"Sıfır Noktasında Çalışıyoruz"

Corona virüsü pandemisiyle mücadele sürecinde en ön saflarda yer almayı sürdüren hemşirelerin üstlendiği rolün önemi, Uluslararası Hemşireler Günü'nde bir kez daha hatırlatıldı. VOA Türkçe'ye konuşan Türk Hemşireler Derneği İzmir Şube Başkanı Ebru Melek Benligül, "Sıfır noktasında çalışıyoruz" diyor

Her yıl 12 Mayıs’ta kutlanan Uluslararası Hemşireler Günü’nde bu yıl hemşirelerin önemi daha da ön plana çıkıyor. Dünyadaki tüm sağlık çalışanlarının yarısından fazlasını oluşturan ve Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus’un tabiriyle “sağlık sisteminin belkemiği” konumundaki hemşireler, Corona virüsü pandemisiyle gelen sağlık kriziyle mücadelede de en ön saflarda yer almayı sürdürüyor.

VOA Türkçe’ye konuşan Türk Hemşireler Derneği İzmir Şube Başkanı Ebru Melek Benligül de hemşirelerin diğer sağlık çalışanlarından farklı olarak hastayla sürekli yakın temasta olduğunu söyledi. Benligül, “Sıfır noktasında çalışıyoruz. Servislerde mesai saatlerimiz içinde tekrarladığımız tüm hemşirelik tedavi ve bakım uygulamaları yakın temas içinde yapılıyor. En yoğun çalışma temposu da yoğun bakımlarda gerçekleşiyor. Soluk borusuna tüp takılarak yapay hava yoluyla solutulan entübe hastalar uyutuldukları için tüm bakım gereksinimlerini hemşireler sağlıyor. Ağız ve göz bakımlarından, yatak yaraları açılmaması için pozisyon vermeye kadar her şey hastayla yüz yüze kalınarak yapılıyor” diye konuştu.

Yoğun bakımda çalışırken Corona’ya yakalandı

Kendisi de bir pandemi hastanesinin yoğun bakım servisinde görev yapan 22 yıllık hemşire Benligül, görev yaparken Corona virüsüne yakalandı. Benligül, “Halk sağlığı ve çalışan sağlığı birimleri sürekli olarak hastane çalışanlarının salgınla ilgili bulgu kontrollerini yapıyordu. Baş ağrısı ve burun akıntısı şikayetim olduğunu iletince test yapılmasını istediler. Test sonucum pozitif çıkınca tomografi ve diğer tetkiklerim de yapıldı. Akciğerlerimde bir sorun olmadığı için evde karantina sürecine girdim. Bulgularım ilerlemiyor, tedavi sürecinden de fayda gördüğümü hissediyorum. Ailem, komşularım, çalıştığım kurum ve meslektaşlarım da manevi olarak çok destek oldular” dedi.

Test sonucu negatif çıktığı anda yeniden işinin başına dönmeyi bekleyen Benligül, bulguları olmayan sağlık çalışanlarına da rutin test yapılması gerektiğini söyledi: “Pandemi servislerinde çalışan ekipler arada hiçbir teste tabi tutulmadan diğer servislerde de çalışmaya devam edebiliyor. Bazı arkadaşlarımız hiçbir bulgu göstermemelerine rağmen test sonuçları pozitif çıktı.”

Test ve istirahat uygulamasındaki sıkıntılar

Sağlık Bakanlığı’nın, Corona virüsü taşıyan hastayla teması olan sağlık çalışanlarına hangi koşullarda test uygulanacağıyla ilgili bir rehberi bulunuyor. Rehberde temas sırasında sağlık çalışanının kişisel koruyucu ekipmanı ne ölçüde kullandığı belirleyici oluyor. Buna göre düşük, orta ve yüksek riskte değerlendirilen sağlık çalışanlarına, çalışırken bulgu takibine alınmaktan, ilaç tedavisi başlanıp evde 7 gün boyunca izole edilmeye kadar değişik aşamalar uygulanabiliyor. Sonunda bulguları devam edenlere ise Corona virüsünün tanısı için kullanılan PCR testi yapılıyor.

Bu test sürecinin bazı hastanelerde aksatılabildiğini söyleyen Benligül, “Normal servislerdeki hastalarımız eğer herhangi bir Corona şüphesi yoksa normal tedavi ve bakımlarını alıyor ve arkadaşlarımız da bu hastalara kişisel koruyucu ekipmanları olmadan müdahale edebiliyorlar. Daha sonra bu hastaların arasından Corona olanlar çıktıkça, temaslı sayılan sağlık çalışanlarının da sayısı artmış oluyor. Ama rehbere göre temaslı kişinin bulguları düzelene kadar istirahate geçirilmesi sahada çalışacak personel sayısını da azalttığı için süreç bazen geciktiriliyor. Çünkü uzun yıllardır ülkemizde hemşire istihdamı yetersiz” diye konuştu.

Nüfusa göre hemşire oranı OECD ortalamasının altında

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın bir soru önergesine verdiği yanıta göre, 1 Ocak 2020 tarihi itibariyle Türkiye genelinde 198 bin 465 hemşire bulunuyor. Bakan Koca’nın yanıtında, Türkiye ile gelişmiş ülkelerin OECD sağlık verilerinin karşılaştırması da mevcut. Bir hemşire başına düşen nüfus Türkiye’de 431,2 iken OECD ülkelerinde bu nüfus, ortalama 102.

Salgın sürecinde hemşire sayısı yetersizliğinin daha görünür olduğunu söyleyen Benligül, “Zaten yoğun tempoda çalışan bir hemşire ekibi vardı, bunun üzerine salgın eklendi. En büyük problem de yoğun bakım hemşirelerinin sayıca yetersizliği. Yatak sayılarımız yeterli deniyor ancak yoğun bakımda yetişmiş hemşire istihdamında ciddi problem var” dedi. En son kamuda gerçekleştirilen 18 bin sağlık personelinin alımında 11 bin kontenjanın hemşirelere ayrıldığına dikkat çeken Benligül, “Bu hemşire arkadaşlarımızın yoğun bakımlarda ya da pandemi kliniklerinde çalışabilmesi için oryantasyon programından geçmeleri, hastanelerin protokollerine uyum sağlayabilmesi için hizmet içi eğitim programlarının tamamlanması gerekiyor. Hemen yoğun bakımlarda ve pandemi servislerinde çalışmaya başlayamazlar. Verilecek eğitimlerin hızlı ve nitelikli olması bu noktada çok önem kazanıyor. Yöneticilere çok iş düşüyor” diye konuştu.

Sürgün endişesi

Bazı hastane yöneticilerinin sürece uyum gösteremediği için uygulama farklılıkları doğduğunu söyleyen Benligül, “Gece gündüz çalışan yöneticilerin hakkını teslim etmemiz gerekiyor ama bazı kurumlarda hala triaj alanlarının yeterince ayrılmadığını, çalışanlara yeterli eğitim verilmediğini duyuyoruz. Bakanlık çok iyi çalışarak sürekli güncellenen bir rehber hazırlasa da bazı hastanelerde rehberlerin ya da eğitim materyallerinin verilmediğini duyuyoruz” dedi. Hastane yöneticileriyle iletişime geçmekte sorun yaşadıklarını söyleyen Benligül, “Yöneticilere ısrarla sorun tespit etmeye ve iyileştirmeye yönelik çağrılarımız oluyor ancak hiçbir yöneticiden bize bilgi akışı sağlanmıyor. Mesela ‘herhangi bir kişisel koruyucu ekipman ihtiyacı var mı’ diye soruyoruz ama cevap gelmiyor” şeklinde konuştu.

Bakan Koca, yaptığı bir açıklamada kişisel koruyucu ekipmanların eksik olmaması için çalıştıklarını belirterek malzemeye ulaşılamaması durumunda ise sağlık çalışanlarının bütün birimleri aşarak doğrudan Bakanlığa ulaşmasını istemişti. Benligül şöyle konuştu: “Koruyucu ekipman ihtiyacı olduğunu Bakanlığa ileten bir çalışanın Karaburun’a sürüldüğünü öğrendik. Bu gelişmelerden sonra bize ‘benim koruyucu ekipmanım yok’ diyen bir tane yönetici olmadı. Bize gelen sıkıntılar hep sahadaki hemşire arkadaşlarımızdan iletiliyor.”

“En çok maske bulamıyoruz”

Konya’da ameliyathane hemşireliği yapan, aynı zamanda Türk Hemşireler Derneği Konya Şube Başkanı Canan Güngör ise kişisel koruyucu ekipman sıkıntılarının devam ettiğini söyledi. Güngör, “En çok zorluğu maske bulmakta çekiyoruz. Bir cerrahi maskenin en çok iki saatlik kullanım ömrü var, nemlendiği takdirde ise hemen değiştirmeniz gerekiyor. Ama bu maskeyi imza karşılığında verip sekiz saat hastaya bakılması isteniyor. Tulumların hastanın odasına girip çıktıktan sonra çıkarılıp atılması gerekiyor. Meslektaşlarımız sabah mesai başladığında bir tulum verildiğini ve 24 saatlik nöbet boyunca bile onu kullandıklarını söylüyor. Askıya asıp tekrar tekrar kullanıyorlar. Bu da hem çalışanlar hem hastalar arasındaki bulaşı riskini arttırıyor” diye konuştu.

“Başhemşireliğin kaldırılması yöneticilerle ilişkileri olumsuz etkiledi”

Benligül ise koruyucu ekipmanlara ulaşılamamasıyla ilgili şikayetlerin süreç içerisinde azaldığını ancak bazı olumsuz uygulamaları halen duyduklarını söyledi: “Çıkarılan bir ekipmanın tekrar giyilmesi çalışanın da hastanın da enfekte olması için en büyük risk. Bu riski azaltmak için arkadaşlarımız 6 saatte bir mola verdiklerini dile getiriyorlar. Tulumlarını daha az çıkartmak ve daha az koruyucu malzeme tüketmek için 6 saatte bir su içiyorlar veya lavaboya gidiyorlar. Gruplar halinde çalışanlar da var. Bir grup içeri girerken, diğer grup hemşire odasında bekliyormuş. Şimdiye kadar hiç duymadığımız uygulamalar gerçekleştiriliyor.”

2012’de sağlık sisteminde yapılan düzenlemeyle hastanelerde başhemşireliğin kaldırılarak hemşire olmayanların da görevlendirilebildiği bakım hizmetleri müdürlüğünün kurulmasının, bu süreçte yöneticilerle ilişkilerini olumsuz etkilediğini söyleyen Güngör, “Hemşire olmayan bir yöneticinizin olması tüm süreci temelden sarsıyor. Bakanlığın ekipmanlarla ilgili hazırlıklı olduğuna inanıyorum ama yöneticilerle iletişim bozukluğundan dolayı sağlık çalışanlarına ulaştırılamadı. Yoğun bakım ve servislerdeki çalışma koşullarını bilmeyen bir yöneticiye kendi sorunlarınızı anlatıp çözüm bulamıyorsunuz” dedi.

“Uzun vardiyalar hizmet kalitesini düşürüyor”

Hemşire istihdamının yetersizliği, kişisel koruyucu ekipmanların uzun süreler kullanılması ve yöneticilerle iletişimde yaşanan sorunlar ise ortak bir sorunu ortaya çıkarıyor. Benligül, en acil sorularının 24 saatlik uzun çalışma süreleri olduğunu belirtti: “Bazı arkadaşlarımız uzaktan geldikleri için uzun mesailerde çalışıp sonra evlerine dönmeyi destekleyebiliyor. Ama hemşirelerin 8-12 saat üzerinde çalıştırılması hem kendi sağlığı için sakıncalar yaratabiliyor hem de hata riskini arttırarak hasta güvenliğini tehdit ediyor. Yoğun bakım gibi ortamlar ise dikkatin sürekli olarak çok yüksek tutulmasını gerektiren, riskli hemşirelik aktivitelerinin gerçekleştirildiği ortamlar. Uzun mesailer, verilen hizmetin kalitesini düşürüyor. Çalışma saatleri kurumların ve yöneticilerin inisiyatifine bırakılmamalı.”

“Psikolojik destek birimleri kurulmalı”

Yoğun çalışma temposu altındaki hemşireler psikolojik olarak da olumsuz etkileniyor. Corona virüsüne yakalandığını önceden komşularından sakladığını söyleyen Benligül, “Sağlık çalışanlarının bazı haberlerde apartmanlarda istenmediğini duyunca söylemek istemedim. Komşularım bir şekilde duydu ve çok destek oldular. Gerçekten sizi aile hekiminizin bile arayıp durumunuzu sorması çok moral veriyor. Bunun için psikolojik destek birimleri kurulmalı. Bu desteği ben arkadaşlarımdan, çevremden alabildim. Şu anda sahada kaç tane hemşire arkadaşımızın ya da hekim arkadaşımız hasta olduğu şeffaf olarak paylaşılırsa, biz de meslektaşlarımıza destek olabiliriz” dedi.

Güngör ise Corona virüsüne yakalanan sağlık çalışanlarının sayısının paylaşılmamasının sahadaki çalışma motivasyonunu da etkileyebileceğini söyledi: “Şeffaf olunmaması, çalışma barışını da bozarak mesleğe güveninizi sarsabiliyor. Almanya ve Amerika’da çalışan hemşire arkadaşlarımla görüştüğümde, ‘Buradaki hemşire arkadaşların çoğu sözleşmeli. Özellikle yaşlı bakım evlerinde ve palyatif bakım merkezlerinde çalışan hemşireler işlerini bırakıp gittiler’ diye cevap verdiler. Çalışma barışının önemi burada ortaya çıkıyor. Biz de böyle bir şey yaşanmaz. Mesleğe inancımız sarsılmamalı.”

“Ek ödeme eşitsizlik yarattı”

Hekim ve hemşirelerin ek ödeme ücretlerinin için üç ay boyunca yüzde 100 olarak tavandan yapılacağının açıklamasının da sağlık çalışanlarının motivasyonunu arttırma amacı taşıdığını hatırlatan Benligül, “Corona kadro ya da meslek tanımıyor. Hastanede çalışan tüm sağlık personelleri aynı risk altındayken sadece belli bir grubun iyileştirmesinden duyduğumuz rahatsızlığı dile getirmek istiyoruz. Eğer bir ek ödeme olacaksa cephede bizimle beraber savaşan temizlik personelleri, hasta bakım personelleri, sahada çalıştığı için hasta olan tıbbi sekreterlerimiz, bu süreçte hastalar sürekli tomografiye götürüldüğü için sorumlulukları çok fazla artan radyolog arkadaşlarımız var ve tabii ki hiç anılmayan taşeron işçiler var. Onlara da iyileştirmeler yapılmalı ve kalıcı olmalı” dedi.