Uluç: Fener final oynasın kellemi keserim

Ahmet Çakar'dan sonra Hıncal Uluç'tan da Fenerbahçe il ilgili bomba gibi bir açıklama geldi. Usta kalem Hıncal Uluç, geçtiğimiz hafta Sevilla karşısında tarihi bir zafere imza atan F.Bahçe ile ilgili olarak "Fenerbahçe'nin Sevilla'yı geçmesi mucizeydi, bundan sonra önüne kim çıkarsa çıksın onu geçmesi de mucize. Şimdi ben diyorum ki Fenerbahçe finale kalsın kellemi keserim... Kellemi de keserim, bikini de giyerim Fenerbahçe finale kalsın. Ama bütün bunların hepsi 'Fenerbahçe finale kalamaz' demek değil" dedi

İşte Hıncal Uluç'un Fotomaç gazetesindeki yazısı: Fenerbahçe'nin Sevilla'yı geçmesi bir mucizedir. Bu mucizede Fener'in de rolü var. Hem de akla gelmeyen bir rolü
Takım ruhu olduğu kesin. Fenerbahçe son dakikaya, son saniyeye kadar mücalede etmeyi bilen bir takım haline geldi
Deivid inanılır gibi değildi. 70 metre içinde yorulmadan gidip gelerek, Aurelio'ya koşunun nasıl yapıldığını gösterdi

Fenerbahçe'nin Sevilla'yı elemesine siz dahil birçok kişi şans vermiyordu ancak Fenerbahçe zoru başarıp çeyrek finale adını yazdırdı.
Fenerbahçe'nin elde ettiği bu başarıyla ilgili neler düşünüyorsunuz?
Ben bu konudaki görüşlerimi açıklarken şöyle bir parantez açtığımı hatırlıyorum: "Maçın kaderi üzerinde Sevilla rol oynayacak. Turu onlar geçecekler ya da geçmeyecekler." Bu dediklerimde çok fazla bir yanılgı olmadı. Sevilla'nın 2-0 ve 3-1'i koruyamayıp 3-2'den sonra maçı penaltılara götürmesi Fenerbahçe'ye tanıdığı büyük bir avantaj oldu. Sevilla'nın en büyük gücü hücumda. Fenerbahçe'ye benziyor bir anlamda. Savunmasında büyük açıklar veren ama hücumda çok kuvvetli bir takım. Skor 3-1'ken Jimenez, Fabiano'yu çıkarıp, savunmayı güçlendirmeyi düşündü ve intihar etti. Fabiano kenara doğru yürürken maçı izlemekte olan Fenerbahçeli arkadaşlarıma döndüm ve dedim ki "Müjdeler olsun. Sevilla bitmiştir. Bundan sonra Fenerbahçe oynar ve turu geçer." Maçtan sonra da beni omuzlarına almak istediler. Sevilla oyunu kendi güçlü olduğu yerde oynarken, Fenerbahçe'nin güçlü olduğu yere elleriyle intikal ettirdi. Ondan sonra da 2. golü yedikten sonra da panik içinde darmadağın oldu, hiçbir şey yapamadı. Tabii bunu söylerken Fenerbahçe'nin yarattığı mucizenin altını çiziyorum, Fenerbahçe'nin Sevilla'yı geçmesi bir mucizedir... Bu mucizede Fenerbahçe'nin hiç payı olmadığını söylemek de mümkün değil. Fenerbahçe'nin de rolü var. Akla hayale gelmeyen rolü var. 'Nasıl yani?' diyeceksin. İlk iki golü yiyen Volkan'ı düşün. Turun kahramanı Volkan. Böyle bir şey var mı? Böyle bir şey hesaba kitaba sığar mı? Maçın penaltılara kalması Volkan'ı kurtardı. Volkan'ın kariyerini kurtardı. Galatasaray maçından sonra 4 maç ceza almıştı, o kötü golleri yemişti, ondan sonra Fenerbahçe maçı 3-3 yapıp da turu atlasaydı, Volkan yine gitmişti. Ancak böyle bir olay Volkan'ı kurtarabilirdi.
Maçtan sonra zaten "Penaltılara kalması için dua ettim" dedi.
Tam Volkan'a göre bir final oldu. Onun adını, itibarını, kariyerini kurtaran bir final oldu. Onun ötesinde Fenerbahçe'de çok önemli iki adam var maçı kazandıran. Bu iki adamın medyada pek hakkının verilmediğini düşünüyorum. Uğur Boral ve Kezman. Maçın başında 15, 20 dakika, Gökhan'ın da acemiliğinden, deneyimsizliğinden ve hırsına mağlup oluşundan yararlanan Capel, Fenerbahçe'yi darmadağın etti. Maçın son bölümlerinde aynı şeyi Uğur Boral, Sevilla için yaptı, perişan etti Sevilla'yı. Fenerbahçe'de Gökhan aşağı yukarı 20. dakikadan sonra toparlanıp, Capel'i adım atamaz hale getirirken, Sevilla, Uğur'u bir türlü durduramadı.

DİRTY PLAYER KEZMAN Kezman, giderek forma giriyor. Top takip etmesi, çok geniş alanlara deparlarla futbolunu yayması, çok iyi driplingler yapması, çok iyi şutlar atması forma girdiğini gösteriyor. Ama bunların dışında bir futbol yorumcusu olarak tasvip ettiğimi asla söyleyemem. Hatta yerli yabancı hakemleri de bu yüzden suçluyorum. O kirli, 'dirty dance' gibi, dirty player Kezman. Kendisini marke etmekle görevli stopere vücudunun her yeriyle çok profesyonel vuruşlar yapıyor. Eliyle, avucunun içiyle, dirseğiyle, kafasıyla, tekmesiyle, vurabileceği her yeriyle vuruyor ve adamı hem fizik, hem moral olarak bitiriyor. Ve bunu hakikaten o kadar profesyonel yapıyor ki hakemlere yutturuyor. İşte Vestel Manisa maçında müthiş bir dirsekle Şener'in burnunu darmadağın etti, bırak kırmızı kartı, faul bile yok. Oysa o dirseği attığı için kırmızı kart gören, Profesyonel Disiplin Kurulu'ndan 2, 3 hatta 4 hafta ceza alan futbolcular var. Kezman bunları çok iyi yapıyor!.. En iyi yaptığı iş bu zaten. Hakem uyutmak ve her defasında da uyutuyor. O da rakibin çift stoperini birden fena halde yıpratınca, Fenerbahçe tura çok yaklaştı. Bunun dışında Edu ve Deivid... Özellikle Avrupa maçlarının yüz karası Edu, bu defa muhteşem oynadı, tek başına Sevilla akınlarını durdurdu. Deivid inanılır gibi değildi. Koştuğu için oynatılan Aurelio'ya, koşunun nasıl yapılacağını gösterdi adeta. 70 metre içinde yorulmadan gidip gelerek... Sevilla gol pozisyonlarının içinde kurtarıcı olarak Deivid var. Topu Fenerbahçe kapıyor, kontratağa çıkıyor, o atakların içinde de yine Deivid var. Böyle bir şey olmaz. Bunu maç içinde bir kere yaparsın, iki kere yaparsın. 30 kere yapamazsın. Ciğer gerekir. Demek ki adamda bir robot ciğeri var. Adamda robot kasları var. Süper oynadı.
Fenerbahçe'nin takım olma yolunda olduğunu söyleyebilir miyiz? Sizin en büyük eleştiriniz bu yöndeydi.
Şimdi Fenerbahçe'de bir takım ruhu olduğu kesin. Fenerbahçe'de bu ruh geleneksel olarak vardı. Fakat bu kozmopolit takımlar bu ruhu kaybetmişti. Fenerbahçe geleneğinden gelen futbolcusu yok Fenerbahçe'nin... Kadrosuna bak. Oradan buradan, derleme toplama bir karma gibiydi. Şimdi aslında Zico'nun en büyük başarısı bu. Kendi alt yapısından gelen oyuncularla oynayan Galatasaray'da takım ruhu yokken, bu derleme toplama, karma takımda bir takım ruhu var. 'Takım ruhu' palavra bir laf değil. Takım ruhu 90 dakikanın sonuna kadar ayakta kalmayı sağlayan unsurdur. Kazanmak için ayakta kalman lazım. Yatarak kazanamazsın. Galatasaray'da takım ruhu kalmadı, bitti. Gerets ve ardından Kalli ve Allah razı olsun Adnan Polat bu işi bitirdiler. Galatasaray'da birbirlerine düşman, hocalarına düşman, yöneticilerine düşman gruplar var. O zaman 'takım ruhu' diye bir şey kalmıyor. İşte Fenerbahçe; son dakikaya, son saniyeye kadar mücadale etmeyi bilen bir takım havasına girdi.