HABER

Suriye’ye Operasyon Sinyali Döviz Kurunu Yükseltti

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik askeri operasyon seçeneğini gündeme taşımasıyla birlikte İstanbul Borsası gibi piyasalar kapalı olmasına rağmen Türk Lirası, ABD doları karşısında değer kaybetti

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik askeri operasyon seçeneğini gündeme taşımasıyla birlikte İstanbul Borsası gibi piyasalar kapalı olmasına rağmen Türk Lirası, ABD doları karşısında değer kaybetti.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nin toplantısı ardından basın açıklamasıyla Corona virüsü salgını koşullarında dahi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle hızlı karar alınabildiği için sağlık ve ekonomi alanında kriz yaşanmadığı görüşünü savundu.

Türkiye’de ekonomi alanında gıda sektörü başta olmak üzere enflasyon en önemli gündem maddesiyken Erdoğan’ın fiyat artışlarına karşı tüm önlemleri aldıklarını vurgulaması dikkat çekti.

Ekonomide gerekli önlemleri hayata geçirdiklerini belirten, işsizlikteki artışın aksine “İstihdamda artış var” diyen Erdoğan’ın, Suriye’ye yönelik olası operasyon seçeneğini işaret etmesiyle birlikte döviz kuru dalgalandı. ABD doları kuru 9 liraya yükseldi.

Erdoğan, “Suriye’den ülkemize yönelik terör saldırılarının kaynağı mahiyetindeki kimi yerler konusunda artık tahammülümüz kalmamıştır. Buralardan kaynaklanan tehditleri ya oralarda etkin olan güçlerle birlikte ya da kendi imkanlarımızla bertaraf etmekte kararlıyız. Polislerimize yönelik son saldırı ve topraklarımızı hedef alan tacizler artık bardağı taşırmıştır. En kısa sürede bu sorunların çözümü için gereken adımları atacağız” açıklamasında bulundu.

Bu sözleri üzerine Erdoğan’ın, Fırat Nehri’nin doğusunda ABD’yle yapılan mutabakat uyarınca hedef almadığı PYD/YPG yapılanmasına yönelik operasyon yapabileceği olasılığı gündeme taşındı. Erdoğan ve Türkiye, yapılanmayı “terör örgütü PKK’nın Suriye kolu” olarak tanımlarken ABD ise, IŞİD ile mücadelesi dolayısıyla PYD/YPG’yi desteklemeyi sürdürüyor.

Bu arada Erdoğan, geçtiğimiz günlerde İdlib’deki gelişmeler konusunda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesi sonrasında “uzlaşma” içinde oldukları mesajı vermesine rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki varlığına yönelik riskler halen tartışma konusu.

Dünyada enerji başta olmak üzere emtia yani altın, gümüş, petrol gibi ürünler ve gıda fiyatlarında fahiş artışlar yaşandığı bir dönemde pek çok ülkede pahalılık yanında ciddi ürün kıtlığı olduğunu anlatan Erdoğan, “Türkiye ise, vaktinde aldığı tedbirler ve güçlü altyapısı sayesinde, bu sıkıntılara ya tamamen uzaktır ya da çok sınırlı bir şekilde maruz kalmaktadır. Fiyatlaması küresel düzeyde yapılan ürünlerdeki fahiş artışları, içeriye sınırlı bir düzeyde yansıtarak vatandaşlarımızın yanında olduğumuzu gösteriyoruz. Buna rağmen fiyat artışlarından dolayı sıkıntıya düşen çalışanlarımızı ve üreticilerimizi korumak için de her türlü tedbiri alıyoruz. Kamu işçi ve memur sözleşmelerinde yaptığımız yüksek artışlar, bu anlayışın bir yansımasıdır” dedi.

11 Ekim sabahına gelindiğinde Ağustos ayı cari işlemler hesabında 528 milyon dolar fazla verildiği yönündeki veriyi yineleyen Erdoğan, Ağustos ayı sonunda işsizlik oranındaki artışı ise “istihdamda ciddi yükseliş olduğu ve yatay seyir izliyor” gerekçesiyle açıkladı.

Erdoğan, “Birileri Türkiye’ye siyasi konularda yapamadıkları diz çöktürme işini ekonomide gerçekleştirmek için var güçleriyle saldırıyor olsa da biz kendi potansiyelimizin ve gücümüzün farkındayız. İnşallah ülkemizi; yatırım, üretim, ihracat, istihdam temelleri üzerinde, cari dengemizi fazla yönünde sürekli geliştirerek büyütmeyi sürdüreceğiz. Tüm stratejilerimizi ve imkânlarımızı bu doğrultuda sefer ettik, hamdolsun adım adım neticesini almaya da başladık. Bundan sonra Türkiye, ekonomik olarak her geçen yıl çok daha güçlenecektir” diye konuştu.

İklim krizini tüm insanlığın ortak meselesi olarak gördüklerini anlatan Erdoğan, Paris İklim Anlaşması’nın kabul edilmesinden övgüyle söz ederek, "Bu vesileyle iklim değişikliği ve göç konusunda hayata geçirmeyi kararlaştırdığımız yeni yapısal düzenlemelerin müjdesini de milletimizle paylaşmak istiyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’mızın ismini Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak değiştiriyor, bünyesinde bir de İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu oluşturuyoruz. Bu bakanlığımıza bağlı olarak altında ilgili tüm birimlerin yer alacağı bir İklim Değişikliği Başkanlığı kuruyoruz. Konu ile yakın ilişkisi sebebiyle halen Tarım ve Orman Bakanlığı’mıza bağlı olan Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğü’nü de Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlıyoruz. Bu kurumlarımız Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili sorumluluklarını da yerine getirmeyi sürdürecektir. Bir diğer kurumsal reformu da göç konusunda yapıyoruz. İçişleri Bakanlığı’mıza bağlı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü’nün statüsünü yükselterek Göç İdaresi Başkanlığı haline dönüştürüyoruz. Böylece ülkemizin göç konusunda çok daha kapsamlı, etkin ve hızlı hareket edebilmesini sağlayacak kurumsal kapasiteyi oluşturmayı hedefliyoruz" ifadelerini kullandı.

Avrupa’ya göçmen mesajını yineledi

Son 5 yılda 2 milyon 350 bin kişinin Türkiye’ye yasadışı yollardan giriş yapamadan sınırda engellendiğini söyleyen Erdoğan, sınırlar içinde yakalanan düzensiz göçmen sayısının da 1 milyon 300 bini geçtiğini kaydetti ve “Bunların bir kısmı kendiliğinden geri dönerken, 286 binini de biz sınırdışı ettik” bilgisini verdi.

Erdoğan, “Tabii bu göçmenlerin neredeyse tamamına yakınının hedefinin 'Türkiye'de kalmak' değil, Avrupa’ya hatta belki oradan da başka yerlere geçmek olduğunun altını çizmemiz gerekir. Türkiye, yürüttüğü bu etkili ve kapsamlı sınır güvenliği ve göç politikasıyla Avrupa’nın üstesinden gelemeyeceği bir göçmen akınına uğramasının önüne geçmiştir. Ama artık bizim bu yükü tek başına üstlenmemiz mümkün değildir. Meselenin, her ne kadar verilen sözler tam manasıyla yerine getirilmemiş olsa da sadece maddi külfet paylaşımıyla çözülemeyecek bir boyuta ulaştığını herkes görmeli ve kabul etmelidir. Avrupa başta olmak üzere göçmenlerin hedefi durumundaki ülkelerden, daha fazla, daha gerçekçi, daha samimi sorumluluk üstlenmelerini bekliyoruz. Biz, sınırlarımız içindeki mevcut göçmen meselesinin bir kısmını, güvenliği ve gönüllü olarak geri dönmelerini sağlamak, bir kısmını sosyal ve ekonomik programlarla ülkemize entegre etmek suretiyle çözeriz. Bu çerçevede uyum stratejilerimizi belirledik ve gereken adımları atmaya başladık. Gerisi sığınmacıların hedefi olan yerlerin sorunudur. Göçe kaynaklık eden ülkelerden göçün hedefi olan ülkelere kadar tüm tarafları kucaklayan bir program geliştirilmediği sürece bu sorunun çözümünün mümkün olmadığını da biliyoruz. Türkiye'nin bu doğrultuda atılacak her adıma destek olacağından, katkı sağlayacağından kimsenin şüphesi olmasın” ifadelerini kullandı.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön