‘‘Yaşananlar Hepimiz İçin Güvensizlik ve Güvencesizlik"

Tutuklu gazeteci Barış Terkoğlu'nun eşi VOA Türkçe'ye konuştu. Özge İzdeş Terkoğlu belli haksızlıklardan dönülmediğini görmek insanı dehşete düşürüyor dedi ve yaşananların herkes için güvensizlik ve güvencesizlik olduğunu kaydetti

‘‘Yaşananlar Hepimiz İçin Güvensizlik ve Güvencesizlik"

Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde Türkiye’de cezaevlerinde en az 85 gazeteci bulunuyor. Üstelik son aylarda Türkiye’de basına yönelik soruşturmaların hız kazandığı görülüyor. Son iki ayda tutuklanan sekiz gazeteciden yedisi hala cezaevinde.

Bu gazetecilerden altısının tutuklanma nedeni, Libya’da hayatını kaybeden MİT görevlisiyle ilgili yapılan haberler. Bunlar arasında ilk tutuklanan kişi ise Odatv Haber Müdürü ve Cumhuriyet gazetesi köşe yazarı Barış Terkoğlu.

Barış Terkoğlu savcılıktaki ifadesinde suç unsuru olmadığını söylediği haberi savunmakla birlikte kendisinden bir gün sonra gözaltına alınan Barış Pehlivan, Terkoğlu’nun haberin yayınlanmasında bilgi sahibi olmadığını söyledi. Buna rağmen Odatv Haber Müdürü, 4 Mart’tan bu yana tutuklu.

Özge İzdeş Terkoğlu: ‘‘Belli haksızlıklardan dönülmediğini görmemiz, insanı dehşete düşüyor’’

Eşi Özge İzdeş Terkoğlu, yaşananların herkes için güvensizlik ve güvencesizlik anlamına geldiğini söylüyor.

VOA Türkçe’nin sorularını yanıtlayan İzdeş Terkoğlu, ‘‘Yapılan haberin kendisinin de hiçbir şekilde suç içerdiğini düşünmüyorum. Dolayısıyla yalnız eşimin değil Barış Pehlivan’ın da Hülya Kılınç’ın da içeride olması yanlış. Hatta bunun bir soruşturma konusu olması bile doğru gelmiyor. Özellikle haberle ilişkisinin olmadığı tespit edilen Barış’ın durumuna baktığımda tutuklamaların son derece keyfi bir uygulama olduğu görülüyor. Bu hepimiz için güvensizlik ve güvencesizlik. Herkesin hepimizin başına her an her şey gelebilir ve keyfi bir şekilde tutuklu kalabiliriz duygusu yaratıyor. Üstelik hayati tehlikenin kol gezdiği bir salgın ortamında cezaevi gibi kendi adınıza karar veremeyeceğiniz bir yerde hayatınız tehlikeye atılarak alıkonabiliriz demek oluyor. Belli haksızlıkların sürdürülebilir olduğunu görmemiz hala bunlardan dönülmediğini görmemiz, insanı dehşete düşüyor’’ diyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Barış Terkoğlu ile birlikte tutuklu olan Odatv genel yayın yönetmeni Barış Pehlivan, Odatv’ye haberi geçen muhabir Hülya Kılınç, Yeni Yaşam gazetesi yayın yönetmeni Ferhat Çelik, Yeni Yaşam yazı işleri müdürü Aydın Keser, Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Murat Ağırel ile yurtdışında bulunan gazeteci Erk Acarer’le ilgili 8 yıldan 18 yıla kadar hapis isteminde bulunan iddianameyi 24 Nisan’da mahkemeye sundu.

‘‘Düşmanca bakış açısıyla baksam bile rasyonel olan tahliye edilmeleri’’

Ancak soruşturmada gizlilik kararı olduğundan henüz mahkemenin kabul etmediği iddianameyi avukatlar görmüş değil. Özge İzdeş Terkoğlu, artık tahliyelerin kaçınılmaz olduğu görüşünde.

‘‘İddianame ortaya çıktı, onun öncesinde yaratılan gizem tablosu ortadan kalkacak. Neyle suçlandıkları artık iddianamede de görülecek. Meselenin başı sonu iyice belli olacak. Düşmanca bakış açısıyla bile baksam ve düşmanımın aklından düşünmeye çalışsam bile şu aşamada rasyonel olan gerçekten onları tahliye etmek olur. Dolayısıyla Barış’ın kesinlikle tahliye edilmesi gerekiyor. Şu anda tutuklu olmasının yasal dayanağı yok. Belli dönüm noktalarında belli beklentiler oluşuyor. Ama bu duyguya kendimizi kaptırmıyoruz. Zira olana kadar ümit etmemek gerektiğini yaşayarak öğrendik. Yine de bir savcı veya bir hakimin bir noktada yaşanan hukuksuzluğa hele de salgın ortamında ortak olmaktan çekinmesi lazım. Üstelik onları tutuklu olarak yargılamaya çalışmanın politik bir fonksiyonu da kalmadı artık. Eğer birilerine mesaj vermek istiyorlarsa muhtemelen verdiler. Bütün bunların artık bitmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama bitmeyebilir. Şaşırır mıyım? Şaşırmam.’’

‘‘Vatan hainliği elbisesi Barış’ın üzerine giydirilemez, yazdığı yazılar bunu söküp atıyor’’

14 Nisan’da TBMM’de kabul edilen 70 maddelik infaz düzenlemesi gazetecileri de kapsayacaktı. Ancak AKP Grubu’nun gece yarısı verdiği teklifle MİT Kanunu’na yönelik suçlar da paketin kapsamında çıkarıldı.

Özge İzdeş Terkoğlu, bu durumun kendisini ilk başta ürküttüğünü söylüyor.

‘‘Açıkçası gece yarısı 3’te yapılan düzenlemeden sonra ben sarsılmıştım. Çünkü sabah 3’te belli kişileri hedef alarak yapıldığı hissini kamuoyunda yaratan ‘adeta kişiye özel’ bir düzenleme yapacaklarına, insan akıl sır erdiremiyor. ‘Bu kadarını yapmazlar’ diyeceğiniz tarzda ileri bir müdahale. Böyle bir hareketin o kadar fütursuzca yapılması açıkçası beni hepimiz adına ürküttü. Ama toparlanmamız hiç de uzun sürmedi. Bundan dokuz yıl önce de olmayacak bir şekilde, on dokuz yılla yargılanmıştı Barış. Şimdi tek fiilden iki suç çıkarılıyor. Hem MİT Kanunu’nun 27. maddesinden hem de TCK 329’dan iddianame hazırlanıyor. Halbuki böyle bir şeyin hukuka aykırılığı hukuk fakültesi birinci sınıfında öğretiliyor. Gerçekten akıllara durgunluk veren şeyler yaşanıyor. Dokuz yıl önce de böyle şeyler yaşıyorduk ne yazık ki hiçbir şey değişmiyor.’’

‘‘Tutuklamaya gelinen gece Barış, yeni kitabı editliyordu, belki çekindikleri şeyler vardır’’

Barış Terkoğlu ‘Sızıntı-Wikileaks’te Ünlü Türkler’ adlı ilk kitabını 2011 yılında Barış Pehlivan’la birlikte Odatv davasında tutuklu oldukları sırada yazdı.

İkilinin daha sonra kaleme aldıkları ‘Mahrem-Türkiye’nin Gizli Sırları’ ve ‘Metastaz’ adını verdikleri kitapları da çok satanlar arasına girdi. Özge İzdeş Terkoğlu, eşi ve Pehlivan’ın dördüncü kitaplarını bitirmek üzereyken tutuklandıklarını dile getiriyor.

‘‘Tam olarak bunun arkasındaki dinamikleri anlamak bilmiyorum ne kadar zaman alır? Tam olarak anlayabilir miyiz? Bilmiyorum. Eşim Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan oldukça ses getiren kitaplar, köşeleri yazıyor. Haberler yapıyorlar. Bunları yaparken de son derece cesur kabul edilebilen bir gazetecilik örneği sergiliyorlar. ‘Metastaz’ kitabı, bu anlamda önemli bir kitaptı ve onun ikincisini hazırlıyorlardı. Hatta tutuklamaya gelinen gece aslında Barış, daha yeni uyumuştu ve bitmiş kitabın editleri yapılıyordu. Onun hazırlık sürecinden belli çevreler haberdardırlar, o kitabın içeriğinde belki çekindikleri şeyler vardır. Tam olarak hangi dinamikler nasıl işledi bilemiyorum. Ama şunu söyleyebilirim, Barışlar ilk tutuklandıklarında bugün FETÖ diye yaygın olarak kullanılan o zaman Fetullah Gülen cemaati denen yapının kimsenin cesaret edemediği usulsüzlüklerini yazıyorlardı. Fetullah Gülen cemaatini ve daha nicelerini yazıyorlardı. Defalarca bu tür linç kampanyaları yaşandı, dönem dönem ölüm tehditleri yaşandı. Şimdi ben geriye dönüp bakıyorum. Biz on yıldır evliyiz bu on yılın içinde hiçbir tehdit almadığımız ya da bir tutuklanma ihtimali, gözaltı ve mahkeme ihtimalinin belirmediği, bunun bu anlamda işaret edilmedikleri bir dönem oldu mu diye düşünüyorum? Ne yazık ki pek bulamıyorum. Yaptığı gazetecilik bazı kesimlerin ayağına basıyor. Bunlar güçlü kesimler olduğu ölçüde ne yazık ki eşim de Barış Pehlivan da sık sık hapisle tehdit ediliyorlar. İfşa olmuş bir kişinin cenaze töreni hakkında yapılan haber üzerinden yine bir linç kampanyası başlatıldı. Dolayısıyla sık sık beklediğimiz bir şey bu kez nihayetine ulaştırıldı.’’

‘‘Babasının tutuklandığını bir hafta sonra söyledim, öfkelendi ama ağlamadı’’

Terkoğlu çiftinin altı yaşında bir erkek çocukları var.

İlk bir hafta avukatların yapacağı tutukluluğa yönelik itirazların mahkeme tarafından kabul edilebileceği umuduyla babasının tutuklandığını oğluna söylemediğini belirten İzdeş Terkoğlu, sonrasında yaşananları şöyle anlatıyor:

"Oğluma neler olduğunu olduğu gibi anlattım. Babasının iyi bir gazeteci olduğunu, yaptığı haberler nedeniyle tutuklandığı, bu tutuklamanın bir hata olduğunu, hiçbir suçu olmadığını, eninde sonunda bu hatayı anlayacaklarını, bizim de anlamaları için anlatmaya çalışacağımızı anlattım. ‘Biraz sabretmeye çalışacağız, birbirimizi özleyeceğiz’ dedim. O da açıkçası bu duruma öfkelendi ama ağlamadı. Özlediğini ve öfkelendiğini söyledi. ‘Anlatmamız gerek’ dedi Kendince çözüm üretmeye çalıştı. Hemen babasına mektup yazmak istedi, yazdık. Polise de mektup yazmak istedi. O küçük olduğu için henüz hakim, savcı gibi meslek gruplarına aşina değil. Onun için hukuk, hapis, cezaevi ancak polislikle özdeşleşiyor. Polislere mektup yazdı anlatmaya çalıştı. Telefonda babasıyla da son derece neşeli konuşuyor. Babası da öyle konuşuyor. Corona nedeniyle alınan önlemler çerçevesinde görüşler iptal edildi. Ben ilk haftaki görüşten sonra bir daha Barış’ı göremedim. Görüş normalde bir saat oluyor haftada. Ayrıca on dakika da telefonla görüşme hakkımız vardı. Şimdi o görüşün yerine on dakika daha telefon görüşü eklendi. Dolayısıyla beni haftada bir gün arıyor ve yirmi dakika telefonda görüşüyoruz. Hepsi bu."