Yorum: Sığınmacı çocuklardan Erdoğan sorumlu değil

DW'den Barbara Wesel’e göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AB’ye yeni sığınmacı şantajının, Yunan adalarındaki çocukların içinde bulunduğu durumla hiçbir alakası yok.

Yorum: Sığınmacı çocuklardan Erdoğan sorumlu değil

AB sığınmacılar konusunda adım atmak için geç bile kaldı.Almanya'da koalisyon hükümetinin bir grup sığınmacı çocuğu almaya karar vermesi konusunda nereden ilham aldığı bilinmez. Federal İçişleri Bakanı Seehofer bunu daha birkaç hafta önce Avrupalı meslektaşlarının yanında (şu sözlerle) doğrudan reddetmiş, Almanya tek başına hiçbir şey yapmayacağını, bunun Avrupa Birliği (AB) çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini söylemişti. Ancak söz konusu bakan fikir değiştirmeyi seviyor.

Televizyon izleyicileri birkaç gündür Yunanistan-Türkiye sınırındaki çocukların şok içindeki gözlerini ve mağlum sığınmacı kamplarını izlemek zorunda kaldığından beri, durum değişmiş gibi görünüyor. İnsaniyet işte böyle bir şey - kimse bakmadığında bulunmuyor. Ancak Yunan adalarındaki kamplar 2015'teki sığınmacı krizinden bu yana mevcutlar. Başlangıçta küçüklerdi ve geçici bir çözüm olarak görülüyorlardı. Beş yıl sonra üçüncü dünya ülkelerinin bile utanç duyacağı büyük gecekondu kentlere evrildiler.

Avrupa'da kimse üstüne alınmıyor

O zamandan beri düzenli aralıklarla buradaki durumla ilgili haberler yansıyor: Isıtma yok, duş yok, tuvalet yok, yağmurdan korunma imkanı yok, yeterli gıda yok, okul yok. Kulübeler çamur ve çöp deryasında yüzüyor. Umutsuzluk çocuk ve gençleri derin depresyonlara sürüklüyor. İsteyen herkes tüm bunları okuyabilir ve izleyebilir. Basın sürekli olarak insanların burada ne şartlar altında yaşadığını aktarıyor.

Oysa Avrupa'nın başkentlerinde kimse kendini (adım atmak için) yetkili görmüyor. Yunanistan Akdeniz'in doğusundaki sığınmacılar için son durak, son kamp ilan edildiğinden ve Türkiye ile geri kabul anlaşması imzalandığından beri; konu AB için ilk aşamada kapanmış gibi görünüyor.

Sorumlu Erdoğan değil

Ancak sefalet içindeki bu kampların sorumlusu Cumhurbaşkanı Erdoğan değil. Her ne kadar kötü komşu, saygısız otokrat, politika kumarını sorumsuzca oynayan gibi etiketleri hak ettiği düşünülüyor olsa da; Midilli'deki Moria kampındaki rezil durumun sorumluluğu ona ait değil.

Burada sorumluluk öncelikle kötü niyet, organizasyon yetersizliği ve bilinçli şekilde bir baştan savma kombinasyonu sergileyen Yunan hükümetine ait. Fakat yılarca süren borç ve finans krizi bahanesi buraya uzanamıyor. AB Atina'ya yüzlerce milyon euro gönderdi, doğrudan yardım sundu ve son olarak ekstra 350 milyon euro ayırdı. Bunun Yunanistan'daki yaklaşık 70 bin sığınmacıya en azından makul koşullarda yaşama imkanı sağlayabilmesi gerekirdi. Ayrıca kamplarda birçok yardım kuruluşu da görev yapıyor ve tıbbi destek, giyecek ve benzeri yardımlar sağlıyor. Ancak kendimizi kandırmayalım: Midilli ve diğer yerlerdeki bu acınası kareler bilinçli. Zira amaçları korku salmak.

Sadece bu da değil, AB'nin burada kapsamlı ve esaslı bir başarısızlığı söz konusu. Büyüyen sağ popülizm nedeniyle üye ülkeler sığınma ve insan hakları gibi konularla vedalaştı, 'sığınmacı' sözcüğü kara listeye alındı. Avrupalılar yıllardır bir sorunu görmemek için gözlerini eliyle kapayan çocuklar gibi davranıyor. Çözemiyor muyuz? O zaman hallolmuş gibi yapalım!

Artık çocukları kurtarın!

Eğer şu anda Almanya'ya küçük dozda da olsa insaniyet yayılmasına izin verildiyse, o zaman artık bir zahmet harekete geçin: Refakatçisi olmayan çocuk ve gençleri oradan alın. 14 yaşından büyük, erkek ve sağlıklı olsalar da. Bu tür yapay kısıtlamalar yine sadece savunma amacı güdüyor. Tüm bunlar yıllar önce yapılabilirdi. Yine de geç olsun, güç olmasın. Berlin'deki 'hayır'cıları, birkaç yüz çocuğun varlıklı endüstri ülkesi Almanya'nın belini bükemeyeceğine ikna etmede, Almanya'nın dört bir yanından bir dizi belediye başkanının cesur atılımının da yardımı olmuş olabilir.

Alman siyasetçiler, her saat başı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye-Yunanistan sınırındaki şantaj girişimlerine sinirleneceğine; aynaya bakmalı, cesaretsizlikleri ve katı yüreklilikleri nedeniyle utanmalı. Her şeyden önemlisi de şu riyakârlığı bırakmalı. Sayın Friedrich Merz, elbette sığınmacı çocuklara Almanya'da Yunan adalarında olduğundan daha iyi şekilde yardım edilir ve bunun için geç bile kaldık. Başbakan ve açılımında 'Hristiyan' kelimesinin geçtiği bir partinin genel başkanı olmak isteyen kişi, insan da olabilmeli.

Barbara Wesel

© Deutsche Welle Türkçe