HABER

Mülteciler Günü: “Avrupa Gurbet Türkiye Bize Yakın"

Dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye'nin her kentinde göçmenler hayatın içinde. VOA Türkçe, Dünya Mülteciler Günü'nde yüz binlerce mültecinin yaşadığı Mersin'in nabzını tuttu

Mülteciler Günü: “Avrupa Gurbet Türkiye Bize Yakın"

Türkiye dünya üzerinde en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke. Suriye’de 10. yılını dolduran iç savaşın etkileri Türkiye’nin her şehrinde hissedildi ve hissedilmeye devam ediyor. Mersin de o şehirlerden biri. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün 26 Mayıs 2021 tarihli verilerine göre il genelinde 228 bin 623 Suriyeli sığınmacı yaşıyor. Bu sayı nüfusun yüzde 12,43’üne karşılık geliyor. Dünya Mülteciler Günü’nün kent için anlamı o nedenle büyük.

Maher Srouji o sığınmacılardan biri. 2012’de Halep’te babasını bir kaza kurşunuyla kaybettikten sonra ailesiyle birlikte Türkiye’ye gelmeye karar vermiş. Nereye gideceklerini bilmiyorlarmış, bir arkadaşı bir süredir Mersin’deymiş. “En azından tanıdığım biri olur” düşüncesiyle o da Mersin’e yerleşmiş: “İlk geldiğimizde geçici olarak mı geleceğiz yoksa uzun bir süre mi olacak, aylarca mı kalacağız yıllarca mı bilmiyorduk. Baktım birkaç ay geçmeye başladı ve geleceğimiz belirsiz olduğu için Türkçe öğrenmeye karar verdim. Ne kadar öğrenebilirsem öğreneyim dedim. Kurslara gittim, 4-5 ay her gün sabah ya da akşam kursa gittim. Türkçe dizileri, filmleri izledim. Az çok okumaya başladım.”

2013’ten beri turizm acentesi işletiyor

Mersin’de kalıcı olduklarını anladıktan sonra Srouji burada ne iş yapabileceğini araştırmaya başlamış. Halep’te bir ecza deposu varmış ama Mersin’e geldiğinde bu işe devam edememiş. Cezayir’e yerleşmeye hazırlanan kız kardeşi ve onun ailesine bilet almaya gittiği bir turizm acentesinin sahipleriyle arkadaş olmuş. Acentenin Arap müşterileri artınca “Ben size yardımcı olmak istiyorum.” diyerek şu an yaptığı işe başlamış.

Srouji 2013’ten bu yana bir turizm acentesi işletiyor. Burada dördü Türk, üçü Suriyeli yedi kişi çalışıyor.

Ahmet Bastonlu acentede çalışan Türklerden biri. Daha önce çalıştığı turizm acentesi pandemi nedeniyle kapanmış. Bastonlu işsiz kalmış: “Burada yaklaşık 10 aydır çalışıyorum. Daha önce de aynı sektördeydim. Pandemiden dolayı acenteler mali krizden dolayı teker teker işlerine son veriyor veya eleman çıkartıyorlar. En son çalıştığım iş yeri kapattı pandemiden dolayı. Mahir Bey’in ihtiyacı vardı benim de işe ihtiyacım vardı bu dönemde yani iyi oldu.”

Bastonlu, milliyetçi bir insan olmasına rağmen Suriyelilerle ilgili hiçbir zaman olumsuz bir görüşe sahip olmadığını söylüyor: “Ben Mersin’in yörüklerindenim, Türkmen yörüklerinden. Suriye’nin, Irak'ın kuzeyine gidin hepsi Türkmen yörükleridir. Kendimden hiçbir zaman ayırmadım ben Suriyelileri. Kültürel bir yakınlık zaten var, onlar Arapça konuşuyor biz Türkçe ama sonuçta hepimiz Müslümanız. Adet, gelenek, görenek, mesela yemeklerimiz birbirine benzer. Mersin çok kültürlü, her çeşit insan var. Yani bir İç Anadolu gibi değil Mersin.”

"Mersin’deki Suriyelilerin sosyoekonomik hayata etkisi diğer bölgelere göre daha yüksek"

Bastonlu’nun Mersin’le ilgili çok kültürlülük vurgusuna RESLOG’un (Resilience in Local Governance - Yerel Yönetimde Rezilyans Projesi) Türkiye’nin yoğun göç alan illerindeki araştırmalarından oluşan kitabında da rastlamak mümkün. “Türkiye’de Suriyeli Göçü ve Belediye Deneyimleri: Kitlesel Göçler, Yerel Yanıtlar” başlıklı kitapta diğer illerle birlikte göçün Mersin’deki etkileri inceleniyor.

Kitapta, Mersin’in göç tarihi anlatılırken 1830’lardan itibaren kentteki tarım alanlarının işlenmesi için Suriye ve Lübnan’dan Arap çiftçilerin buraya geldiği hatırlatılıyor. Bir liman kenti olduğu için Rum, Maruni Arap Hristiyan, Ortodoks Arap, Latin Katolik ve Yahudilerin ticari amaçla bu donemde Mersin’e gelmeye başladığı vurgulanıyor. Kırım savaşı sırasında da İtalyan Piyemonte Hükümeti’nin Osmanlı'ya yaptığı yardımlara karşılık olarak, donemin padişahı tarafından İtalyan Levantenlerine bölgede ticaret yapma imtiyazı tanındığı anımsatılıyor ve bu durumun Mersin’i çok kültürlü bir kent haline getirdiği vurgulanıyor.

Liman, Mersin’i, iç savaş sırasında Suriye’den Türkiye’ye göçe zorlanan iş insanları için de bir cazibe merkezi haline getirdi. Kitapta, bu durumun yarattığı etki şöyle ifade ediliyor: “Mersin Uluslararası Limanı’nın varlığından dolayı ticaret yapmak isteyen, sosyoekonomik seviyesi yüksek Suriyeliler Mersin’i tercih etmiştir. Gelir seviyesi yüksek Suriyelilerin kurduğu işletmeler, Mersin’de yasayan sığınmacılar ve aynı zamanda yerel halk için iş imkanları yaratmıştır. Akdeniz ilçesinde, eski şehir merkezi olarak nitelendirilebilecek bölgede, yerel işletmelerin boşalttığı dükkânlara Suriyeli esnaf yerleşmiş̧ ve bölgenin ticari potansiyelini yeniden hareketlendirmişlerdir. Bölgenin yakın coğrafyasındaki Adana, Hatay, Gaziantep ve Kilis illerinde ikamet eden Suriyeli profilinin aksine Mersin’de yaşayan Suriyelilerin şehrin sosyoekonomik hayatına etkisinin diğer bölgelerdeki Suriyelilere göre daha yüksek olduğu söylenebilir.”

Mahir Srouji de Mersin’i ve burada yaşayan Suriyelilerin diğer illere göre olan farkını şöyle anlatıyor: “Durumu iyi olanlar için Mersin çok iyi. Türkiye ve Suriye dışında, Sudan’da, Mısır’da, Suudi Arabistan’da işleri olanlar var, onlar burada yaşıyorlar. Mersin’deki hayat kalitesi (onlar için) iyi. Ama durumu iyi olmayanlar için Mersin çok zor bir şehir. Burada işçilik şartları çok az. Gaziantep ya da Kilis’tekiler genelde işçi olarak çalışıyor, orada çok fabrika var. Orada iş bulabiliyorlar ama Mersin’de öyle bir şey yok.”

Ayrımcılık yaşıyorlar mı?

Srouji’nin ikisi Mersin’de dünyaya gelmiş 3 kızı var. En büyük olan 11 aylıkken Suriye’den ayrılmış, hiçbiri Türkiye dışında bir ülke bilmiyor. Peki yaklaşık 10 yıldır yaşadıkları Türkiye’de ayrımcılık yaşıyorlar mı? Srouji “istisnai" diye vurgulasa da yaşadığı iki olayı anlatıyor: “Çocuklar okulda eğer sen Suriyeliysen senden uzak durmaya çalışırlar. Ve çocukların ürettiği bir şey değil bu. Çocuklarım bazen üzülüyorlar, geliyorlar şikayet ediyorlar, ‘Baba işte böyle böyle oldu, biz oynayacaktık kabul etmediler.’ diyorlar. Bu aslında o çocuğun sorumluluğu değil, ailesinin sorumluluğu. Çocuklar çok temiz. Onları böyle bir şeye sokmamamız lazım. Benim kızım bunu anlattığında ’Tamam kızım üzülme, sen iyisin. Belki seni çok tanımadığı için, seni anlamadığı için yapmıştır. Sen iyice kendini anlat, iyi bir çocuk olduğunu göster bunların hepsi geçer.’ diyorum."

Srouji’nin anlattığı ikinci örnek kendi başından geçen bir olay: “Tanımadığın bir insanla asansöre biniyorsun, Suriyeli olduğunu anlıyor mesela, ‘Günaydın’ diyorsun, ‘Günaydın’ demiyor. Bana şöyle (ters ters) bakıyor. Ya, ‘Günaydın’ diyorum, ‘Gel yemek yiyelim, muhabbet edelim, bir yolculuk yapalım' demiyorum, ‘Günaydın' diyorum, sen de bana ‘Günaydın' de bitti gitti. Bilmiyorum niye. Ama o da istisna oluyor, tanıştıktan sonra atlatıyoruz bunu. Önyargı var. Ondan sonra kendini gösterirsen, tamam bitti."

"ABD nasıl dünyanın bir numarası oldu?”

Srouji önyargılar aşılırsa mültecilerin gittikleri ülkelere katkı yapabileceğini savunuyor. ABD’yi buna örnek gösteriyor: “Amerika’yı bu noktaya getiren kimdi? Getiren biliyor musun kim? Afrika’dan gelenler, Avrupa’dan gelenler, Asya’dan gelenler, Çin’den gelenler, Japonya’dan gelenler Amerika’ya öğrettiler. Amerika dünyada birinci ülke. Eğer birinci ülkeden biz örnek alırsak demek ki biz doğru yoldayız.”

Srouji Türkiye’de yaşarken Avrupa’ya gittiğini ama orada yaşamak yerine Türkiye’yi tercih ettiğini söylüyor: “Almanya’ya, Hollanda’ya, İtalya’ya gittim, oradaki arkadaşlarım ‘Kal burada.’ dediler. 'Ben hayatıma burada devam etmek istemiyorum.' dedim. Ben Türkiye’de yaşıyorum ve memnunum oradan. Zor şartlar var ama her yerde var. Birbirimizle çok ortak noktalarımız var. Orası tamamen gurbet. Dil gurbeti var, yemek gurbeti var, alışkanlık gurbeti var. Çok farklı. Burada birbirimize daha yakın olduğumuzu hissediyorum.”

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön