Yanlış Haberin Sebebi ‘Tıklanma Salgını’

Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona virüsüyle birlikte asılsız ve yanlış bilgiler içeren haberler de salgın hızıyla yayıldı. Sosyal medya, internet siteleri gibi dijital mecralarsa bu yanlış haberlerin kolaylıkla ve hızla yayılabildiği uygun ortamı oluşturdu

Yanlış Haberin Sebebi ‘Tıklanma Salgını’

Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona virüsüyle birlikte asılsız ve yanlış bilgiler içeren haberler de salgın hızıyla yayıldı. Öyle ki Dünya Sağlık Örgütü, bu dönemde yaratılan bilgi kirliliği için salgın (pandemi) kelimesini çağrıştıracak şekilde ‘infodemik’ tabirini üretti. Sosyal medya, internet siteleri gibi dijital mecralarsa bu yanlış haberlerin kolaylıkla ve hızla yayılabildiği uygun ortamı oluşturdu.

Salgınla ilgili bilgi kirliliği Türkiye’deki dijital haber mecralarında da göz ardı edilmeyecek bir hızda ve yoğunlukta yayıldı. İnternette yer alan bilgileri doğrulamak ve dijital medya okuryazarlığını arttırmak amacıyla 2016’da yola çıkan ‘teyit.org’ internet sitesinin kurucusu Mehmet Atakan Foça da bu dönemde birçok yanlış habere imza atıldığını söyledi.

VOA Türkçe’nin sorularını cevaplayan Foça, “Bilgi kirliliğine yol açan içerikler, yanlış tedavi önerilerine, henüz çok erken aşamasında olmasına rağmen aşının bulunduğu gibi manipülatif haberlere ya da komplo teorilerine dayanıyordu. 5G’nin [yeni nesil kablosuz telefon teknolojisi] virüsü yaydığını öne süren iddialar dahi yer buldu. Yanlış bilgilerin, özellikle bu salgın gibi riskli zamanlarda yayımlanıyor olması, dijital medyadaki yanlış habercilik sorununun nasıl hayati krizlere yol açabileceğini açıkça gösterdi” dedi.

İnsanları panik ve belirsizliğe sürükleyen salgın gibi süreçlerde dijital mecralar yoluyla yanlış haberlerin daha çok yayıldığını söyleyen Foça, “İnsanlar ailelerine, akrabalarına, arkadaşlarına da yardımcı olmaya çalışıyor. Birbirlerine yardım etmek isterken doğru olduğunu düşündükleri bilgileri paylaşıyorlar. Bu belirsizlik hali, zihnimizde çatlaklar oluşturuyor. Eğer eleştirel düşünce alışkanlığınız yeteri kadar bilenmemişse, o çatlaklardan yanlış bilginin sızması çok kolay. Sadece kendi sesimizin yankısını duyduğumuz fanuslara sıkışmak, aslında bu tarz yanlış bilgilerin kendi fanusumuzda çok fazla yayılmasına, doğru bilginin içeri girememesine neden oluyor” diye konuştu. Foça, dijital medyanın kamuoyunu doğru bilgilendirmek gibi gazetecilik sorumluluklarını ve etik değerleri ihlal ederek haber yapanlara bu ilkeleri daha da aşındırabilecekleri bir alan açtığını söyledi.

Dijital medya büyüyor

İnternet medyası kimi zamanlarda habercilik kurallarının zarar gördüğü bir alana dönüşse de televizyon, gazete gibi geleneksel mecralara karşı giderek güç kazanıyor. Medyayla ilgilenenlerin her yıl merakla beklediği Reuters’ın en son 2019’da yayımlanan Dijital Haber Raporu’nda da tüm dünyada geleneksel medyadan dijital medyaya geçişin sürdüğü saptandı. Rapora göre, Türkiye’de en çok kullanılan haber kaynağı, sosyal medyanın da dahil olduğu internet. Türkiye’deki katılımcıların yüzde 71’i haberlere akıllı telefonundan erişiyor.

Gazetecilik endüstrisiyle ilgili gelişmeleri aktarmayı ve gazetecilik pratikleri konusunda eğitim vermeyi amaçlayan ‘NewsLabTurkey’ internet sitesinin kurucusu Dr. Sarphan Uzunoğlu da medyada dijitalleşmenin zorunluluk haline geldiği görüşünde. Ancak Uzunoğlu, Türkiye’de dijital medyanın başlangıcı olarak görülen ve 1996’da yayın hayatına başlayan ilk internet gazetesi Xn’den (Eksen) bu yana hastalıklı bir dijitalleşme yaşandığını da ifade etti ve “Birçok haber odası kopyala-yapıştır haberciliğine dayalı çalışıyor veya sadece haber ajanslarından gelen ham içeriğin işlenmesiyle birbirinin taklidi yayınlar ortaya çıkıyor. Çünkü haberin mutfağı değişti. Geçmişte onlarca muhabiri ve editörü olan kurumlar dijitalleşince özgün içerik üretici sayısı da bir anda ortadan yok oldu” dedi.

Yanlış ama hızlı, tıklanabilir, kopyala-yapıştır haber

Editörlüğün bir haberi internet sitesine olabildiğince hızlı ve ‘tıklanabilir’ girmekten ibaret hale getirildiğini söyleyen Uzunoğlu, “Geçmişte haberi okunabilir ve anlaşılabilir olması gibi kavramlar üzerinden değerlendiriyorduk. Bugünse paylaşılabilir ve tıklanabilir olması üzerinden değerlendiriyoruz. Editörler bir konu üzerindeki uzmanlıkları üzerinden değerlendirilirdi. Bugün ise iş ilanlarında ‘internet editörü’ diye aranan insanlardan, her konuyla ilgili içerik üretebilmesi ya da üretilmiş içeriğin üstünden geçebilmesi isteniyor. Böyle bir gazetecilik yok. O yüzden, bu süreçte bir Corona virüsü haberi nereden geldiğine bakılmadan hemen siteye koyuldu” diye konuştu.

Haber sitelerinden içerik kopyalayan sistemlerin, editör emeğinin yerini dahi ele geçirebildiğini söyleyen Uzunoğlu, “Türkiye’de 5 ila 10 bin liraya farklı haber sistemleri satılıyor. RSS [Real Simple Syndication] denilen, internette içerik çekmeye yarayan bir protokolü içerik yönetim sisteminize ekleyerek bütün Türkiye’deki haber sitelerinin içeriklerini aynen yeniden üretebiliyorsunuz. Okur zaten hiçbir şey anlamıyor ortaya çıkan sonuçtan. Günlük haber meselesi bu kadar korkunçlaşmış durumda” dedi.

‘Tıklanma salgını’ gelir modeli yaratıyor

Uzunoğlu, haberin doğruluğu ve okurun taleplerinin dikkate alınmasının yerine ‘tık almanın’ sektörde bir salgına dönüştüğünü kaydetti. Uzunoğlu’na göre, bunun temelinde ise internet gazeteciliğinden para kazanma modelinin yarattığı sorunlar yer alıyor. Haber sitelerinin en önemli gelir kaynağını reklamlar oluşturuyor. Google AdSense gibi ürünler yoluyla reklam göstererek para kazanılabiliyor. Gösterim ve tıklama olmak üzere iki farklı kazanç şekli bulunuyor. Uzunoğlu, iyi gazetecilik yaparak internetten para kazanmanın çok zor olduğunu söyleyerek, “Bugün ancak ve ancak sürüm üzerinden, tık avcılığı üzerinden para kazanılabiliyor. Bu yüzden herkes birbirinin benzeri ürünler üretiyor” dedi.

Özgün ve doğru içerikli haberler yoluyla internetten para kazanmanın önünde bir engel daha bulunuyor. Haberin dijital medyada kopyalanmasından korunması için Türkiye’de bir hukuk altyapısı olmadığını söyleyen Uzunoğlu, “Diyelim ki bir ödeme duvarı veya bir abonelik sistemi oluşturdum. Web sitemi ona para verenler okuyabiliyor. Ama kanunlar şu an o para verenlerin okuyabildiği içeriği bedava sitelerden koruyamıyor. Benim aboneme ürettiğim ürünü, başka bir gazete bana abone olup doğrudan kopyalayarak veya evirip çevirip haberleştirerek yayımlayabiliyor” dedi.

İnternet yanlış habere karşı önlem alıyor mu?

Dijital medyanın gelir modelinin başını çeken Google gibi arama motorlarının ise her ülkenin kanunlarına göre hizmet verdiğini söyleyen Uzunoğlu, “Google yanlış bilgiyle, ayrımcı içerikle ve telif haklarını delen içeriklerle mücadele gibi alanlarda dünyadaki genel bir çerçeveye göre hareket ediyor. Türkiye’de ise bu telif haklarını koruyan bir kanun olmadığı için ‘kopyala-yapıştır’ içeriğin önüne kolay kolay geçemiyor. Google’ın verebileceği yegâne ceza, içerikler arasındaki temel benzerlikleri botlar yoluyla tespit ederek onu aramada aşağı çekmek oluyor ki bunu da dijital medya sektörünün kurtları ‘Arama Motoru Optimizasyonu’ [SEO] dediğimiz yolla aşabiliyor” diye konuştu.

Facebook ve Instagram gibi diğer sosyal medya uygulamaları da yanlış haberlerin yayılmasını önlemeye yönelik bazı önlemler alıyor. VOA Türkçe’ye konuşan Foça, “Sosyal medya platformlarının burada çok önemli bir rolü var. Facebook ve Instagram, iki yıldır Türkiye’de teyit.org ile çalışarak kendi platformunda yanlış bilgilerin görünürlüğünü azaltmaya çalışıyor. Twitter’in çabaları var fakat bu çabaları yeterince şeffaf yürütmediği için ne oluyor ne bitiyor, bilemiyoruz. Google ve Youtube tarafında da bazı çalışmalar yapılıyor. Sosyal medya platformları kesinlikle aksiyon almak zorunda” dedi.

“Yanlış habere karşı bakış açımızı değiştirmeliyiz”

Dijital mecralardaki yanlış bilgileri saptamak için gazetecilerin ‘dijital dedektiflik’ özelliklerini geliştirmesi gerektiğini söyleyen Foça, “Haberi teyit etme yöntemleri aslında çok zor değil. Ama ilk başta önemli olan bakış açısı. Bir fotoğrafa veya bir videoya baktığınızda eğer sizin dünya görüşünüzü onaylayıp pekiştirecek bir iddiaya sahipse ve siz de onu hemen kabul ediyorsanız burada çok ciddi bir bakış açısı problemi var. Önce yapmamız gereken şey, dijital medyaya dair algımızı değiştirmek olmalı. İnternette gördüğümüz her şeyin doğru olduğunu düşünüyorsak kesinlikle bu fikirden vazgeçmemiz gerekiyor” diye konuştu. Foça, European Journalism Centre tarafından hazırlanan “Doğrulama El Kitabı”nın Türkçeye yaptıkları çevirisini de gazetecilere haberin teyidi için başvuru kitabı olarak önerdi. Kitaba internet üzerinden ücretsiz olarak ulaşılabiliyor.

Diğer Haberler