Yorum: Adaletin belini kırmak

"Avukat Zeycan Balcı’nın yaşadıkları, Türkiye’de adaletin başına gelenlerin vücut bulmuş hali adeta.

Yorum: Adaletin belini kırmak

Zira her gün adaletin beli kırılıyor. Osman Kavala vakasında olduğu gibi." Banu Güven DW Türkçe için yazdı.Avukat Zeycan Balcı bundan üç buçuk yıl önce adalet talebiyle Çağlayan Adliyesi'ndeydi. Meslektaşlarının yargılandığı bir duruşmadan sonra, adliyenin girişindeki merdivenlere oturmuş basın açıklamasını dinliyordu. Çok uzun zamandır tekrarlanan şey oldu, basın açıklamasına polis "müdahale" etti. Bir polis, avukat cüppesiyle merdivenlerde oturan avukat Zeycan Balcı'yı defalarca tekmeledi. Polis herkesin de gözü önünde tekmeleye tekmelere avukatın belini kırdı. Adaletin üç sac ayağından biri olan savunmanın bir temsilcisi, adalet tanrıçası Themis'in huzurunda adliyenin merdivenlerinde çöktü, kaldı. Uzun terapi sürecinin ardından hayatına yüzde 24 oranında engelli olarak devam ediyor.

Bir kamu görevlisinin işlediği bu suçla ilgili davanın ilk duruşması üç buçuk yıl sonra görülebildi. Görüntülerden tespit edilen sanık polis, kendini "Ben yapmadım" diye savundu. Bilirkişi raporuna rağmen. "Emri kim verdi" sorusuna ise "Hatırlamıyorum" cevabını verdi. Avukatın belinin kırılmasıyla ilgili davanın bir sonraki duruşması 4 ay sonraya, Nisan ayına kaldı. Adaletin tamiri için acele yok yani.

Avukat Zeycan Balcı'nın yaşadıkları, Türkiye'de adaletin başına gelenlerin vücut bulmuş hali adeta. Zira her gün adaletin beli kırılıyor. Hem de öyle böyle değil. Aynı o gün adliye merdivenlerinde olduğu gibi. Herkesin gözü önünde, hiç umursamadan, büyük bir hınçla. İnsanların özgürlüklerinden çalınan zamanlar geri gelmiyor. Yani hem adalet kavramında hem de hayatlarda kalıcı bir sakatlık bırakıyor bu durum. Hatta felç ediyor.

Son olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) de Osman Kavala kararında ilan ettiği durum bu. AİHM dedi ki, Osman Kavala'nın tutuklanması hürriyet hakkının ihlalidir, çünkü üzerine atılı suçlama için yeterli ve ikna edici nitelikte delil sunulamamıştır. Finanse ve organize etmekle suçlandığı Gezi Olayları'ndan 4 yıl sonra tutuklanması da AİHM tarafından altı çizilen bir hukuka aykırılık. Kavala hakkındaki iddianamenin hazırlanmasının da 1 yıl 4 ay sürdüğünü de hatırlatalım. Kavala'nın başvurusunun Anayasa Mahkemesi tarafından geç görüşülmesi de ayrı bir ihlal konusu oldu. Zamanında tescilli Gülenci savcı ve polislerin yürüttüğü soruşturmalar ve usülsüz dinlemelerin "yeniden kıymetlendirilmesiyle" hazırlanmış bu iddianamenin içi de çürük mü çürük. Bunların hepsi gün gibi ortadayken, Kavala'yı bırakmamak için gösterilen gayret, utanma arlanma kalmadığını gösterdi bize.

AİHM Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18'inci maddesini ihlal ettiğine de karar verdi. Bu madde özetle hak ve özgürlüklerin meşru durumlar dışında kısıtlanamayacağını söylüyor. Yani AİHM'deki hakimler Türkiye'nin Kavala'nın hak ve özgürlüğünü hukuk dışı, yani siyasi nedenlerle ihlal edildiğini de dünya âleme ilan etti.

Kararın en çarpıcı bölümü bununla ilgili olan, "tutukluluğun Kavala ile birlikte hak savunucularını da susturmak amacını taşıdığı" tespitiydi. Adaletin beli Kavala davasında da böyle kırıldı işte.

AİHM'nin bu kararı, geçen Mayıs ayında, Kavala'nın tutukluluğunun 17'inci ayında "İhlal yoktur" diyen Anayasa Mahkemesi üyelerinin de önüne de gelmiştir herhalde. Ama herhangi bir utanma duygusu yaratmış mıdır? Orası müphem.

Türkiye'de siyasi nedenlerle özgürlüklerinden edilenlerin sayısı az buz değil. Bunların bazılarından haberdar bile değilsiniz. Osman Kavala davası gibi, adaletin yine herkesin gözü önünde darp edildiği, herkesin bildiği bir başka sembol vaka daha var. Selahattin Demirtaş vakası.

AİHM, Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 18'inci maddesini ihlal ettiğine, yani siyasi saikle tutuklama yaptığına dair ilk hükmü de Demirtaş ile ilgili olarak vermişti. Tutukluluğun uzaması, Demirtaş'ın siyasi faaliyetlerden alıkoyulması gibi saptamalar da bu kararda yer almıştı. Utanmak bir yana, Türkiye AİHM'nin bu kararına itiraz etti. Dava AİHM Büyük Dairesi'ne taşındı. Eylül'de duruşması yapılan davaya ilişkin karar yakında çıkacak. O karar da Türkiye'de adaletin beline beline, üst üste, ayan beyan nasıl tekmeler indirildiğini tekrar ortaya koyacak.

Türkiye'de kinle ve hınçla beli kırılan adalet, adliyenin merdivenlerinde yatıyor. Tekmeyi atanlar yargılanıp cezalandırılmadıkları sürece de oradan kalkamayacak.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe