İnsanlar açtı, paraları yoktu ama cebindeki son birkaç kuruşu sinemaya vermekten çekinmiyorlardı. Neden mi? Çünkü o dönemde sinema, gerçek dünyadaki sefaletten kaçmanın tek yolu. "Talkies" (sesli filmler) yeni çıkmıştı ve insanlar klimalı salonlarda bir süreliğine de olsa zengin hayatları izlemeye bayılıyordu.
Televizyonun henüz bebek olduğu o yıllarda radyo, evin başköşesiydi. Bir kez radyo aldınız mı, eğlence bedavaydı! Reklam verenler (özellikle temizlik şirketleri) radyoya yatırım yapınca radyo satışları patladı.
Bugün "Pembe Dizi" dediğimiz türün temelleri bu krizde atıldı. Radyoda yayınlanan arkası yarın dramaları dinleyen kitle genellikle ev hanımlarıydı. Procter & Gamble (P&G) gibi devler, bu dizilerin arasına deterjan ve sabun reklamları yerleştirerek doğrudan hedef kitleye ulaştı. Reklamlar o kadar etkiliydi ki krizde bile sabun ve deterjan satışları artmaya devam etti.
Ekonomi ne kadar kötü olursa olsun, kadınlar kendilerini iyi hissetmek istiyor. Koca bir gardırop yenilemek imkansızdı ama bir ruj almak mümkündü. "Küçük lüksler" dediğimiz bu akım sayesinde kozmetik devleri krizden devasa kârlarla çıktı.
Süpermen ve Batman tam da bu dönemde doğdu desek? İnsanların bir kahramana ihtiyacı vardı. 10 cente satılan ucuz kağıtlı macera dergileri, hem çocukların hem de yetişkinlerin en büyük tesellisi oldu.
Dışarıda eğlenmenin maliyeti arttıkça, sosyal hayat evlerin salonlarına taşındı ve bu durum masa oyunları sektöründe bir patlamaya yol açtı. Özellikle 1935 yılında piyasaya sürülen Monopoly, ironik bir şekilde krizin tam ortasında bir fenomen haline geldi.
Garip değil mi? Ford krizde kan kaybederken, Chevrolet ve Chrysler pazar payını artırdı. Bunun sebebi, rakipleri reklam bütçelerini keserken bu markaların agresif pazarlama yapması ve daha uygun fiyatlı modeller sunmasıydı.
Taze et, süt ve sebze fiyatlarının ulaşılamaz hale gelmesi, gıda sektöründe devrim niteliğinde bir değişime yol açtı. Raf ömrü uzun, ucuz ve doyurucu olan konserve gıdalar ile hazır makarnalar mutfakların yeni kralı oldu.