HABER

Türkiye'nin "Bor zengiliği"

Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Jeoloji Mühendisi Doç. Dr. Gültekin Kavuşan, Türkiye'ye yıllık getirisi 250 milyon dolar civarında olan borun, madencilik sektöründe ekonomiye katkı sağlayan madenlerin başında geldiğini söyledi.

Günümüzdeki bilimsel çalışmalara bakıldığında, borun, ileri teknoloji ürünlerinde giderek artan bir öneme sahip olabileceğinin anlaşıldığını vurgulayan Kavuşan, ancak Türkiye'nin bor piyasasını kontrol edebilir hale gelebilmesi için, ileri teknoloji üretmesi gerektiğini kaydetti.

Bor madeninin Türkiye'deki durumu ve izlenen ekonomik strateji hakkında bilgi veren Doç. Dr. Gültekin Kavuşan, teknolojide faydalanılan önemli bileşiklerden biri olan borun geniş bir kullanım alanı bulunduğunu belirtti. Doç. Dr. Kavuşan, borun kullanım alanlarını şu şekilde sıraladı: "Sabun ve deterjan, cam sanayisi, cam elyafı ve özellikle ısıya dayanıklı cam yapımında, fiberoptik, emaye ve seramik sanayisinde, yangın söndürme endüstrisinde, metalürji ve nükleer sanayisinde kullanılır. Bazı sanayilerde doğrudan kristal formunda kullanıldığı gibi, ergime sıcaklığı 2300 OC olduğundan metalürji endüstrisinde döküm kalıplarının hazırlanmasında da bor işleme sokulur. Tıp ve dişçilikte de kullanım alanları vardır. Demir ve benzeri metallerin 1300 ve 1500 OC'ler üzerinde sıvı hale geçtiği düşünülürse ağır endüstride kaliteli metal dökümünde bordan faydalanılır. Bu önemli bir özelliktir. Çünkü, bu sayede istediğimiz kalıpta istediğimiz dökümü yapabiliriz. Nükleer teknolojide bor doğrudan kullanılmaz. Ancak, yüksek sıcaklığa dayanıklı oluşu nedeniyle nükleer tesislerin yüksek sıcaklık gerektirdiği bölümlerinde ve radyoaktif atıkların muhafaza edildiği kaplarda kullanılır".

Çeliğin kalitesini artırmak için çeliğe karıştırılan borun, çeliği aşınmaya karşı son derece dayanıklı hale getirdiğini de kaydeden Kavuşan, "Çeliğe katılım miktarı yüzde 5'i geçmez. Bu küçük bir miktardır. Bu nedenle büyük bir pazar oluşturmaz" dedi. Bor ürünü olan bornitrürün, elmastan sonra bilinen en sert bileşiklerden olduğunu bildiren Kavuşan, bu nedenle bornitrürden torna kalemleri yapımında ve metal aşındırma işlemlerinde yoğun şekilde faydalanıldığını ifade etti.

TÜRKİYE BOR REZERVİNDE DÜNYADA İKİNCİ
Bornitrürün üretimini dünyada Almanya, ABD, İngiltere, Japonya'nın yaptığını belirten Kavuşan, "Üretim miktarı çok yüksek değildir. Buna karşın dünya ihtiyacının karşılanmasında yeterli olmaktadır" dedi.

Türkiye'de ve dünyadaki bor rezervi hakkında bilgi veren Kavuşan, şunları söyledi:
"Bor dünyada iki bölgede çok zengindir. Birincisi Güney Amerika'da, yatakları Peru, Bolivya, Arjantin ve Şili sınırları içinde kalan Puna bölgesidir. Puna bölgesinde kırktan fazla yatak vardır. Güney Amerika'daki bu yataklar sıcak su ve gayzerlerle beslendiğinden güncel oluşumlardır. Bu bölgede oluşan kristaller tıpkı Tuz Gölü'nde olduğu gibi, yüzeyden direkt toplanabildiği daha yaşlı kayalar içerisinde de bulunmaktadır. Bu bölgedeki rezervin 100-150 milyon ton civarı olduğu tahmin edilmektedir. İkincisi ise Türkiye'nin Kuzey Ege bölgesidir. Ege Bölgesi'nde Balikesir-Bigadiç ve Susurluk'ta, Bursa-Mustafa Kemal Paşa'da, Kütahya'da, Eskişehir-Kirka'da olmak üzere güncel olmayan 10-20 milyon yıl yaşları arasında değişen yataklar mevcuttur. Bunların üzerindeki örtü dozer ve kepçelerle kaldırılarak cevher alınmaktadır".

Cevherin kil ve benzeri ara katkılardan su ile temizlendiğini, ham bor cevherinin Türkiye'deki üretiminin bu nedenle daha zahmetli ve maliyetli olduğunu kaydeden Kavuşan, "Şu an yaşanmasa bile ileride pazar payının artması konusunda sıkıntıların yaşanması muhtemeldir" dedi. Ekonominin geliştiği ve hammadde üretiminin global parametrelere göre belirlendiği bir dünyada, geleceğe yönelik bu endişelerin göz önünde tutulması zorunluluğuna dikkat çeken Kavuşan, "Türkiye'de toplam rezerv 2 milyar tonun üzerindedir. Ancak bu rezervde artı-eksi yüzde 20 civarında bir hesap hatasının olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Kaba bir hesapla Türkiye rezervi dünyanın şu ana kadar bilinen rezervinin yüzde 65'ine karşılık gelir" diye konuştu.

Dünyanın bor talebinin şu an için çok fazla olmamasına karşın, gelecek yıllarda nüfus artışına ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak ihtiyacın artabileceğini belirten Kavuşan, bor kıtlığı gibi bir durumun yakın bir gelecekte yaşanma ihtimalinin de görülmediğini bildirdi. 1990-2000 yılları arası verilerine bakıldığında, dünya bor talebinin yalnızca Türkiye'den karşılanması halinde dahi, 300-400 yıl bu talebi rahatlıkla karşılayacağının görüldüğünü kaydeden Kavuşan, "Son 20 yıllık verilere bakıldığında hiçbir evrede bir bor sıkıntısından dolayı talep patlaması veya krizinin yaşandığı olmamıştır. Bu nedenle bor tüketiminde, orta ve uzun vadede önemli çapta bir teknolojik gelişme olmadıkça, büyük bir patlama beklenmemektedir" şeklinde konuştu.

TÜRKİYE'DE STRATEJİK MADEN İLAN EDİLDİ
Bor rezervlerinin Türkiye'de değerlendirilme durumunun devlet tekelinde olduğunu ifade eden Kavuşan, şunları söyledi:
"Türkiye, bor cevherinin kendisinde olması nedeniyle dünya bor borsasında etkili olabilmek amacıyla, bor işletmeciliğini ve bor ürünlerinin son tüketici ürününe kadar üretimini devlet tekeline almıştır. Bu cevherin aranmasını, bulunmasını, bor ürünlerinin üretilmesini tekelde toplayarak bu madeni stratejik maden olarak ilan etmiştir. Yaklaşık 2 yıl önce Bor Enstitüsü (BOREN) adında bir araştırma merkezi kurulmuştur. Bu enstitünün amacı, stratejik ilan edilen bor madeninin kullanıldığı alanlarda tüketimi artırıcı ürünler oluşturmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti'nin bor teknolojisini, bor üretimini, bor piyasasını kontrol edebilir hale gelmesini sağlamaktır".

Günümüzdeki bilimsel çalışmalara bakıldığında, borun, ileri teknoloji ürünlerinde giderek artan bir öneme sahip olabileceğinin altını çizen Kavuşan, "Ancak, Türkiye'nin bor piyasasını kontrol edebilir hale gelebilmesi için, ileri teknoloji üretmesi gerekmektedir. Belirttiğim hususlara bakıldığında yapılanma ve diğer Ar-Ge tabanlı alt yapı, ülke ekonomisine ve stratejik maden kavramlarına göre uygun biçimde yapılandırılmıştır" dedi.
Bor cevherinin Türkiye'ye yıllık getirisinin 250 milyon dolar civarında olduğunu belirten Kavuşan, borun madencilik sektöründe, Türk ekonomisine katkı sağlayan madenlerin başında geldiğini ifade etti. Türkiye'nin ürünlerinin pazarlanmasında yabancı şirketlerle ortaklık oluşturduğunu kaydeden Kavuşan, "Yabancı ortaklarıyla beraber Londra'daki bor borsasında fiyat belirlemektedir. Fiyatın belirlenmesinde global dengeler bozulacak olursa, özellikle bor talep eden ülkeler ithalatlarını Güney Amerika ülkelerindeki kaynaklara kaydırabilir. Oradaki bor madenleri, güncel çökeller ve işçilik giderleri düşük olduğundan maliyeti de aşırı derecede düşüktür. Bu nedenle, borsada fiyat belirlenmesinde, talepte bulunan sanayi ülkelerinin ekonomik durumu da göz önünde tutulmalıdır" diye konuştu.

Arap ülkelerindeki petrolle borun karşılaştırılabilmesi için, reel ekonomik parametreler ile talebin karşn, ılanabilir kaynaklarının dünya üzerindeki dağılımlarının göz önünde bulundurulması gerektiğini de söyleyen Kavuşan, "Metal Fırtına romanındaki senaryolar dünya bor potansiyelinin dağılımı ve buradaki üretim maliyetleri göz önüne alınırsa sadece bir roman senaryosundan ileri gitmeyeceği görülür. Petrol ve doğalgaz enerji kaynaklarıyla borun doğrudan karşılaştırılması, bu nedenle temel bir hatadır" dedi.

Borun enerji hammaddesi veya enerji üretiminde kullanılabilecek ana hammadde olarak değerlendirilebilmesi yönünde yapılan çalışmaların henüz emekleme evresinde olduğunu belirten Kavuşan, "Borla çalışan otomobil üretimi, hidrojen elementinin depolanmasında bor madeninden faydalanılması ve bu şekilde hidrojen enerjisinin enerji kaynağı olarak kullanılabilirliğine ilişkin çalışmalar da henüz emekleme evresindedir. Gelecekte hidrojen enerjisi veya bor hücreli elektrik üretilmesi teknolojileri ile otomobil endüstrisiyle ilgili gelişmeler, belki bir bor tüketim patlamasına yol açabilir. Ancak, bunun da gerçekleşmesi, mutlaka daha önceden hissedilecektir. Şu anda, bunun üzerinden strateji geliştirilmesi hayalperestlikten öteye gitmez" şeklinde konuştu.

MALİYETİN DÜŞMESİ İÇİN ÜRÜN YELPAZESİ DEĞİŞTİRİLMELİ
Türkiye'de Bor Enstitüsü'nün tüm dünyada yapılan çalışmaları izlenmekle beraber, yeni çalışmalar da yaptığını söyleyen Kavuşan, bor üretimi konusunda da gerekli yatırımların belirli periyotlar içerisinde yapıldığını, ETIBOR tarafından yapılan yatırımlarla bir yandan cevher hazırlama tesislerinin kapasitesinin geliştirildiğini, diğer yandan ise borik asit vb. son ürünlerin üretim miktarının yükseltildiğini bildirdi. Borun stratejik bir maden ilan edilmesi nedeniyle tüm üretimin sadece ETIBOR tarafından yapıldığını söyleyen Kavuşan, "Bor ürünlerinin ülke içindeki üretimi ve satışı da yine tekeldir. Bu ürünlerin globalleşen ekonomi içerisinde gerçek değerini bulabilmesi ve maliyetlerinin düşürülebilmesi için ürün yelpazesinde, özellikle çok spesifik ürünler bakımından bazı değişikliklerin yapılması yararlı olacaktır" tavsiyesinde bulundu.

Türkiye'deki kimya endüstrisinin, bor açısından değerlendirildiğinde yeterli bilgi birikimine sahip olduğunu vurgulayan Kavuşan, şunları söyledi:
"Bunun daha da geliştirilebilmesi için, hiç olmazsa nihai bor ürünlerinin üretimi ve çeşitlendirilmesinde serbest yatırımlara imkan verilmesi gerekmektedir. Bor cevheri üretiminin devlet tekeli altında kalmak kaydıyla belirli noktadan sonraki ürünlerin özelleştirilmesi düşünülebilir. Ancak özelleştirmede uygulanacak strateji, bizzat patenti Türkiye tarafından alınmış veya tümüyle gerçekten yerli sermayeye dayalı firmalar kurulmasıdır. Mevcut tesislerin hali hazır durumlarıyla satışı seklindeki özelleştirme yanlış bir politik strateji olup şu andaki mevcut üretimin de bir daha geri dönülemez biçimde yok edilmesine neden olacaktır. Bu yeni yatırımlarda, mesela nihai ürün üretiminde yapılacak yatırımların desteklenmesi ile stratejik maden olarak pazarı ele geçirmek politikasına tümüyle uygundur. Ayrıca devlet tarafından maliyeti yüksek üretim ucuzladığı gibi, vergi şeklinde ek girdiler de sağlanacaktır".

Kamuoyunun bilgilendirilmesinde, gerçekler üzerine oturan, dünya ve Türkiye ekonomisine de belirli düzeyde katkı sağlayacak bir stratejinin zorunluluğunu vurgulayan Kavuşan, "Aksi takdirde yanıltma ve yanlışlıklarla, gerçeklerden uzak ve çarpıtılmış verilerle kamuoyunun yanlış yönlendirilmesi, dünya ekonomisinde ilk 25'in içinde yer alan ve bir noktada lokomotif görevi görmekte olan Türkiye'nin gelişen ekonomisinin frenlenmesine neden olunabilecektir" uyarısında bulundu. Gelişen ve yarına umutla bakan, hedefini dünyanın ilk on ekonomisi içinde olma şeklinde belirleyen Türkiye'nin, yeterli teknolojik alt yapısı, yeterli uzman personeli ve yeterli sermayesinin bulunması nedeniyle bor konusunda dünyaya yeni açılımlar sunabileceğini de belirten Kavuşan, sözlerini, "Bu nedenle, ülke olarak bir paniğe kapılmaya gerek bulunmamaktadır" şeklinde tamamladı.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Geri Dön