kurduğu yüksek düzeyli grup, yoğun, zorlu bir ortak çalışma sonucunda tarihi raporu hazırlamıştır. Rapor az önce bizlere de takdim edildi. Rapor, dünyanın çeşitli yerlerinde yapılan akademik çalışmalardan oldukça farklı. İçerdiği tespitlerle uzun yıllar tartışılacak ve üzerinde düşünülecek bir rehber, uygulamada da sık sık başvurulacak bir referans belgesidir" dedi.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, medeniyetler ittifakı için çok özel bir örnek olduğunu belirterek, "Farklı kültür ve inançlar arasındaki kutuplaşmaların ortadan kaldırılmasının mutlak zorunluluk haline geldiği bir dünyada yaşıyoruz. Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan, serbest pazar şartlarının geçerli olduğu, AB ile katılım müzakerelerine başlamış demokratik, laik bir cumhuriyettir. Türkiye, medeniyetler ittifakının sembol ülkesidir. AB, bizim için taşıdığı anlam bakımından, cumhuriyetimizin çağdaşlaşma idealleriyle örtüşen stratejik bir hedeftir. Bize göre medeniyetler ittifakı da 21. yüzyılın küresel barış projesidir. Türkiye'nin AB'ye üyeliği, bu projenin mümkün olduğunu bütün dünyaya gösterecek. Tam üyelik, sözde kıyamet habercilerine göre, felaket senaryolarına, çatışma tezlerine bugüne kadar verilen en etkili, en anlamlı cevap olacaktır. Türkiye'nin AB'ye üyeliği, kültürler arasındaki kutuplaşmanın aslında yapay ve sanal olduğunu, gerçek karşıtlığın kültürler arasında değil, uzlaşma yanlılarıyla çatışma yanlıları arasında olduğunu ortaya koyacaktır" diye konuştu.

"Altın çağ içinde olduğumuzu söyleyemeyiz"

Türkiye'nin, bundan sonra da ortak evrensel değerlerin, güçlü bir savunucusu olmaya devam edeceğinin altını çizen Başbakan Erdoğan, medeniyetler ittifakı girişiminin de aslında aynı amaca hizmet ettiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, ortak insani değerlerin küreselleştirilmesi gerektiğini ifade ederek, "İnsanlık tarihi, önde gelen kültürler arasında uyum, işbirliği ve beraberce kalkınmanın söz konusu olduğu dönemlerle doludur. Karşılıklı anlayış ve işbirliği ile hayal gücümüzü bugün bile hala zorlayan gelişmelerin yaşandığı bu dönemler, tarihin akışı içinde altın çağlar olarak anılmıştır. Ancak bugün bizler maalesef bir altın çağ içinde olduğumuzu söyleyemeyiz. Irak'ta olanlar, Lübnan'da olanlar, İsrail-Filistin arasında olanlar giderek artan haksızlık ve eşitsizlikler, gerekse büyütülen korku ve şüpheler, bütün dünyada karşılıklı nefret, önyargı, öfke ve hoşgörüsüzlüğü beslemiştir" açıklamasında bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şunları söyledi:

"İnsanlık tarihinin en hızlı teknolojik gelişmelerinin yaşandığı günümüzde, küreselleşme maalesef bu nimetlerden her toplumun yeterince yararlanamamasını ortaya koymaktadır. Toplumlar arasında ortaya çıkan psikolojik uçurumlar daha da derinleşmekte, farklı kültür ve inanç sistemleri birbirini tanıyıp anlamaya çalışmak yerine birbirlerine karşı durmaktadır. Bu, en belirgin şekilde İslam dünyasıyla batı arasındaki karmaşık ilişkilerde ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz bu yeni bir durum değil. Ancak bu sorunla çok acil olarak mücadele edilmesi gerektiği açıktır. Biz Türkiye olarak, bu kırılmanın daha da derinleşmesini engelleyeceğine, çatışma yerine karşılıklı anlayışı yeniden sağlayacağına inandığımız medeniyetler ittifakı girişimine büyük önem veriyoruz. Torunlarımızın barış ve refah içinde yaşayacakları, çatışmasız dünya için bu girişimi gerçekleştirmek, bu projeyi hayata geçirmek zorundayız."

"Ortak amaç kapsamlı koalisyon oluşturulması"

Sunulan raporun, sürecin bundan sonra başlayacak olan uygulama safhasının bel kemiğini teşkil edeceğini belirten Erdoğan, raporda; eğitim, gençlik, göç ve medya gibi bir çok alanda çeşitli faaliyetler ön görüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, "Ortak amaç, kapsamlı bir koalisyon oluşturulmasıdır. Karşı karşıya bulunduğumuz uçurumları ancak ortak bir koalisyonla aşabilir, ortak insani değerlerin ön planda olacağı bir dünya inşa edebiliriz. Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, dünya milletlerini aynı apartmanda yaşayan kapı komşularına benzetmiştir. Böyle bakıldığında, hiçbir milletin kaderi diğerinden ayrı değildir. Alt katta çıkan yangın, üst kattakini kaçınılmaz durumda etkileyecektir. Atlantik'in bir yakasında yaşanan çatışma, diğer yakasındakilerin de huzur ve rahatını mutlaka kaçıracaktır. Bizim gibi, sınırımızda olan yangınlar, bizi muhakkak etkileyecektir. Küresel bir tehdide ancak küresel ölçekte cevap verilebilir, bu da medeniyetler ittifakıdır. Bu proje, küresel bir tehdide verilecek küresel bir cevaptır" dedi.

Dünyanın yeni tehditlerle karşı karşıya olduğunu sölleyen Başbakan Erdoğan, terör konusuna dikkat çekerek, "Ya terör, şiddet ve çatışma kültrenürünün salgın bir hastalık gibi küreselleşmesine hep birlikte seyirci kalacağız, ya da ortak insani değerleri küreselleştirmeyi başaracağız. Küreselleşme süreci, bizi bu çarpıcı gerçekle karşı karşıya bırakmıştır. Hangi medeniyet havzasından kaynaklanırsa kaynaklansın, hangi kutsal değerlerin arkasına saklanırsa saklansın, aşırılığın, fanatizm ve radikalizmin her türlüsüne karşı hiç bir ayırım yapmaksınız ortak bir duruş gerçekleştirmek zorundayız. Bir yandan, tarihte hiç olmadığı kadar farklı coğrafya ve kültürleri birbirine yakınlaştıran, sınırları kesişmese de farklı milletleri birbirine kapı komşusu yapan küreselleşme, şiddet gibi kadim hastalıkları dünyanın her tarafına sirayet ettirmektedir. Bu, insanlığın bugüne kadar karşılaşmadığı türden yeni ve baş edilmesi zor bir tehlike ortaya çıkarmıştır" diye konuştu.

"Ön yargıları besleyen klişeler daha da güçlenmeye başlamıştır"

Erdoğan, hızlı değişimin getirdiği korku ve endişenin, toplumlarda dışlama, ötekileştirme ve düşmanlık duyguları olarak tezahür eden savunma reflekslerini geliştirdiğini ifade etti. Bunun yeni bir tehdit olduğunu ve bununla mücadelenin, yeni bir bakışla kazanılabileceğine dikkat çeken Erdoğan, "Ön yargıları besleyen klişeler daha da güçlenmeye başlamıştır. Geçen yıl, yıl sonu itibariyle dünyada savunma sanayinde harcanan para 1 trilyon dolardır, bu korkunç bir olay. Savunmaya harcanan para dünyada yoksullukla mücadeleye harcanmış olsaydı, eğitimsiz kalmış cahil toplumların eğitilmesine harcanmış olsaydı, dünyada terör bu noktaya gelemezdi. O zaman küresel barış egemen olurdu. Şimdi küresel barış geri kaldı ama küresel terör öne çıktı. İşimiz kolay değil, zor ama çalışmamız gerekiyor" açıklamasında bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Aramızdaki fiziksel duvarların ortadan kalktığı, iletişim çağında zihinsel olarak bizi birbirimizden bu kadar uzaklaştıran klişelerden kurtulmanın yollarını bulmalıyız. Soğuk savaşın bitiminden bu yana yaşanan, sol yıllarda kontrolden çıkarak krize dönüşen gelişmeler, farklı kültür ve inanç sistemlerinin birbirlerine tahammül gücünün ne kadar zayıf olduğunu göstermiştir. Kabaran öfkelerden en çok masum insanlar, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar zarar görmüştür. Yaşananlara bizler de tribünde seyirci olarak kalmışızdır, öyleyse biz de bunun günahkarları arasındayız. Bizler, bundan sonraki krizlerin nasıl ve ne zaman patlak vereceğini tahmin etmeye çalışırken bile şu anda dünyanın bir çok yerinde çatışma ve şiddet hüküm sürmektedir. Arkamıza yaslanıp, gelişmeleri kendi seyrine bırakma lüksümüz yok, ortak geleceğimiz için sorumluluk almak mecburiyetindeyiz. Kararlılık ve cesaretle yolumuza devam edeceğiz. Felaket senaryoların sahipleri bilsin ki, medeniyetler çatışmak yerine, ittifak oluşturma yoluna gidecektir."

"Küreselleşme, gerginlik ve karşılıklı güvensizliği körükledi"

Daha sonra söz alan BM Genel Sekreteri Kofi Annan, Ortadoğu'da yaşanan çatışmalar başta olmak üzere, dünya barışını tehdit eden olaylara değindi. Annan, "Boğaziçinin akıntıları çok güçlü olarak bilinir, yüzeyde bir yöne akarken, alttan başka bir yöne akarlar. Yüzyıllardır Türk halkı, başarılı bir şekilde bu akıntılara rağmen, Avrupa ve Asya arasında İslam dünyasıyla batı arasında seyahatlerini sürdürmüşler ve bunun sonucunda da zenginleşmişlerdir. Burada bulunarak burada bu raporu duyurmamız çok yerinde bir karardır. Çünkü medeniyetler arasındaki köprüyü oluşturan bir belgenin sunulacağı en iyi yer, kıtalar arasında köprüyü oluşturan bir kenttir" dedi.

Sunulan raporun, farklılıkların bir araya gelerek giderilmesi anlamını taşıdığını ifade eden Kofi Annan, "Yüzyıllar sonra kendi küreselleşme çağımız, hoşgörüsüzlük, aşırıcılık ve birbirimize karşı şiddetle boyanmış bulunuyor. Küreselleşme, daha yaklaşmak ve iletişimi artırmak, genellikle anlayış ve dostluğu arttırmanın yanı sıra, bir de gerginlik ve karşılıklı güvensizliği körükledi. Pek çok kişi, özellikle de gelişmekte olan dünyada küresel köyden bir kültür kıyımı ve ekonomik yıkım olarak korkmaya başladı. Küreselleşme onlar için sadece değerlerini değil, cüzdanlarını da tehdit eder hale geldi" diye konuştu.

BM Genel Sekreteri Annan, 11 Eylül olayları ile Ortadoğu'daki savaş ve kargaşa, düşüncesizce söylenen sözler ve çizimlerin, farklı halklar ve kültürler arasındaki gerginlikleri körüklediğini söyledi. Gerginleşen ilişkilerin, üç büyük tek tanrılı dinlerden takipçi bulduğunu ifade eden Annan, "Bugün uluslararası göç, giderek artan sayıdaki insanı birbirine yaklaştırmaktadır. Bazı gruplar dünya çapında bir savaş çıkarmak istemektedirler. Çünkü belli inançlar ve gizli sembollerle bunu vurgulamaktadırlar. Bir medeniyetler ittifakı fikri, daha iyi zamanlamayla sunulamazdı. Bu grup, hiçbir şekilde dünya üzerinde iki farklı medeniyeti ayıran bu çizgi tuzağına düşmedi. Bugün iyisiyle, kötüsüyle hiçbirimiz farklı medeniyetlerde yaşamıyoruz. Günümüz, atalarımızın eski medeniyetleri gibi değil. Biz, daha önce hiç olmadığı kadar yan yana yaşamaktayız. Diğerinin öcü gibi gösterilmesine karşı fazlaca bir direnç gösterilmiyor" açıklamasında bulundu.

Batı, çifte standartlarla insan hakları ve demokrasiye karşı tutarsızlığıyla eleştirileri üzerine çekmektedir diyen Annan, şunları söyledi:

"Kendi deyişlerimiz bizi hapsetti ve anlayışımızı tıkadı. Dünyanın pek çok yerinde özellikle Müslümanlar, batıyı kendi inanç ve değerlerine bir tehdit olarak görmekteler. Bunun tersini gösteren tüm kanıtları tamamen göz ardı ediyor ve reddediyorlar. Bazıları İslam'ı aşırı uç ve şiddet dini olarak görmekte, iki kültür arasında ticaret, işbirliği ve kültürel paylaşım olduğu halde, bu ilişkiler bir yana bırakılmaktadır. Bugün küskünlüklerimizi aşıp, toplumlar arasında bir güven ilişkisi oluşturmanın zamanı gelmiştir. Burada sorun ne Kuran'dır, ne Tevrat, ne de İncil, sorun hiçbir zaman inanç değildir, sorun inananlar ve onların birbirlerine karşı nasıl davrandıklarıdır."

"Tüm dinlerin ortak değerleri ön plana çıkarılmalı"

Tüm dinlerin ortak olan değerlerinin ön plana çıkarılması gerektiğini belirten Kofi Annan, şefkat, dayanışma ve insana saygının yanı sıra, 'kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, karşındakine öyle davran' sözünün altın kural olduğunu söyledi. Annan, genelleştirme ve ön yargılardan uzaklaşılması gerektiğinin altını çizerek, "Bireylerin ya da küçük grupların işlediği suçların, bir bütün halkın ve dinin imajını zihnimizde değiştirmesine izin vermemeliyiz. Bugün çok sayıda araştırma, göçmenlerin yeni vatanlarına çok fayda sağladığını göstermektedir. Bu faydalar sadece emekçilikle sınırlı değil. Ancak bu faydalar eşit dağıtılmamakta ve genellikle daha önce orada bulunan halk tarafından takdir edilememektedir. Mevcut halk, gelen göçmeni yaşamına tehdit olarak görmektedir. Bu göçmenlerin dini ve cilt rengi farklı olduğu zaman genelde bu kişilerin yeni toplumun ulusal kimliğini benimsemesi beklenmektedir. Türkiye de, AB'ye giden üyelik yolunda AB kimliğinde genellikle görebileceğimiz açıkça Müslümanları dışlama yüzünden çok büyük zorluklar ve engellerle karşılaşmaktadır. Bunun sonucunda ikinci ya da üçüncü kuşak göçmenler işsizlik içinde, yoksulluk ve suçla yaşamakta, yerli komşuları onlara bir aşağılama ve korku duygusuyla yaklaşmaktadırlar. Din özgürlüğü ya da dine dayalı ayırımcılıktan korunma, uluslararası hukukta olduğu gibi, pek çok ülkenin iç hukukunda da uzun süredir bulunan bir ilkedir" dedi.

Annan, gençlere inanılır alternatifler oluşturulması gerektiğini belirtti. Gençlerin, nefretin çağrılarına kulak asmaması için her türlü yolun denenmesi gerektiğinin altını çizen Annan, "İfade özgürlüğünü korumalı ama aynı zamanda medyadaki kardeşlerimizle birlikte nefretin yayılmasını önlemeye çalışmalıyız. Liderlik kritik önem taşımaktadır. İfade özgürlüğünü korurken, aşağılamanın körüklenmemesi gerekir. Mevcut korku ikliminin sebebi siyasidir. Iraklılar, Afganlar, Çeçenler, Filistinliler, Müslüman olmayan güçlerin askeri harekatlarının kurbanı olarak görülmektedirler. Burada Arap-İsrail çatışmasını pek çok bölgesel çatışmadan biri olarak düşünmeyi istiyor olabiliriz ancak bu, böyle bir çatışma değildir, çok güçlü sembolik ve duygusal yüke sahiptir.

En önemli konu, toplumsal ve kültürel bir anlayışı oturtmak, siyasi çatışmaları, gerek Ortadoğu'da, gerekse diğer yerlerde çözebilmektir" şeklinde konuştu.
Yapılan konuşmaların ardından aile fotoğrafı çekilerek, kültürel etkinlik izlendi.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Geri Dön