---
title: "Her şeyi Google'ladık, peki kendimizi neden hala bulamadık?"
date: "2026-09-29 12:40:11"
author: "Sedef Karatay"
tags: "Köşe Yazıları"
canonical_url: "https://www.mynet.com/her-seyi-google-ladik-peki-kendimizi-neden-hala-bulamadik-190101301676"
original_url: "https://www.mynet.com/her-seyi-google-ladik-peki-kendimizi-neden-hala-bulamadik-190101301676"
---
# Her şeyi Google'ladık, peki kendimizi neden hala bulamadık?
Bilgiye ulaşmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. ***Ama tuhaf olan şu:*** Bilgiye bu kadar kolay ulaştığımız bir çağda, doğru bilgiye ulaşmak neden bu kadar zorlaştı?
Belki de asıl mesele bilgiye ulaşmak değil. Asıl mesele, karşımıza çıkan her şeyi bilgi zannetmeye başlamamız.
Bir haber görüyoruz, okumadan paylaşıyoruz. Bir video izliyoruz, gerçek olduğunu varsayıyoruz. Bir cümle görüyoruz, kimin söylediğine bakmadan doğru kabul ediyoruz.
Çünkü internet artık bize düşünmek için değil, hemen tepki vermek için tasarlanmış gibi.
Beğen Paylaş Yorum yap Geç
Sonra başka bir içerik Sonra başka bir gündem Sonra başka bir öfke Sonra başka bir mucize
Ve günün sonunda insanın zihninde binlerce bilgi kırıntısı ama hangisinin gerçek olduğuna dair kocaman bir soru işareti kalıyor.
![iStock-2163027477](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26446313/1200xauto.jpg)
### BİR PAZAR GÜNÜNÜ BİLE NEDEN BOŞ GEÇİREMİYORUZ?
Bir zamanlar pazar günü hiçbir şey yapmamak sıradan bir şeydi. Evde oturmak, kahve içmek, televizyon karşısında uyuya kalmak, uzun bir kahvaltı yapmak…
Kimse bunu hayatının gerisinde kalmak olarak görmezdi. Şimdi ise hiçbir şey yapmadan geçirilen bir gün, neredeyse lüks.
**Çünkü herkes bir şey yapıyor:**Biri sporda Biri tatilde Biri yeni restoran keşfetmiş Biri kariyer basamaklarını üçer beşer çıkıyor Biri sabah 05.00'te kalkıp meditasyon yapıyor Biri çocuklarıyla 'kaliteli zaman' geçiriyor Biri evini baştan aşağı yeniliyor Biri kitap okuyor Biri koşuyor Biri girişim kuruyor Biri hayatının aşkını buluyor
***Biri de bütün bunların fotoğrafını çekip bize gösteriyor***
#### PEKİ BİZ?
Pazar günü pijamalarımızla koltukta oturuyorsak sanki yanlış bir şey yapmışız gibi hissediyoruz çünkü sosyal medya bize insanların hayatlarını değil, hayatlarının vitrinini gösteriyor.
Kimse "Bugün hiçbir şey yapmadım" diye paylaşmıyor. Çünkü hiçbir şey yapmamak artık paylaşılabilir bir başarı değil. Hatta bazen dinlenirken bile kendimizi suçlu hissediyoruz.
\*\**Bir şey yapmalıyız Üretmeliyiz Yetişmeliyiz Kendimizi geliştirmeliyiz Daha iyi görünmeliyiz Daha mutlu görünmeliyiz Daha başarılı görünmeliyiz*
Ve mümkünse bütün bunları başkalarından biraz daha iyi yaptığımızı göstermeliyiz!
![iStock-1465477772](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26446325/1200xauto.jpg)
#### HERKES BİRBİRİNE "BAK, EN İYİSİ BENİM" DİYOR
Sosyal medyanın en yorucu taraflarından biri belki de bu. İnsanların birbirleriyle sürekli kıyaslanması!
En güzel ev En iyi tatil En sağlıklı beslenme En mutlu aile En başarılı çocuk En iyi ilişki En üretken sabah rutini…
Bir süre sonra insan kendi hayatını yaşamaktan çok, başkalarının hayatına yetişmeye çalışıyor. Üstelik bu yarışın bitiş çizgisi de yok. Çünkü her zaman senden daha fazlasını yapan biri çıkıyor. Böylece insanın kendi hayatı bile kendisine yetersiz gelmeye başlıyor.
**Oysa belki de hayatın doğal hali biraz dağınık, biraz eksik, biraz plansız ve bolca sıradan olmaktır.**
Ama sosyal medya sıradanlığa tahammül etmiyor. Her şey ya olağanüstü olacak ya da görünmeyecek.
#### SONRA BİR PAYLAŞIM ÇIKIYOR KARŞIMIZA…
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada hızla yayılan bir paylaşım bunun başka bir yüzünü gösterdi. İddiaya göre hayırsever bir vatandaş, kendisinden yemek parası isteyen yaşlı bir adama yardım ediyor. Yaşlı adam da yardımın ardından "Cennette görüşürüz" diyerek dua ediyor.
**Ardından daha da çarpıcı bir iddia ortaya atılıyor:**Yardım eden kişinin Konya yolunda geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybettiği öne sürülüyor.
Paylaşım yayılıyor İnsanlar üzülüyor Yorumlar geliyor Binlerce etkileşim oluşuyor
**Hikaye, sosyal medyanın sevdiği bütün unsurlara sahip:**İyilik var Duygu var Dua var Ölüm var Ve insanın içini burkan bir tesadüf duygusu var
#### AMA BİR SORUN VAR:
Haber doğru değil Adam ölmemiş Hayatta Sağlığı yerinde
Hatta hakkında yayılan iddialar nedeniyle hukuki süreç başlatmak zorunda kaldığını açıklıyor.
**Bir insanın öldüğünü ilan etmek ne kadar kolay hale geldi, değil mi?**Bir paylaşım Bir başlık Bir fotoğraf Bir 'son dakika' havası...
Ve bir insan, daha kendisi haberi görmeden sosyal medyada ölmüş oluyor.
#### PEKİ KİMSE "BİR DAKİKA" DEMEDİ Mİ?
Asıl üzerinde düşünmemiz gereken nokta belki de bu. Bu paylaşımı yapan ilk kişi neden doğrulamadı? Paylaşan ikinci kişi neden sorgulamadı? Üçüncü kişi neden "Kaynağı ne?" diye sormadı? Binlerce kişi neden aynı şeyi yaptı?
***Çünkü artık hız, doğruluğun önüne geçmiş durumda.***İlk paylaşan olmak önemli İlk gören olmak önemli İlk yorum yapmak önemli İlk tepkiyi vermek önemli
#### AMA DOĞRU OLMAK?
O biraz geride kalıyor. İnternetin bize kazandırdığı en büyük kolaylıklardan biri bilgiye anında ulaşmaksa, en büyük tehlikelerinden biri de yanlış bilginin aynı hızla yayılması.
Üstelik yanlış bilgi sıkıcı değildir, genellikle daha dramatiktir.
Daha şaşırtıcıdır Daha duygusaldır
***Bu nedenle daha çok paylaşılır.***
Ve bir kez binlerce kişinin ekranına düştüğünde, gerçeğin onu yakalaması çok daha zorlaşır.
## YAPAY ZEKA DA ŞİMDİ BU HİKAYEYE DAHİL OLDU
Üstelik mesele yalnızca yanlış haberlerle sınırlı değil. Yapay zeka sayesinde artık görmediğimiz bir şeyi görmüş gibi olabiliyoruz.
Hiç yaşanmamış bir olayı yaşanmış gibi göstermek mümkün. Hiç var olmayan insanları konuşturmak mümkün. Meyveleri, tatlıları, hayvanları, insanları birbirleriyle romantik bir hikayenin içine sokmak mümkün.
Bir bakıyorsunuz çilek elmaya aşık. Bir başka videoda tatlılar adeta bir pembe dizinin karakterleri. Sonra gerçek bir görüntü geliyor.
**Ama zihnimiz artık şunu sorsun lütfen:** "Bu gerçek mi?"
İşte belki de çağımızın en büyük sorularından biri bu olacak. "Ne oldu?" değil. "Gerçekten oldu mu?"
Çünkü görüntünün varlığı artık tek başına kanıt değil. Bir fotoğrafın çekilmiş olması, olayın yaşandığını göstermiyor. Bir videonun var olması, videodaki olayın gerçek olduğu anlamına gelmiyor. Bir ekran görüntüsü, bir iddianın doğruluğunu kanıtlamıyor. ***Ve bir paylaşımın milyonlarca kişiye ulaşması, onu doğru yapmıyor.***
## HER ŞEYİ GOOGLE’LADIK AMA DÜŞÜNMEYİ BIRAKTIK
Belki de dönüp kendimize şu soruyu sormalıyız: Teknoloji bizi gerçekten daha mı bilgili yaptı? Yoksa sadece daha hızlı tepki veren insanlara mı dönüştürdü?
Artık bir şeyi merak ettiğimizde araştırıyoruz. Ama araştırmakla doğrulamak aynı şey değil. Bir şey hakkında yüz sonuç çıkması, o şeyin doğru olduğu anlamına gelmiyor. Hatta bazen yüzlerce yanlış bilgi, tek bir doğru bilginin üzerini örtebilir.
Ve biz o kalabalığın içinde gerçeği seçmek yerine, en çok paylaşılmış olana inanıyoruz. Belki de en büyük yanılgımız burada. Çok kişi söylüyorsa doğrudur sanıyoruz. Oysa gerçeğin oylaması olmaz. Bir yanlış bilgi, bir milyon kişi tarafından paylaşıldığında doğruya dönüşmez.
![iStock-2273160435](https://imgrosetta.mynet.com.tr/file/26446322/1200xauto.jpg)
### BELKİ BİRAZ YAVAŞLAMAMIZ GEREKİYOR
Belki de bu çağda ihtiyacımız olan şey daha hızlı internet değil. Biraz daha yavaş insan olmak. Bir haberi paylaşmadan önce birkaç saniye durmak ve "kaynağı ne?" diye sormak.
Bir insanın öldüğü iddiasıyla karşılaştığımızda gerçekten öldüğünü doğrulamak, bir görüntünün gerçek olup olmadığını araştırmak. Bir başkasının hayatına bakıp kendi hayatımızı eksik ilan etmemek.
***Ve en önemlisi…***Bazen hiçbir şey yapmadan bir pazar günü geçirmek Telefonu masanın üzerine bırakmak Ekranı kapatmak Kim ne yapmış diye bakmamak Kendimizi kimseyle kıyaslamamak ve birkaç saatliğine dünyanın geri kalanından habersiz olmak.
**Çünkü belki de yıllardır bize özgürlük gibi anlatılan şeyin içinde başka bir bağımlılık geliştirdik:**Her şeyi bilme, herkesi görme ve her şeye yetişme bağımlılığı. Oysa insanın her şeyi bilmesi, her şeye yetişmesi, herkese kendini kanıtlaması gerekmiyor.
Bazen bilmiyorum demek Bazen yetişememek Bazen hiçbir şey paylaşmamak Bazen de sadece oturup boş boş tavana bakmak belki de sandığımız kadar kötü değil.
Çünkü teknoloji bize dünyayı küçülttü ama galiba zihnimizi biraz fazla kalabalıklaştırdı!
Şimdi asıl ihtiyacımız olan şey, yeni bir bilgiye ulaşmak değil: ***Hangi bilginin gerçekten bilgi olduğunu anlayabilmek.***
**Ve belki de ilk kez bu kadar çok şey bildiğimizi sandığımız bir çağda**, yeniden "Dur bakalım, gerçekten öyle mi?" diyebilmeyi öğrenmek.
