“Protestolar Değişim Talebinin Yansıması”

Uluslararası Şiddetsiz Çatışma Merkezi ICNC uzmanlarından Hardy Merriman ve Georgetown Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Elif Andaç-Jones, George Floyd'un ölümünün ardından yaşanan protestoları Amerika'nın Sesi'ne değerlendirdi

“Protestolar Değişim Talebinin Yansıması”

Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde polis memuru Derek Chauvin’in, George Floyd’u gözatına alırken boğazına bastırdığı görüntülerin basına yansımasıyla başlayan protestolar, Amerika'da bir çok kentte protestolara neden oldu.

Polis memurunun beyaz, hayatını kaybeden 46 yaşındaki Floyd’unsa siyah olması yüzünden, başta Afrika kökenli Amerikalılar olmak üzere bir çok kişinin, bir kez daha sokaklara döküldü. Barışçı gösterilerle seslerini duyurmaya çalışanların yanı sıra, bu eylemleri yağma ve yıkım için fırsat olarak görenler de oldu. Uzmanlara göre, bu olayları Afrika kökenli Amerikalılar’ın, özellikle yargı, hapishane sistemi ve polisler konusunda çok derinden hissettiği sıkıntılar tetikledi.

Amerika'nın Sesi'ne konuşan Uluslararası Şiddetsiz Çatışma Merkezi ICNC uzmanlarından Hardy Merriman’a göre, bu şikayetler geçmişte birçok kez dillendirildi ancak yeterli ilerleme kaydedilemedi. Merriman, bu yüzden Floyd’un ölümünün, sosyal bilimlerde ‘tetikleyici olay’ olarak adlandırıldığını söyledi.

“Değişim istiyorlar”

“Protestolar çoğu zaman, meşru haklar elde etmek ve adalet için şiddet içermeyen eylemlerdir. ABD'nin birçok bölgesinde bu gösterilerin gün içinde şiddetten uzak olduğunu fakat akşam saatlerinde birden, göstericiler ve polis arasında gerilime dönüştüğünü görüyoruz. Bence büyük çoğunluk şiddetten uzak ve yalnızca protesto ediyor, şikayetlerini dile getiriyor, değişim istiyorlar. Aslında şiddeti tırmandıranların küçük bir yüzde olduğunu görüyoruz. Ancak bu insanlar, medyanın büyük ilgisini çekiyor. Ama çok sayıda protestucunun eylem yaptığını düşündüğümüzde, bu aslında ağırlıklı olarak şiddet içermeyen bir hareket. Ve daha önce Amerika’da işe yarayan, şiddet içermeyen taktikler kullanıyorlar’’ diyen Merriman, “Amerika’da sivil haklar hareketi, işçi hakları hareketi, kadınların oy kullanma hakkı hareketi. Bunların hepsini sivil itaatsizlik, protestolar, boykotlar ve diğer şiddet içermeyen eylemler gibi taktikler olarak adlandırıyoruz ve bu tür taktiklerle Amerika’da çok ilerleme kaydettik’’ ifadesini kullandı.

“Provokatörler devrede”

Bir çok kentte mağazaların yağmalandığı, polis araçlarının yakıldığı, bir çok işyerine zarar verilen olayları, ‘agresif eylemler’ olarak niteleyen Merriman, “Çatışan kişilerin kim olduklarını tam olarak bilmiyoruz. Gördüğüm bazı deliller, devlete karşı şiddete başvurmak konusunda kendi ideolojileri olan kişilere işaret ediyor. Bu eylemleri yapan ve daha sonra polisten kaçmaya çalışan kişiler, aslında o kalabalığı, kendini korumanın bir yolu olarak kullanıyor. Bunlar muhtemelen tarihte daha önce de rastladığımız gibi, şiddet yaratmak için kalabalığa giren veya protestocu gibi davranan, ancak söz konusu harekete hiç sempati duymayan, provokatör olarak kullanılan kişiler’’ yorumunda bulundu.

“Adalet isteyen ve hayal kırıklığına uğramış, bazen de şiddet kullananlar da olduğundan eminim. Ve biliyorsunuz, polise öfke çok derin. Ve eminim ki hayal kırıklığına uğradığı için bu şiddete başvuranlar da var. Ama bu kritik bir nokta çünkü bunu kontrol edemezsiniz. Ne zaman ki işler şiddete kayar, işte o zaman halk genellikle korkar ve bu da o hareket için birçok zorluk yaratır. Ama bugün bu eylemi yapanlar burada adalet istiyorlar’’ diyen Hardy Merriman’a göre, görüntülere yansıyan öfkeye rağmen, protestocuların birçoğu bunu, adaleti elde etmenin daha etkili bir yolu olarak görüyor. Merriman, bu hareketin şimdiden bazı önemli kazanımlar elde ettiği inancında.

“Amerika’da devam eden derin ırkçılığın, birçoklarını etkilediğini görüyoruz’’ diye konuşan uzman, son günlerde yaşanan olayların da bir farkındalık yarattığını dile getirdi.

Merriman, ’’Eğer bu hareket, birkaç istisna dışında, şimdiye kadar olduğu gibi ağırlıklı olarak şiddetten uzak kalırsa, kaydedilen ilerlemeyi görebiliriz. Ve ben de bu yolda devam etmesini umuyorum’’ diye konuştu.

Protestoları değerlendiren Georgetown Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Elif Andaç-Jones da, yaşananları, sosyal huzursuzluk ve çatışan politikaların bir sonucu olarak görüyor.

“İnsanlar bir şeyden memnun değiller ve bu hoşnutsuzluğu göstermeleri gerekiyor. Yastalar ve şu ya da bu şekilde mutsuzlar. Ancak çok uzun süredir devam eden, ama hiçbirşeyin değişmediği, çoğunlukla da önceki barışçı gösteri girişimlerinin de hiç sonuç vermediği bir durum var’’ diyen Andaç-Jones, “Her şeyden önce, sokaklarda tanık olduğumuz tepkinin kesinlikle yalnızca tek bir kişinin trajik ve üzücü ölümünden kaynaklanan bir tepki olmadığını anlamalıyız. Amerikan tarihinde maalesef ırksal gerginlikler ve ayrımcılık görüyoruz. 1960’ların sonlarına kadar, bu ülkedeki siyahlar etkili bir şekilde oy kullanamadı, konut veya bankacılık veya iş konusunda eşit haklara sahip değildi. Her ne kadar sivil haklar hareketi ve savunucuları tarafından yürütülen gerçekten uzun süreçler ve kavgalar sonucunda, yasal olarak önemli değişiklikler yapılmış olsa da, bir kanunu değiştirmek her zaman otomatik olarak insanların tutumlarını, uzun süredir benimsedikleri fikirlerini ve düşüncelerini ve özellikle de ırkçı davranışlarını değiştirmez. Bu, Amerikan toplumunun bir parçası’’ diye devam etti.

George Floyd’un ölümü gibi örneklere hemen her yıl rastlandığına dikkat çeken Andaç-Jones, ‘Black Lives Matter’- ‘Siyahların Yaşamı Önemlidir’ hareketinin etkili olmasında başta Twitter olmak üzere sosyal medyada kendine yer bulmasının önemli bir rol oynadığını dile getirdi.

“Corona virüsünün neden olduğu gerginlik de etkili”

“En son Floyd’un ölümüyle yaşananlar, bir patlama noktası, çok talihsiz bir anda, bardağı taşıran son damla oldu. Corona virüsü nedeniyle yaşanan gerginlik de var. Bu süreçte çok sayıda kişi işini kaybetti, geçim kaynaklarını kaybetti, güvensizlik duygusuna kapıldı. Bunlar, asgari ücretle, marketlerde ve ön saflarda çalışanlar. Çoğu beyaz, evden çalışan orta-üst sınıf çalışanların lüksüne sahip olmayan insanlar. Ve bunun sonucunda, bu insanların ölüm ve hastalığa yakalanma oranları çok daha yüksek. İşte bütün bunlar bir araya geldi ve ‘artık yeter’ dediler. ‘Bunu daha fazla kaldıramayız. Bir şeyler yapmalıyız. Bu nedenle sesimizi yükseltmeliyiz’ dediler. Ve onlar için bunu yapmanın en etkili yolu sokaklara çıkmaktı’’ diyen Andaç-Jones, “Amerikan toplumunda iyi olmanın en önemli göstergelerinden biri de ev sahibi olmaktır. Ve biliyoruz ki beyaz insanların yüzde 72'si bu ülkede ev sahibi. Ancak bu sayı siyah aileler için sadece yüzde 42'dir. Bu dramatik bir rakam. Çalışmalar, eğer Afrika kökenli Amerikalı’ysanız bir iş mülakatında işe kabul edilme şansınızın yüzde 50 daha az olduğunu göstermekte’’ diyerek bu alandaki çalışmaları paylaştı.

Protestoları bir yardım çağrısı olarak gören Andaç-Jones, bunu yaşananlara tepki gösteren topluluğun bir haykırışı olarak niteliyor. Yönetimin bu konudaki tutumuna da değinen Andaç-Jones, Başkan Donald Trump'ın bu kişileri ‘haydut’ olarak adlandırmasının ve orduyu devreye sokma planlarının, gerginliği ve çatışma potansiyelini çok daha yüksek bir seviyeye taşıyacağı inancında.

“Somut hedefler, net talepler ortaya konmalı”

Olayların hemen durulmayacağını düşünen Elif Andaç-Jones, protestocuların, somut hedefler ortaya koyması, somut adımlar atması ve taleplerini net olarak ortaya koyması gerektiğini söyledi. Andaç-Jones, bu şekilde hemen olmasa da, uzun vadede sonuç alınabileceği görüşünde.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler