Türkiye 90’lı yıllara geri mi döndü?

Türkiye, "Kayıplar Haftası"na ağır bir bilançoyla girdi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) 1990’lardan bugüne 1338 kişinin kayıp olduğunu belirledi. Hükümet ise "kayıplar aydınlanacak" vaadini yineliyor."Oğlumdan 9 buçuk aydır haber alamadık. Çok perişanız, çok üzgünüz. Ailemizin ruh sağlığı bozuldu. Yetkililerden rica ediyorum. Ne olur bize bir haber verin."

Bu sözler Sanayi Bakanlığı çalışanıyken OHAL döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararname ile ihraç edilen Yusuf Bilge Tunç'un annesi Fatma Tunç'a ait.

Yusuf Bilge Tunç, 6 Ağustos 2019’dan beri kayıp. Tunç’un ailesi oğullarının arabasının bir gün boş bulunduğunu, bunun üzerine polis çağırdıklarını ama polisten sadece "Kaçmıştır" yanıtı aldıklarını söylüyor. Tunç’un nasıl kaybolduğuna ilişkin iddiaları TBMM gündemine taşıyan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, tıpkı Yusuf Bilge Tunç gibi 7 kişinin sadece geçen yıl kaçırıldığını dile getiriyor.

"Türkiye 90’lı yıllara döndü"

Gergerlioğlu’na göre bu kişiler 1990’lı yıllardaki kaçırılmalarla özdeşleşen beyaz Toroslar operasyonuyla kaçırıldı. Gergerlioğlu "Siyah transporterlarla kaçırılıyor insanlar şimdi. Kendisini polis olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılıyorlar" diyor.

OHAL döneminde kaçırılan pek çok kişinin uzun süre bir yerlerde tutulduktan sonra emniyet müdürlüklerinde ortaya çıktığını anlatan Gergerlioğlu, bu durumla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ile BM’nin sorularına Adalet Bakanlığı’nın halen yanıt vermediğini söylüyor.

21-27 Mayıs tarihleri, Uluslararası Kayıplar Haftası. Kayıplar, dünyanın her yerinde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Türkiye’de de 17-31 Mayıs tarihleri arasında kayıplar için anma etkinlikleri yapılıyor. Gergerlioğlu bu haftaya dair “Türkiye için daha özel bir önem arz ediyor. Çünkü Türkiye 1990’lı yıllara geri döndü. İnsanlar güpe gündüz kaçırıldı” diyor.

“İnsanların can güvenliği yok”

Kayıplarla ilgili meclise 13 soru önergesi verdi Gergerlioğlu. Hiçbirine yanıt alamadı. CHP’li Sezgin Tanrıkulu da aynı durumda. Gergerlioğlu, "Olabilecek en ağır insan hakkı ihlali olan insanın kaçırılması ve insan haklarının gaspedilmesi karşısında bir devlet suskunluğa gömülmüş durumda. Türkiye’de artık insanların can güvenliği yok. Bir hukuk devleti olmaktan tamamen uzaklaştık" çıkışı yapıyor.

Ağır bilanço

İnsan Hakları Derneği (İHD) Kayıplar Komisyonu'nun güncellenen son raporuna göre 1990'lardan bugüne gözaltına alındıktan sonra kaybolan insan sayısı 1388’i buldu. Raporda, 253 toplu mezar bulunduğu, bu mezarlarda 4 binden fazla kişinin gömülü olduğu belirtiliyor. İHD Başkanı Öztürk Türkdoğan, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra da 31 kişinin zorla kaçırıldığını söylüyor.

İHD, gözaltında kayıpların "insanlık suçu" sayılmasını istiyor. Türkdoğan, "Bu suç, hem işkence suçu hem hürriyeti tahdit suçu hem yasa dışı sorgu yöntemlerinin hepsinin uygulandığı bir dizi başka başka görev suçlarının işlendiği bir suç ama en nihayetinde de gözaltında kaybedilenlerin akıbeti ortaya çıkmıyorsa ağır bir yaşam hakkı ihlali. Dolayısıyla bu bakımdan insanlığa karşı suçlar içerisinde yer alıyor" diyor.

Türkiye’de kayıplar için İstanbul’dan Batman’a, Diyarbakır’a kadar birçok kentte anma etkinlikleri yapılıyor. Kayıp yakınları, hak savunucuları cumartesi günleri biraraya geldiği için "Cumartesi anneleri" olarak anılıyor.

"Cumartesi annelerinin adalet arayışı sürüyor" diyen Öztürk Türkdoğan, 1995’ten beri süren bu arayıştan vazgeçilmeyeceğini söylüyor. Türkdoğan, "Çünkü cezasızlığa karşı devletin insanları korkutma, yıldırma, işkence ile ifade alma uygulamalarının gözaltında kayıplarla sürdüğünü biliyoruz. Suç faillerinin bulunmasını istemek en doğal insan hakkıdır" diyor.

"Beyaz devrim" yaptık

İktidardaki AKP ise Türkiye’nin 90’lı yıllara dönmediğini, ağır yaşam ihlallerinin sürmediğini söylüyor. "Beyaz bir devrim" yaptık diyen TBMM İnsan Hakları Komisyonu’nun AKP’li Başkanvekili Hüseyin Yayman, insan haklarına, bu konudaki ihlalleri partiler üstü olarak gördüklerini söylüyor.

Yayman, "İnsanı yaşat ki insanlık yaşasın prensibiyle olabildiği kadar ve işkenceye karşı sıfır tolerans yaklaşımıyla tedbirler alındı. Mükemmel midir, yeterli midir? Yetmez, çünkü insan hakları meselesi bir süreçtir, bir hedefler manzumesidir. AB hedefine doğru ilerlediği süreçte insan hakları meselesinde de Türkiye’nin karnesi düne göre iyidir. Yarın daha iyi olacaktır" diyor.

Gülistan Doku, Mehmet Bal, Hürmüz Diril...

Türkiye'de son dönemde yaşanan kayıpların dosyalarının ne zaman aydınlatılacağına ilişkin herhangi bir resmi açıklama yapılmaması dikkat çekiyor.

Gülistan Doku’dan 5 Ocak’tan beri haber alınamıyor. Tunceli’de üniversite öğrencisi Doku'nun 5 Ocak'ta Uzunçayır baraj gölüne atladığı iddia edildi. Ailesi ise Gülistan’ın kaybolmasından erkek arkadaşı ile ailesini sorumlu tutuyor. Gölde yapılan su altı arama çalışmaları sonuç vermedi. Gülistan Doku’nun ailesi baraj kapaklarının açılıp suyun azaltılarak çalışmaların sürdürülmesini istiyor. Barajın boşaltılmasına dönük çağrılar da yanıtsız kalmış durumda.

Silivri Cezaevi’nde hapis yatan oğlunu ziyaret etmek için 24 Ocak’ta Batman’dan İstanbul’a giden 65 yaşındaki Mehmet Bal’dan bir türlü haber alınamıyor. Bal ailesinin avukatı Baran Çelik, kayıp-kaçırma şüphesi ile savcılığa yapılan aile başvurusunun kanıt olmadığı gerekçesiyle savcılık tarafından kapatıldığını öne sürüyor.

İstanbul Keldani Kilisesi Papazı Remzi Diril'in annesi Şimoni Diril ile babası Hürmüz Diril, 11 Ocak'ta Şırnak- Kovankaya Köyü'nde kayboldu. 70 gün sonra Şimoni Diril'in cesedi, köye iki kilometre uzaklıktaki bir nehir yatağında çocukları tarafından bulundu. Hürmüz Diril’den ise halen haber alınamıyor. Remzi Diril, koronavirüs salgını nedeniyle annesinin otopsi raporunun hala açıklanmadığını dile getiriyor.

Hilal Köylü / Ankara

©Deutsche Welle Türkçe