Zaman ve para ayırıp gittiğiniz kuaförden daha güzel çıkmayı beklerken, saçlarınız yanmış ve yıpranmış olarak çıktınız. Üstelik de alelade bir kuaföre gitmemiştiniz. Peki sonuç neden böyle oldu? Saçınız nasıl bu hale geldi?
Mynet okurları içinde her hafta birkaç kişinin saçlarının işlemler sonunda yandığını ya da yıprandığını öğreniyorum ve artık bu durumdan ben de rahatsız olmaya başladım. Ülkemizde kullanılan saç boyaları ve kailteleri o kadar çeşitli ki, doğru ürünü arayan kuaförler de onlarca kaza yapmaya devam ediyor. Bu, aslında Çin malı ürünlere benzedi. Çin malı motorsikletler ile trafikte dolaşmak gibi bir şey. Enteresan olanı, bu araçlara kasko bile yapılmıyormuş. Siz düşünün gerisini. Sonuçta üzerinde insan yolculuk yapıyor. Sanırım herkesin bu mallarla kötü bir tecrübesi olmuştur. Görünürde gayet kullanılabilir olan bu malları kullanmaya başlayınca sonuç fiyasko oluyor. Hep en ucuz işçilik ve hammade seçiliyor.
Saç kozmetiği artık müthiş bir savaşın içine girdi. Dünyada pek beğenilmeyen, ilk yirmiye giremeyen markalar, ülkemize uzun yıllar evvel geldikleri için bir numaradalar. Tabii ardından gelenler iyi olsa bile; tüketici, ancak kuaförünün yönlendirmesi ile doğru sonuca ulaşabiliyor. Bu arada vergi, işçilik ve kira gibi giderler yükseldikçe çoğu kuaför de ucuz malzemeye yönelmeyi tercih ediyor. Peki nasıl oluyor da çok ünlü kuaförler, yabancı markalı salonlar ve hatta ünlülerin gittiği salonlar ya da şubelerinde yapılan işlemlerden sonra bile saçlar nasıl bu şekilde yanıyor, kopuyor ya da çok kötü kesilebiliyor? Bunun tek bir açıklaması var: Denemeler. Evet yanlış okumadınız. Saçlarınız bazen deneme tahtasına dönebiliyor, ya da ihmal edilebiliyor.
Binlerce sayıda küçük salon, mahalle kuaförü adı altında İstanbul’un sokak aralarının vazgeçilmezleri… Bu salonların bir kısmında gerçek sanatkarlar doğru hizmeti veriyor ve büyümeye çalışıyor. Bir kısmı da bulunduğu konumu korumak isterken, gelişen teknoloji ve teknik malzemeden uzak kalıyor. Büyümek isterken gümleyenler de oldukça fazla sayıda bu arada. En büyüklerse yabancı salonların isim haklarını satın alıyor mesela. 250 bin sterlin gibi bir bedel ödenerek satın alının isimlerin altında hizmet vermek isterken, her işleme yüzde 40 daha fazla bedel alınıyor ki, isim hakkının parası çıksın. Sonuç tam bir kaos
Peki bunları kim denetliyor? Kuaförler odası diye cevaplamak gerek, ama zor; çünkü tüm çalışanlar zaten arkadaşlarımız ve kimse kimsenin ekmeği ile oynamak istemiyor. Ben de denetçi olarak dernekte görevliyim.
Çözüm mü soruyorsunuz? Avrupa’da, yani AB üyesi ülkelerde, kullanılan malzemelerin saçı yakma olasılığı yok; çünkü saçı açma özelliği belli bir seviyenin üzerinde olan ürünlerin üllkeye girişi yasak. Saçları yanan bir kadın, kuaförün hayatını kaydırabilecek haklara
sahip. Ancak bizim ülkemizde daha yedi yabancı futbolcu sorununa care bulunamamışken, biz nasıl olur da kuaförlerdeki ürünlerin kalitesini tartışabiliriz?
İyisi mi sız kendı başınızın çaresine bakın; ama her şeye rağmen saçlarınız zarar görürse, bana gelin. Ben bakımını ücretsiz üstleneceğim.
Peki ben ne yapıyorum?
İşte bunlar ve bunlara ek birkaç markanın ürünlerinin en iyi ürünler olması beni rahatlatıyor. Bazen aylarca rafta duran bir ürün, öyle harika işler yapıyor ki bir ömürlük müşteri sahibi olmamı sağlıyor. Veee tabii ben İlker Yavruturk, tüm saç tasarımları ile bizzat ilgileniyorum. Saçların sağlık ve kullanımında bizzat sorumlu oluyorum. İşte bu sebeplerle çok şükür bizim salonumuzda saç yanmıyor. Dilimi ısrıp tahtaya vuruyorum.
Kendinize ve saçlarınıza iyi bakın. Bu bahar gaza gelip saçları değiştirmek isterseniz, çok dikkatli olun, kendinizi koruyun.
İlker Yavrutürk
yavruturki@mynet.com