Yorum: Duvar’ın yıkılması misafir işçilerin uyumuna ket vurdu

Almanya’nın birleşmesinden olumsuz etkilenenler de oldu.

DW Türkçe Yayınlar Sorumlusu Erkan Arıkan’a göre bunlar arasında o döneme kadar Almanya’ya gelen “misafir işçiler” de bulunuyordu.9 Kasım 1989 Perşembe akşamı saat 19.30'u biraz geçe her zamanki gibi televizyonun başında akşam haberlerini izliyordum. Sunucunun o dakikalarda Berlin Duvarı'nın yıkılıyor olduğu şeklindeki o inanılmaz haberi paylaşmasıyla, beni de büyük bir mutluluk ve rahatlama hissi sardı. Çocukluk yıllarını Berlin'in Wedding semtindeki Bernauer Caddesi yakınlarında geçirmiş bir "misafir işçi” çocuğu olarak, Berlin Duvarı'yla büyüdüm. 1970'li yıllarda komşuların Duvar'ın öte tarafında yaşamak zorunda kalan aileleriyle ilgili anlattıkları hikayeler hafızama kazınarak...

Elbette 9 Kasım'da gecenin ilerleyen saatlerinde arkadaşlarımla birlikte çocukluğumun geçtiği mekana, Bernauer Caddesi'ne gidip bu tarihi ana birebir tanıklık ettim. Tüm gece sınırdan geçerek Batı Berlin'e gelen insanları sevinç çığlıklarıyla karşıladık. O muhteşem anları bugün bile gözlerim dolarak hatırlarım.

Misafir işçilerin uyumu konusu rafa kaldırıldı

Birleşen Almanya'nın batısında 1980'li yılların ortalarından itibaren uyum için birçok adım atıldı. Almanca kursları ve spor kulüpleri, Almancanın öğrenilmesinin ve Alman toplumuna uyumun güvencesiydi. Benim gibi bazı "misafir işçi" çocukları büyük kentlerin yabancıların toplandığı semtlerinden çıkma şansına erişerek - sık sık kullanılan ifadeyle - başarılı entegrasyonun birer örneği oldular. Elbette birçoğunun mevcut paralel toplumlar içinde başarılı olabilmek için dişini tırnağına takarak çalışmak zorunda kalması da görmezden gelinmemeli. Misafir işçilerin çocukları arasından ilk Türk kökenli milletvekili Leyla Onur ve Yeşiller Partili Cem Özdemir gibi federal düzeyde siyasi bir kariyer yapmayı başaran isimler de çıktı.

Ancak bence 1990 yılında bir kırılma yaşandı. Tüm Almanya bir anda Almanya'nın birleşmesiyle oluşan yeni eyaletlere odaklandı. O dönemde uyum konusunda önem skalasında çok yukarıda bulunan Türk kökenli misafir işçiler Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla alt sıralara geriledi. Atılan her adım dönemin başbakanı Helmut Kohl'ün yeni eyaletler bağlamında sözünü verdiği "serpilip gelişen bölgeler" idealini gerçeğe dönüştürmek için oldu. Doğu'yu kalkındırmak için biz "yabancıların" bile bugün de ödediği Dayanışma Vergisi getirildi. Almanya'nın bugünkü ekonomik güç haline dönüşmesinde her kökenden misafir işçinin belirleyici etkisi var. Ama sonra ne oldu? Peki misafir işçilere nasıl yaklaşıldı? Bir gecede kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalan "göçmenlere" dönüştüler. Başta teşvik edilen uyum, daha sonra sadece talep edilmeye başlandı.

Gerek Almanya'nın doğusunda gerekse batısında birçok kişi adeta geride bırakılmış gibi hissetti. Birçokları Almanya'nın birleşmesiyle çok daha iyi zamanların geleceğini umdu ve hayal kırıklığına uğradı. Doğuda da batıda da ihmal edilen insanlar oldu. Bunlar arasında birleşme sürecinde yalnız bırakılan sayısız göçmen de var. Bana göre, misafir işçilerin uyumu rafa kaldırıldı. Durumu iyileşmesi gereken doğudaki seçmenin oyu bir anda tüm Alman toplumundaki yabancı kökenli insanların bütünleşmesinden daha önemli hale geldi.

Arap kökenli bakan, Türk kökenli genel müdür

Berlin Duvarı yıkılmasaydı eski misafir işçilerle bugünkü göçmenlere ne olurdu sorusu ise çok sık tartışıldı. Bugün bunu tasavvur edebilir miyim? Ya da bunu yapmayı ister miyim? Evet, kişinin durup bunu da kendine sorması lazım. Yabancı kökenli insanların uyumu 1980'li yılların sonuna kadar olduğu gibi devam etseydi, muhtemelen bugün Hollanda, Belçika ve Fransa'dakine benzer bir durumun yaşanması mümkündü.

Bu ülkelerde sözüm ona misafir işçilerin misafir olmadığı, yerleşmek istedikleri ve yerleşecekleri erken anlaşıldı. Yerleşecek ve çoğunluk toplumunun bir parçası olacakları... Almanya'da da durum böyle olsaydı, belki bugün bizim de adı Öztürk, al-Omari veya Kovac olan bakanlarımız, DAX firmalarında Avusturya ya da İsviçre yerine İran, Suriye veya Türk kökenli yönetim kurulu üyelerimiz olurdu. Hatta belki kamu yayın kuruluşlarından birinin genel müdürü aslen Mağrip ülkelerinden geliyor olurdu. Belki de 50-60 yıl sonra Almanya'nın yeniden ayrılması için çaba sarf eden Türk kökenli bir Başbakanımız olurdu.

Elbette bunların hepsi spekülasyon... Nasıl olurdu sorusunun yanıtını asla bilemeyeceğiz. Ancak bildiğimiz bir şey var, o da şudur: 1990 yılından sonra Alman hükümetlerinin uyum için gösterilen çabalardan adeta vazgeçildiği hissiyatını yaratmaması gerekirdi.

Erkan Arıkan

©Deutsche Welle Türkçe

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler