'Medya virüsü' söylemi, televizyonlar için kapanma riskinin miladı

Türkiye’de bazı televizyon kuruluşları, muhalif görüşlere yer verdikleri için ağır cezalarla karşı karşıya.

'Medya virüsü' söylemi, televizyonlar için kapanma riskinin miladı

RTÜK’ün programına ceza verdiği gazetecilerden Murat Sabuncu, son dönemdeki baskıları DW Türkçe için yorumladı.Türkiye’nin medya tarihi yazılırken önemli milatlardan birinin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 13 Nisan'da kullandığı "Ülkemiz medya ve siyaset virüslerinden kurtulacak” cümlesi olacağından şüphem yok. Daha önce ve halen; Cumhuriyet'ten Sözcü'ye, BirGün’den Yeni Yaşam’a yazılı medya mensuplarını içi boş iddianamelerle yıllarca tutuklu hapsedip ağır cezalara mahkum eden; Basın İlan Kurumu gelirlerini keserek yayınları maddi olarak zor duruma sokan iktidar, şimdi bağımsız şekilde yayın yapmaya çalışan bir avuç televizyonu da radarına aldı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) bu aralar 'yoğun' çalışıyor. Kurulun üyelerinden İlhan Taşçı son durumu şöyle anlatıyor:

"Son dönemde RTÜK’ün iktidara muhalif olarak tanımlanan yayıncılara karşı ciddi aks değişikliği var. Arka arkaya dosyalar Kurul’a geliyor. Ve ilk kez ceza vermiyor ama Cumhurbaşkanı’nın ‘Medya virüslerinden kurtulacağız‘ açıklamasından sonra verilen cezalar ileride televizyon kanallarının kapatılması riskini açıkça ortaya çıkardı. AKP şu anda ‘medya virüs savar’ı olarak RTÜK’teki üyelerini görevlendirmiş gözüküyor."

Gelin RTÜK’e bir bakalım. 6112 sayılı Radyo ve Televizyon Kuruluş ve yayın hizmetleri hakkında kanun’a göre kurulmuş 'düzenleyici' bir kurum. Toplam 9 üyesi var. Bu üyelerden 4’ü AKP kontenjanından 2’si MHP kontenjanından, 2’si CHP’den 1’i de HDP’den geliyor. Yani kurulda da 'Cumhur İttifak'ı hakim. Alınan kararların hemen hepsi 6’ya 3 çıkıyor.

Son dönemde Halk TV’den Fox’a Tele 1’den Habertürk’e arka arkaya cezalar geliyor. Halk TV’de, tecrübeli gazeteci Ayşenur Aslan’ın Medya Mahallesi programına (daha önce de cezalar gelmişti) Ahmet Şık ile yaptığı yayından dolayı 6112 sayılı Kanun’un 8. Maddesinin 1. Fıkrasının a bendine göre 5 kez yayın durdurma cezası verildi. Yani ‘Türkiye Cumhuriyeti devletinin varlık ve bağımsızlığına, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı yayın’ iddiasıyla.

Bu cezadan kısa bir süre sonra moderatörlüğünü Şirin Payzın’ın yaptığı Levent Gültekin ve benim sürekli konuk olduğum "Sözüm Var"a, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun katıldığı programla ilgili 6112 sayılı Yasanın 8. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine göre 5 kez yayın durdurma cezası verildi. Yani "Irk dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz" iddiasıyla.

Ne Ahmet Şık’ın katıldığı Medya Mahallesi programında 'bölücülük' yapılmıştı ne Canan Kaftancıoğlu’nun katıldığı programda 'kin, düşmanlık, nefret' vardı. Ama artık ceza için; 'söylenenin değil', 'kimin söylediğinin', 'ne söylendiğinin değil', topluma 'nasıl algılatılmak' istendiğinin geçerli olduğu ‘post-truth' dönemde olunduğu için 'kelime mühendisliğinden ceza' çıkartılabiliyordu.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in yayın konuğu olduğu "Teke Tek" programında Fatih Altaylı'nın sözleri nedeniyle Habertürk de ceza aldı. Kurul, Habertürk’e üst sınırdan idari para cezası uygulanmasına karar verdi. RTÜK, Türkiye’nin en çok izlenen ana haberlerinin sunucusu Fatih Portakal’ın 30, 31 Mart ve 1 Nisan 2020 tarihlerindeki korona virüs gündemiyle ilgili yaptığı yorumları, 6112 sayılı Kanun’un 8/1/b maddesinde yer alan "Yayın hizmetleri, Irk, dil, din, cinsiyet, sınıf, bölge ve mezhep farkı gözeterek toplumu kin ve düşmanlığa tahrik edemez veya toplumda nefret duyguları oluşturamaz" gerekçesiyle 3 kez program durdurma cezası verdi.

Ortaya çıkan tabloda iktidarın kendine 'risk olarak gördüğü' televizyonlar ve burada program yapan isimlerin üzerine önümüzdeki günlerde daha da çok gelineceğine kesin gözüyle bakılabilir. Burada başta basın meslek kuruluşlarının ve siyasi parti liderlerinin-temsilcilerinin nasıl duruş göstereceği önemli. Ancak ilk gelen sinyaller hiç de olumlu değil. Çoğu isim-kuruluş kendi mahallesinin gazetecisine ya da yayın kuruluşuna sahip çıkıyor. İlkeler değil 'kişiler-kurumlar' üzerinden konuşuluyor ya da susuluyor. Bu da iktidarın işine geliyor.

Ekonomideki krizin giderek derinleştiği konjonktürde 'yönetenlerin' daha da az eleştirel sesin çıkmasını tercih edeceğine şüphe yok. Bu konuda RTÜK’ten ya da yargıdan alacağı yardımla medyanın üstüne gitmesi kesin gibi. Alınan kararlara gösterilecek demokratik tepki iktidarın tavrını etkileyecektir.

Demokrasinin olduğu ülkelerde gazeteciler yayın kuruluşları haber yaparlar. Demokrasinin olmadığı ülkelerde aynı zamanda haber olurlar. Tutuklanmalarıyla, aldıkları cezalarla, hedefe konulmalarıyla. Peki bu o ülkeye bir şey kazandırır mı? Dönüp herkes medya özgürlüğü sıralamasında sonlara düşen Türkiye’nin siyasi ve ekonomik durumuna baksın. Yanıt orada açıkça duruyor.

Murat Sabuncu

© Deutsche Welle Türkçe