Yaşam hakkının korunması mı, insan hakları ihlali mi?

Türkiye’deki başlayan normalleşmeden 65 yaş üstü bireyler faydalanamıyor.

Yaşam hakkının korunması mı, insan hakları ihlali mi?

Çoğu için sokağa çıkma kısıtlamaları geniş ölçüde devam ediyor. Hukukçular bunu hak ihlali olarak değerlendiriyor."Biz ölmedik, yaşıyoruz. Yaşadığımız için de ihtiyaçlarımız var".

Bu sözler Ayşe Kulin'e ait. 79 yaşındaki yazar, 65 yaş üstüne getirilen sokağa çıkma yasaklarının bu kadar uzun olmasına böyle tepki gösteriyor.

Türkiye'de resmi olarak ilk COVID-19 vakasının açıkladığı 11 Mart tarihinden 10 gün sonra 65 yaş üstüne yönelik sokağa çıkma kısıtlaması getirildi. Ardından kademeli olarak önce 20 yaş artı ve ardından tüm toplum bu yasaklardan etkilendi. Vaka sayılarının düşüşe geçmesi üzerine ise 1 Haziran'dan itibaren normalleştirme adımları atıldı, ancak yaşlıların büyük bir bölümü hâlâ evde kalmak zorunda.

Temel hak ve özgürlükler sorunu

DW Türkçe'ye konuşan Kulin'e göre burada çok ciddi bir adeletsizlik söz konusu. Kulin duygularını, "Şunu çok iyi anlıyorum: Ben yaşlı bir vatandaş olarak seve seve bırakıyorum hastanedeki yerimi genç insanlara. Ben olsam, ben de önce gençleri kurtarırdım. Bizim zaten bir ayağımız çukura girmiş nasılsa, yakında bir gün gideceğiz. Gemiden ilk beni kurtarmayacaklar elbette ama başka ihtiyaçlarımı yerine getirebilmek için hafta içinde bir zamana ihtiyacım var” diye anlatıyor.

Sokağa çıkma yasaklarının temelinde COVID-19 hastalığı özelinde bu yaş grubunun daha riskli kabul edilmesi ve yaşam hakkının korunması gayesi yatıyor olsa da kısıtlama aslında 65 yaş üstünün bir kısmı için kaldırıldı. İçişleri Bakanlığı'nın 28 Mayıs tarihli genelgesine göre SGK kaydı ve esnaf olduğunu belgeleyenler yine maske ve sosyal mesafe şartıyla işlerine gidip gelebilecek, toplu taşımayı kullanabilecekler.

Ancak ekonomik kaygılarla alınıp alınmadığı tartışılan bu karar, hukukçulara göre ciddi bir eşitsizlik doğuruyor.

Ölçülülük ve eşitlik ihlali mi?

Konuya ilişkin DW Türkçe'nin sorularını yanıtlayan İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu, "Yaşam hakkının korunması ve onların temel hak ve özgürlüklerine getirilen kısıtlamalara bakacak olursak eğer, anayasa bir ölçüt koymuş. Diyor ki; hiçkimsenin temel hak ve özgürlükleri sınırlandırılamaz. Ancak savaş hali ya da salgın gibi olağanüstü durumlarda devlet önlemler alabilir. Yurttaşlar da buna uymak zorundadur. Ancak bunun bir ön koşulu 'ölçülülük ilkesi'. Yani hem eşitlik ilkesini koruyacaksınız hem de durumun gerektirdiği önlemler dışında ölçülülüğü bozan tedbirler almayacaksınız. Alınan tedbirlere bakıldığında bu ölçülülük ve eşitlik ilkesi ihlal edilmiştir” diye konuşuyor.

En son 7 Nisan'da İzmir'den 68 yaşındaki bir avukat "temel hak ve özgürlüklere yönelik kısıtlamalar genelge değil kanunla alınır” diyerek İçişleri Bakanlığı'nın genelgesi aleyhinde Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapmıştı. Moroğlu, bu kişilerin hak ihlallerinin giderilmesi için hukuki süreç başlatmaya yönelik çalışmaların hızlandığına da dikkat çekiyor.

"Yaşlı nüfus oldukça öfkeli"

Türkiye'deki yaşlı nüfus bazı Avrupa ülkelerine kıyasla daha az olsa toplam nüfus içerisinde büyük bir paydayı tutuyor. Türkiye İstatistik Kurumu'nun 2019 yılı verilerine göre Türkiye'de 7 milyon 550 bin 727 kişi 65 yaşın üstünde. Bunun toplam nüfus içindeki oranı yüzde 9 civarında. Yaşlılarla çalışan sivil toplum kuruluşlarının gözlemleri, yasaklar sebebiyle bu yaş grubunda ciddi bir öfkenin oluştuğu yönünde.

DW Türkçe'ye konuşan Yaşlı Hakları Derneği'nden Gülüstü Salur'a göre salgında 65 yaş üstü üzerine düşeni yaptı. Şimdiyse bunun karşılığını alamamaktan şikayetçi. Salur, "Bu yoksunluğun sosyal hayattan yoksun olmanın eve kapalı kalmanın bedelini ödedikleri için çok gerçek bir tepki ve gerçek bir öfke bu. 65 yaş üstü grubu neden isyan eden bir grup olsun? Neden öfkesini bağıran bir gruba dönüşsün ki? Yani burada ‘durun, bekleyin, sabredin' deniyor. Ama zaten onlar da mantıklı buldukları her şeye sabrettiler ve katkıda bulundular. Bunu unutmamamız gerekiyor. Bugün söylenen maske gibi sosyal mesafeyi koruma gibi kurallara en iyi uyacaklar da onlar zaten" değerlendirmesini yapıyor.

Yazar Ayşe Kulin de 65 yaş üstü bir birey olarak yasaklara bu zamana kadar son derece saygılı bir şekilde davrandığının altını çizerek "Bakın işyeri olanlara yasak kalktı. Burada para kazanmak birdenbire sağlıktan daha önemli oluyor. Bunu büyük bir haksızlık olarak görüyorum. Ona izin veriyorsan bana da ver" diye sitem ediyor. Kulin, 65 yaş üstü için sokağa çıkmanın ne anlama geldiğini ise şöyle anlatıyor:

"Artık çoğumuz için sabredilemez bir noktaya geldi. Benim kuşağım alışık değil işlerini internetten yapmaya. Manava gidip sebzemizi kendimiz seçmeyi seviyoruz, banka işlerimizi şubede halledebiliyoruz. Ben şahsen yapamıyorum. Tamam bir ay iki ay bekliyorsunuz ama artık bana yarım gün de olsa bir saat vermeleri lazım. Çünkü bizlerin de hayata karışma hakkım var haftada bir saat dahi olsa."

Deniz Barış Narlı / İstanbul

©️Deutsche Welle Türkçe