HABER

Yorum: Özerk üniversitenin sesi artık öğrenciler

Birkaç yıl öncesine kadar saygın bilim insanlarıyla dolu bazı üniversiteler bugün çölleşmiş vaziyette.

Barış akademisyenlerinin KHK ile ihracının 4 yıldönümünde Banu Güven DW Türkçe'de yazdı.Plan yapılmıştı, senaryo hazırdı.

Erdoğan olağanüstü hal KHK'larıyla adım adım tüm yetkiyi eline aldı. Anayasa'da "üniversiteler özerktir” diye yazsa da, o "Rektörü de atarım, fakülteyi de açarım, enstitüyü de kapatırım, ne istersem yaparım” şeklinde özetlenebilecek kanun değişiklikleriyle tüm gücü elinde topladı. Son bir yıl içinde, hesaplarıma göre 29 üniversitenin rektörünü kendisi belirledi. YÖK artık sadece başvuru alıyor ve bunları ona iletiyor. O kadar. Eskiden fakülte kurulması önerisini de YÖK götürürdü, şimdi bu tür gelişmelerden YÖK'ün de büyük ihtimalle geceyarısı haberi oluyor.

Nasıl alınıyor bu kararlar peki? Cumhurbaşkanının çevresindekiler "Efendim, Melih Bey'e olan direnci iki fakülte açar, oraya da şöyle sağlam atamalar yaparsak kırarız” mı diyorlar? İletişim Fakültesi fikri acaba iletişim gurusu Fahrettin Altun'dan mı çıktı mesela? Hukuk Fakültesi için AİHM kararlarının bağlayıcılığını tanımayan danışmanı Mehmet Uçum'un görüşlerine mi başvurdu? Bu fakültelerin nerede kurulacağı da hesaplanmıştır herhalde. Onun için görüştüğü inşaatçı var mı? Dedikodular doğru mu? Ortadoğu ve Balkanlar'ın en güzel kampüsü olan Güney Kampüs'e rant için göz mü dikildi? Bunlar cevaplarını bilmediğimiz sorular. Demokratik bir ülkede yaşasak, aslında hiç sormayacağımız sorular.

Erdoğan'ın bütün yükseköğretim sistemini avcunun içine aldığının çoktandır farkındayız. Mesela geçen yıl kişiye özel yasa değişikliği bile yaptı Erdoğan. İstanbul Üniversitesi'ne istediği ismi atamak için 1 haftalığına KHK çıkardı ve rektör olmak için üç yıllık profesör olma şartını kaldırdı. O bir hafta içinde bir yıllık profesör olan Nuri Aydın'ı rektörlüğe atadı, KHK sonra yine değiştirildi. Hiç gizlemeden, açık açık yapıldı bu da.

Boğaziçi direnirken, başka üniversiteler neden direnemiyor peki? Çoğu üniversitenin içi boşaltıldığı, ya da çoğunun içi daha en baştan partililerle doldurulduğu için. Bundan birkaç yıl öncesine kadar saygın bilim insanlarıyla dolu üniversiteler bugün çölleşmiş vaziyette. Erdoğan'ın şiddet uygulamaya son vermesini talep ettikleri için terörist ilan ettiği akademisyenler KHK ile ihraç edileli 4 yıl oldu. Onların yerlerini dolduranlar da seslerini çıkarmadan, çıkaramadan işlerine bakıyorlar.

Erdoğan korktukça daha çok korku salmak istiyor. Öğrencilere terörist, memleketin en barışçı protestolardan birini gerçekleştiren öğretim üyelerine provokatör demesi bu yüzden. Gezi davasını canlı tutması, suçmuş gibi yansıtması, Osman Kavala'yı, kurmak istediği totaliter düzeni öngörerek karşı çıktığı için hapiste tutması, dünyanın her yerinde el üstünde tutulan bir akademisyen olan Prof. Dr. Ayşe Buğra'yı itibarsızlaştırmaya çalışması, göstericilere uygulanan şiddetin dozunu yükseltmesi, insanları, öğrencileri hapse ve ev hapsine mahkum ettirmesi de bu yüzden.

Öğrencilerin oluşturduğu Boğaziçi Dayanışması'nın müthiş metnini hatırlatarak bitirmek istiyorum. Sadece Boğaziçi'nde olan biteni değil, iktidarda olduğu sürece, Soma'dan Roboski katliamına kadar, hanesine yazılan tüm günahları hatırlatan bu metin, Erdoğan'ın neden endişelendiğini çok güzel ortaya koyuyor.

O yukarıdan bastırdıkça, Z kuşağı başını daha güçlü kaldırıyor. Üniversitelerden de onların sesi çıkıyor.

Banu Güven

© Deutsche Welle Türkçe

Geri Dön