---
title: "Dü’de Kürtaj Araştırması"
date: "2012-07-09 15:27:18"
author: "İHA"
tags: "Diyarbakır", "tecavüz", "Dicle Üniversitesi", "Uludere", "Türkiye"
canonical_url: "https://www.mynet.com/dude-kurtaj-arastirmasi-180100316139"
original_url: "https://www.mynet.com/dude-kurtaj-arastirmasi-180100316139"
---
# Dü’de Kürtaj Araştırması
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir” demesinin ardından kürtaj ile ilgili yasa çıkartma hazırlığı yapılırken; Dicle Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından da Diyarbakır’da Kürtaj’a bakış anketi yapıldı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir” demesinin ardından kürtaj ile ilgili yasa çıkartma hazırlığı yapılırken; Dicle Üniversitesi Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından toplam bin 100 kişi üzerinden anket yapıldı. Anket hem Diyarbakır’ın ilçelerinde ve merkez’de yapılırken çıkan sonuçları Dicle Üniversitesi Genel Sekreteri Prof. Dr. Sabri Eyigün, Rektörlük toplantı salonunda açıkladı. Eyigün, özellikle dini inancın kürtaja en büyük etken olduğunu belirtirken çıkan sonuçları şöyle sıraladı:
“Katılımcıların yaklaşık 4/3’ünün temelde kürtaja karşı bir tutum içinde olmalarına rağmen, kürtaj yaptırma oranı yine de yüksek. Yasal düzenlemeler yapılırken bu konu iyice araştırılmalıdır. Araştırmaya katılanların yüzde 63’ü kürtajı ‘Bebeğin Yaşam Hakkı’ olarak değerlendiriyor. Kürtaja karşı olan bölge insanının büyük bir kısmı görüşlerini dini inançlarıyla temellendiriyorlar. Tecavüz durumu, kürtaj yaptırmanın öncelikli nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Bölgede tecavüz sonrası hamileliği devam ettirmek sosyolojik olarak imkansız görünmektedir. Eğitim seviyesi yükseldikçe kürtaja bakışta bir değişimin söz konusu olduğu görülmektedir. Katılımcıların yüzde 13,2’si tecavüz sonucu dünyaya gelen bir bebeğin 'Masum olmadığını' düşünüyor. Üniversite mezunlarının yüzde 25,1 gibi azımsanmayacak bir kısmı tecavüze uğrayan bir kadının 'Kirlenmiş bir kadın' olarak görüyor. Kadınlar erkelere oranla kürtajın yapılmasına daha çok taraflar. Hangi durumlarda kürtaj yapılabileceği konusunda, 'Bebeğin sakat kalması' durumu dışında toplumda cinsle arasında tam bir mutabakat yok. Evlilerin yüzde 65,7’si, bekarların ise yüzde 51,7’si anneni sağlığını kürtaj yaptırmanın ilk öncelikli nedeni olarak görmektedir. Çok boyutlu olan, 'Diyarbakır’da Kürtaja yaklaşım' araştırmasında, bölgeye özgü bazı sosyolojik gerçekliklerin olduğu saptanmıştır”.
Eyigün, yaptıkları araştırma’da her partiye BDP, AK Parti ve CHP seçmenine de soru yöneltildiğini belirterek “BDP seçmeninin yüzde 56,sı, AK Parti seçmeninin yüzde 76,6 sı, CHP seçmeninin ise yüzde 52,6 sı kürtajın yasaklanmasına taraftar. Araştırmaya Katılanların Yaklaşık 4/3’ü temelde kürtaja karşı, ancak bölgede kürtaj oranı yüksek. Katılımcılar arsında kürtaj yaptırmaya karşı çok belirgin bir tutumun varlığı açıkça gözlenmektedir. Bulgulara göre katılımcıların 4/3’ü gibi büyük bir çoğunluğu henüz dünyaya gelmemiş bir çocuğun hayatına kürtajla son vermenin doğru olmadığı görüşünü belirtmişlerdir. Ancak kürtajın yasaklanmasına taraftar mısınız? sorusuna yüzde 62,5,’inin evet demesi arasında yüzde 10’luk bir fark gözükmektedir. Bu sonuç, bir kısım insanların temelde, dini ve geleneklere bağlılık açısından kürtaja karşı olmalarına rağmen, çeşitli nedenlerle bütünüyle yasaklanması konusunda da çekinceleri olduğu şeklinde yorumlanabilir. Diğer taraftan araştırmaya katılanların, yakın çevrelerinde kürtaj yaptıranların olup olmadığı sorusuna yüzde 31,5 gibi bir çoğunluğunun evet yanıtını vermesi bölgede kürtaj oranının tahmin edilenden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Çünkü kürtaj gibi özel alana giren bir konudan herkesin haberdar olamayacağı bir gerçektir. Tecavüz durumu, kürtaj yaptırmanın öncelikli nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Bulgulara göre tecavüz durumu, kürtaj yaptırmanın öncelikli nedenleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Kürtajın yapılmasına taraftar olanların yüzde 36,4’ü gibi bir çoğunluğu “Tecavüz durumuna bağlı olarak çocuğun dünyaya gelmesini doğru bulmadığı” için yanıtını vermiştir. Bunu yüzde 31,7 ile Bireyin tercih hakkı seçeneği izlemektedir. Ayrıca araştırmaya katılanlar, tecavüz durumuna bağlı olarak kürtaj yaptırmayı, çocuğun sakat kalması durumunda kürtaj yaptırmaktan en az iki kat daha fazla gerekli görmektedirler. Tüm gelir gruplarında oranlar farklı da olsa benzer bir yaklaşım biçimi söz konusudur. Örneğin sizce hangi durumlarda kürtaj yapılabilir? sorusuna yüksek gelir grubunda olanların yüzde 28,7 si tecavüz durumunda, yüzde 12,8 ise bebeğin sakat kalacağı anlaşılacağında yanıtını vermiştir. Düşük gelir grubuna ait katılımcılar, bu soruya yüzde 13,2 ile tecavüz durumunda, yüzde 5,7 ile bebeğin sakat kalması durumunda yanıtını vermişlerdir. Bu değerlendirme biçimini güçlendiren bir başka bulgu ise, tecavüze uğrayan kadına karşı olan bakış açısında kendisini göstermektedir” dedi.
“TECAVÜZE UĞRAYAN KADIN KİRLENMİŞ MİDİR SORUSUNA ÜNİVERSİTE MEZUNLARININ YÜZDE 25’İ EVET DEDİ”
Prof. Dr. Sabri Eyigün, tecavüz nedeniyle olacak olan çocuğu bölgenin töre ve namus algısı nedeniyle büyük çoğunlukta istenmediğini belirterek, “Tecavüze uğrayan bir kadının kirlenmiş olduğuna katılıyor musunuz? sorusuna yüksek gelir grubundan katılımcıların yüzde 32,3’ü, ilköğretim mezunlarının yüzde 26’sı Üniversite mezunlarının yüzde 25 ’i evet katılıyoruz yanıtını vermiştir. Bu bulguları sosyolojik olarak, bölge insanının töre ve namus algısı konusunda sahip olduğu yüksek hassasiyetten dolayı, tecavüz durumuna bağlı olarak bir çocuğun dünyaya gelmesini çok büyük oranda kabul etmeyeceği şeklinde değerlendirebiliriz. Bölgede tecavüz sonrası hamileliği devam ettirmek sosyolojik olarak imkansız görünmektedir. Kürtaj konusunda yasa yapılırken bu sosyolojik gerçekliğin göz önünde bulundurulması gerekir” dedi.
“DİNİ HASSASİYET KÜRTAJA KARŞI OLMANIN EN BÜYÜK GEREKÇESİ”
Eyigün, dini hassasiyetlerin kürtaja karşı en büyük hassasiyet olduğunu belirterek şöyle devam etti “Araştırmaya katılanlar arasında en önemli farklılaşmanın inanç ve geleneklere bağlılık düzeyine göre ortaya çıktığı görülmektedir. Çünkü kürtaja karşı olan bölge insanının büyük bir kısmı görüşlerini dini inançlarıyla temellendir. Kürtaja karşı olanların en büyük gerekçesi birinci sırada yüzde 50,9’la dini hassasiyet, ikinci sırada ise yüzde 35,8 ile insan hakları gelmektedir. Dindarlık düzeyi arttıkça kürtaja karşı olan tutum da artmaktadır. Örneğin çok dindar olanların yüzde 71’i kürtaj yasaklanmalıdır derken, daha az dindar olanların yüzde 41’i yasaklanmalıdır diye cevap vermiştir. Bir çocuğun hayatına kürtajla son vermek doğru mu? sorusuna kendisini çok dindar görenlerin yüzde 82,3’ü hayır, yüzde 11,7’si ise evet yanıtını verirken, bu oran kendisini orta düzeyde dindar görenlerde yüzde 59,4 hayır, yüzde 15,7 evet şeklinde olmuştur. Dindarlık düzeyi yükseldikçe tecavüz çocuğuna bakışta da olumsuzdan olumluya doğru bir artışın söz konusu olduğu görülmektedir. Dindarlık düzeyi yüksek olanlardan tecavüz çocuğunu masum görenlerin oranı yüzde 80,9 iken, dindarlık düzeyi az olanlarda yüzde 60 tır. Diyarbakır'ı Türkiye'nin diğer bölgelerinden ayıran en önemli özellik, bu dini hassasiyet, gelenek ve göreneklerin, ekonomik ve eğitim farkından daha fazla insanların davranış biçimlerine, tutumlarına, yansımasıdır” dedi.
“EĞİTİM SEVİYESİ YÜKSELDİKÇE KÜRTAJA BAKIŞTA BİR DEĞİŞİM SÖZ KONUSU”
Eyigün Eğitim seviyesi arttıkça kürtaja bakışta bir değişimin söz konusu olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti “Kürtaj konusunda Diyarbakır kamuoyunda var olan görüşlerde eğitim seviyesine göre bazı değişiklikler gözlenmektedir. Örneğin, bir çocuğun hayatına kürtajla son vermek doğru mu? Sorusuna ilköğretim mezunlarının yüzde 11,7’si, Üniversite mezunlarının ise yüzde 20,6’si evet cevabını vermiştir. Aynı durum sizce hangi durumlarda kürtaj yapılabilir? Sorusuna verilen cevaplarda da görülmektedir. İlköğretim mezunlarının yüzde 78 annenin sağlığı tehlikeye girdiğinde kürtajın yapılmasına taraftar olurken, bu oran üniversite mezunlarında yüzde 53,8’de kalmaktadır. Aynı soruya ilköğretim mezunlarının yüzde 12,6’si, üniversite mezunlarının yüzde 24,8’i Tecavüz durumunda yanıtını vermiştir. Kürtaj konusunda hangi görüşe katılıyorsunuz? Sorusuna ilköğretim mezunlarının yüzde 35,2’si Kadının tercih hakkı, yüzde 64,8’i ise Çocuğun yaşam hakkı yanıtını vermiştir. Bu soruya üniversite mezunlarının yüzde 44,2’si Kadının tercih hakkı, yüzde 55,8’i ise Çocuğun yaşam hakkı yanıtını vermiştir. Tecavüz sonucu dünyaya gelen bir bebekle ilgili fikriniz nedir sorunsa ilköğretim mezunlarının yüzde 85,6’si masum derken, üniversite mezunlarının yüzde 67,1’i masumdur yanıtını vermiştir. Tecavüze uğrayan bir kadının kirlenmiş olduğuna katılıyor musunuz sorunsa ilköğretim mezunlarının yüzde 26,’sı evet derken, üniversite öğrencilerinin yüzde 11,1’i evet demiştir. Bu kapsamda çalışmanın sonuçlarında en çok dikkat çekici noktalardan birini, eğitim ve gelir düzeyi daha yüksek olanların gerek tecavüze uğrayan bayana gerekse tecavüzden sonra dünyaya gelen çocuğa bakış açısının diğer gruplara göre daha hoşgörüsüz olması oluşturmaktadır. Aynı durum geleneklere ve dine bağlılık durumunda da ortaya çıkmıştır. Geleneklerine ve dinlerine daha çok bağlı olduğunu ifade edenlerin gerek tecavüze uğrayan bayanı gerek tecavüzden sonra dünyaya gelen çocuğu masum kabul etme oranı daha yüksektir. Bu göstergeler bize bölgedeki gerek siyasal davranış biçimde gerekse diğer tutum ve tavır almalarda ekonomik durum ve eğitimden çok; geleneklerin ve dinin etkili olduğunu göstermektedir” dedi.
“YÜKSEK GELİR GRUBUNDA OLANLAR, DÜŞÜK GELİR GRUBUNDA OLANLARA ORANLA KÜRTAJIN YAPILMASINA DAHA ÇOK TARAFTAR”
Prof. Dr. Sabri Eyigün, lüksek gelir gurubunda olan insanların kürtaja daha ok taraf olduğunu belirterek konuşmasına şöyle devam etti “Bir çocuğun hayatına kürtajla son vermek doğru mu? Sorusuna yüksek gelir düzeyine sahip olanların yüzde 26si evet yanıtını verirken, düşük gelir düzeyine sahip olanlarda bu oran yüzde 14,4’te kalmıştır. Konuya sosyolojik olarak yaklaştığımızda bölge gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Bölgede özellikle düşük gelir grubunda olan kadınların çok çocuk doğurması, özellikle erkek çocuk doğurması bir anlamda onun evlilik sigortası anlamına geldiğinde kürtaj konusuna üst gelir grubundan kadınlara göre daha net bir karşı tutum sergileyebiliyorlar” dedi.
“AK PARTİ SEÇMENİNİN YÜZDE 76,6'SI KÜRTAJIN YASAKLANMASINA TARAFTAR”
Eyigün, Sizce hangi durumlarda kürtaj yapılabilir? Sorusuna AK Parti ve BDP seçmenin yaklaşık yüzde 68 annenin sağlığı tehlikede olduğunda derken, CHP seçmenin yüzde 48 annenin sağlığı cevabını verdiğini, belirterek şöyle devam etti “Hem Diyarbakır'da hem de bölge genelinde ekonomik, eğitim ve siyasal düşünce bakımından önemli ölçüde bir farklılaşma bulunmaktadır. Örneğin Diyarbakır'daki üst gelir grubundaki insanlar ile alt gelir grubundaki fark Diyarbakır ölçeğindeki Türkiye'nin diğer bölgelerindeki kentlere göre daha fazladır. Aynı durum bölgenin diğer illeri için de söylenebilir. Fakat genelde bölgenin özelde ise Diyarbakır'ı Türkiye'nin diğer bölgelerinden ayıran en önemli özellik, bu ekonomik, eğitim ve siyasal farkın, insanların davranış biçimlerine, tutumlarına, tavırlarına aynı oranda yansımamasıdır” dedi.
