HABER

TRT World Forum 2019

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Şefik Caferoviç: - "(Nobel Ödülü'nün Avustralyalı yazar Peter Handke'ye verilmesi) Uluslararası kamuoyunun bir kısmına ne oldu da Miloseviç ve Karaciç'in suçlarını kolay unuttu? Neden prestijli Nobel Ödülü bunların sempatizanı ve siyasetçilerin teşvikçisi olan bir kişiye verilmektedir?" - "Almanya veya Bosna Hersek'teki bir suç veya nefret, bir anda Norveç veya Yeni Zelanda'daki bir suçun ilhamı olabiliyor. İster istemez birbirimize yönelip, dayanışma içinde olmamız gerekir. Hepimiz bir dünyanın, bir küresel topluluğun mensubuyuz. Dertlerimiz ortak. Dertlerimizin ancak iş birliği yaparak çözülmesi gerektiğine inanıyorum" - "Sadece kimliğinden dolayı kendini güvende hissedecek hiçbir insan yok bu dünyada. Kimliğimiz bizi, aşırı tehlikelerden koruyamaz. Bizi koruyacak tek şey beraberlik ve ortakça verilecek tutumlardır"

İSTANBUL (AA) - Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Şefik Caferoviç, Nobel Ödülü'nün Avustralyalı yazar Peter Handke'ye verilmesine ilişkin, "Uluslararası kamuoyunun bir kısmına ne oldu da Miloseviç ve Karaciç'in suçlarını kolay unuttu? Neden prestijli Nobel Ödülü bunların sempatizanı ve siyasetçilerin teşvikçisi olan bir kişiye verilmektedir?" dedi.

Dünyanın farklı coğrafyalarından küresel fikir liderlerini, akademisyenleri bir araya getiren ve "Küreselleşmenin Krizi: Riskler ve Fırsatlar" başlığı altında konuların ele alındığı TRT World Forum 2019, İstanbul Kongre Merkezi'nde devam ediyor.

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Üyesi Şefik Caferoviç, "Terörün Yeni Yüzü: Aşırı Sağ" başlıklık oturumda yaptığı konuşmada, aşırıcılık ve kendisinden beslenen terörün, uluslararası diyalog ve iş birliği olmadan çözüme kavuşturulamayacağını söyledi.

Nobel Ödülü'nün Avustralyalı yazar Peter Handke'ye verildiğini hatırlatan Caferoviç, böyle bir kararın, uluslararası topluluğun ve özellikle Bosna Hersek'teki soykırım kurbanı olan ailelerin haklı rahatsızlığına neden olduğunu belirtti.

Bunun nedeninin Handke'nin Lahey'de, Uluslararası Mahkeme tarafından soykırım ve diğer toplu savaş suçlarından dolayı suçlu bulunan Slobodan Miloseviç ve destekçilerinin, savaş siyasetçilerini desteklemesi olduğunu anlatan Caferoviç, "Uluslararası kamuoyunun bir kısmına ne oldu da Miloseviç ve Karaciç'in suçlarını kolay unuttu? Neden prestijli Nobel Ödülü bunların sempatizanı ve siyasetçilerin teşvikçisi olan bir kişiye verilmektedir? Bu konunun sadece bizlerin değil, tüm dünyadaki insanların derin bir kaygı duymasına neden olması gerekir, gerektirmektedir." dedi.

Küresel bir toplumun içinde yaşandığını, Nobel Komitesi'nin vatanı olan İsveç'in, Bosna Hersek'ten uzakta olduğunu hatırlatan Caferoviç, ancak İsveç'in, Bosna Hersek'teki soykırımdan suçlu bulunan zalimlerin ideolojisinden beslenen tüyler ürpertici bir katliamın birkaç sene önce meydana geldiği Norveç'e çok yakın olduğunu dile getirdi.

Nobel edebiyat ödülüne layık görülen Handke gibi Anders Behring Breivik'in manifestosunda Miloseviç'in savaş siyasetine destek çıkıp, söz konusu siyaseti durduran NATO'yu kınadığını anımsatan Caferoviç, "Bir çeşit paradoks ile karşı karşıyayız. Breivik bugün hapiste. Handke ise en üst takdirle tutumlarını yayma fırsatını kullanacaktır." ifadesini kullandı.

Bosna Hersek, İsveç ve Norveç'ten uzakta olan Yeni Zelanda'nın dünyanın öbür ucunda olmasına rağmen bugünkü küresel topluma çok yakın olduğunu ifade eden Caferoviç, sözlerine şöyle devam etti:

"Daha bir kaç ay önce Breivik ve Radovan Karaciç'ten esinlenen terörist, Christ Church'teki cami ve İslam merkezinde yaşanan saldırıda 51 insanı öldürmüştü. Sosyal medyada canlı yayınladığı saldırıya geçmeden önce terörist, Radovan Karaciç'i ve halkım üzerinde yapılan soykırımı yükselten şarkıyı yayınlamıştı. Birkaç gün önce Almanya'nın Halle kentinde Stephan Balliet'in sinagoga saldırı gerçekleştirdi. Yeni Zelanda senaryosunu örnek alarak, ibadet edenleri öldürmeye çalıştı. Sinagoga girmeyi başaramayınca, rastgele karşılaştığı bir kişiyi, ardından bir Türk dükkanında bir kişiyi öldürdü. Kurbanları ne Yahudi ne Müslümandı, kendisi gibi Hristiyandı, Almandı. Ama yine de onun nefretine kurban düştüler. Hristiyan ve Avrupa kimlikleri bu insanları nefret ve kötülüklerden koruyamadı."

- "Bizi koruyacak tek şey beraberlik ve ortakça verilecek tutumlardır"

Bugünkü dünyanın, alışılmış coğrafi uzaklık kavramlarının eskidiği bir dünya olduğunu, yeni teknolojiler ve sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla iletişimin oldukça hızlandığını belirten Caferoviç, bu büyük başarının birçok faydanın yanı sıra yeni riskleri de beraberinde getirdiğini söyledi.

Almanya veya Bosna Hersek'teki bir suç veya nefretin, bir anda Norveç veya Yeni Zelanda'daki bir suçun ilhamı olabildiğini aktaran Caferoviç, "İster istemez birbirimize yönelip, dayanışma içinde olmamız gerekir. Hepimiz bir dünyanın, bir küresel topluluğun mensubuyuz. Dertlerimiz ortak. Dertlerimizin ancak iş birliği yaparak çözülmesi gerektiğine inanıyorum. Sadece kimliğinden dolayı kendini güvende hissedecek hiçbir insan yok bu dünyada. Kimliğimiz bizi, aşırı tehlikelerden koruyamaz. Bizi koruyacak tek şey beraberlik ve ortakça verilecek tutumlardır." değerlendirmesini yaptı.

"Mevzu bahis tehditler, bizim siyasi ve kurumsal cevabımızı nasıl alır?" sorusunu yönelten Caferoviç, "Şu soru, herkesten önce her devletin güvenlik ajanslarına sorulmalı fakat eğer devletler arasında işbirliği yapılmazsa soruya doğru cevap verilemez. Çoğu bireylerde sosyal tercihe neden olan varoluşsal krizleri doğuran çağdaş dünyanın illetlerini de göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Burada kendi talihsizliğinin sebeplerini başka insan ve kültürlerde arayıp, şiddet uygulamaya yönelen kişilerden bahsediyoruz. Radikalizm ve aşırıcılık, özellikle sosyal tecrite maruz kalan, psikotik bozukluklar gösteren, güvenlik ve sosyal sistemlerin sistemlerin zamanında tanımlamayı başaramadığı kişilerde kolayca zemin bulur." diye konuştu.

Caferoviç, yine sorunu, terörizmi sadece uygulayıcısı olanların psikolojik bozukluklarına indirgemenin tamamen yanlış olduğunu ifade ederek, "Psikolojik rahatsızlığı olanların büyük çoğunluğu, sokağa çıkıp suçsuz insanları vurmaya çalışmıyor. Zira terörizmi, esinlendiği radikal ideolojilerden ayırmak pek mümkün değildir. O nedenle söz edilen ideolojileri teşvik eden herkes tam sorumlu sayılmalıdır." dedi.

Özellikle aşırı sağcı göçmen karşıtı akımların, militan söylemlerin artışının endişe verici olduğunu dile getiren Caferoviç, söz konusu siyasi organizasyonların Avrupa'da artış içinde olduğunu belirtti.

Siyasi liderlerin her geçen gün daha fazla popülist söylemler kullandığını ifaden eden Caferoviç, şahsen popülizmi, radikalizmin bir tür giriş kapısı olarak değerlendirdiğini, yaşanan dönemin asıl mücadelesinin, popülizm ve siyasi sorumluluk için mücadele olduğunu kaydetti.

Geri Dön