Fakir Fukara Garip Gureba

Onlar dünyanın her yerinde, Türkiye'mizin de her yerleşim biriminde. Onlar, görülmeyi ve desteklenmeyi bekliyorlar.

Hayat dediğimiz süreç bir yolculuksa her insan da bir yolcudur. Duruma göre düz yollarda, ovalarda, dağlarda, ormanlarda sürer insanların yolculukları. Yazda, kışta, baharda, güzde sürer, gecede, gündüzde sürer. Kimisi baharı, yazı uzun süren yerlerde yaşar. Kimisinin ortamı da Sibirya gibidir kışı, soğuğu, boranı bol bir ömür sürer.

Reklam
Reklam

İnsanın bir kısmı yaşamasını sağlayan temel ihtiyaçlar olmak üzere çok sayıda ihtiyacı vardır. Bu yolculuk sürecinde hangi coğrafyada olursa olsun onları karşılamak durumundadır. En önemli ihtiyaçları bilindiği gibi hava ve sudur. Onlar da bütün varlıkları var edenin cömertliğiyle yer kürenin her tarafında şükür ki boldur. Şükür ki hava ve su kaynaklarının henüz tamamı bu işi paraya çevirerek zenginleşme hesabı yapan insanların eline düşmemiştir.

Yiyecek ve barınma hava ve sudan sonraki insanın en temel gereksinimleridir.

Yangınlar, seller, depremler kendine göre tedbiri olan insanları bazen ciddi boşluklara düşürürler. Afetler nedeniyle kimi insanlar akıl ve beden sağlıklarını, mal varlıklarını, zamanla oluşturmuş oldukları yaşam çevrelerini ve koşullarını bir anda yitirirler.

O süreçlerde canını, sağlığını kurtarabilen insan su, hava ve yiyecekten sonra en temel gereksinimi olan barınma sorununu çözme derdine düşer. Kışları karlı ve soğuk, ya da yazları alabildiğine sıcak bir yerde yaşıyorsa bu sorunu bir an önce çözmek için çaba gösterir.

Reklam
Reklam

Sorunları olan herkesin doğal olarak kendince bir gücü, bir enerjisi ve kendine göre bağlantıları vardır. Gücü, enerjisi yüksek, bağlantıları bol ve güçlü olanlar her durumda olduğu gibi felaket hallerinde de işin sıkıntılarını en kolay atlatanlar olur.

Gücü, enerjisi, bağlantıları yetersiz olanlar diğerlerinin ulaştığı pek çok yere ulaşamazlar, diğerlerinin konuştuğu pek çok dili konuşamazlar, diğerlerinin açabildiği pek çok kapıyı açamazlar.

Bana göre Sayın Başbakanımızın “garip, gureba” dediği kimseler tam da onlardır.

Aslına bakarsanız yaşadıkları büyük, küçük yerleşim yerlerinde yangın, deprem, sel olmasa da onlar bakılıp görülmeye, korunup gözetilmeye ihtiyaç duyan kimselerdir. Onlar hep vardırlar ve Türkiye gibi ülkelerdeki kamu otoriteleri bu sorunun farkındadırlar ve onlara ulaşmak, destek olmak için Sosyal Yardımlaşma Fonu gibi pek çok araç zaten kullanılmaktadır.

Reklam
Reklam

Sosyal yardımlaşma işlerinin kimi yetkililerin tespit ve onayı ile sorumlu kimselerin gözetiminde gerçekleştiği bilinen bir şeydir. Afetlerden zarar görenlere ulaşma, sorunlarını belirleyip çözme işi de bu anlamda sorumlu aracı kuruluşların, kimi yetkililerin çalışmalarıyla şehir yöneticilerinin gözetimi altında gerçekleşmekte ve onların onaylarıyla tamamlanmaktadır.

Eğer günümüzde artık gerçek sorumluluk ve tam yetki sahibi olanların tebdil-i kıyafet edip halkın dertlerini bizzat ve yerinde görmek gibi bir yöntemleri yoksa; kendileri adına halkla kendi aralarında ve bu anlamda, “fakir fukara, garip gureba” ile devlet arasında bağı kurmakla görevli yetkili ve sorumlu kişi ve kuruluşlar vardır ve devrededirler. O kişi ve kuruluşlar ne kadar titiz ve temiz çalışıyor olurlarsa olsunlar iş yoğunluğundan ya da başka çeşitli nedenlerden ötürü izlenmeye, denetlenmeye, yanlışlarının giderilmesine, eksiklerinin tamamlanmasına ihtiyaç duyarlar. İş ve işlemlerin sağlıklı olması açısından bu gözetim ve denetimler özel önem taşır.

Reklam
Reklam

Mahallesindeki hangi yoksullara kömür dağıtılacağına karar veren mahalle yöneticilerinin de, afet sonrası evi kullanılamayacak hale gelmiş, kayıt altına alınmamış, itirazları yanıtsız kalmış, mahkeme yolunu bilmeyen, yetkililere ulaşamayan, derdini anlatamayan insanlarla ilgilenmek durumunda olan diğer sorumluların da, harekete geçmelerini, işlerini en iyi şekilde yapmalarını sağlamak; onların tespit ve yardımları sürecinde unutulan, kıyıda köşede kalan var mı diye denetim yaptırmak da gerçek ve ağır sorumluluğu omuzlarında taşıyan kimselere düşer.

Hele ki kimi yerlerde bu yetki sahipleri ciddi ciddi Hazreti Ömer'in adaletini kendilerine ilke edindiğini söyleyen insanlar olabilir. O durumda izleme, denetim ve eksikleri giderme daha büyük önem kazanır. Onların her şekilde kendilerine ulaşan yakınmaları değerlendirmeleri; basında gündem bulan şikayetleri büyük bir ciddiyetle inceletmeleri, mağdur kimseler varsa onlara haklarını teslim etmeleri umulur. O anlamda emirleri altındaki birimlere talimat verip izleme, denetim ve gerekiyorsa müdahale ve düzeltme işlerini eksiksiz yapmalarını sağlamak konusunda titizlik göstermeleri mağdur insanların başlıca beklentisi haline gelir.

Reklam
Reklam

Çokça anlatılan o taş kaynatan anne olayını düşündüğümüzde görürüz ki, Hazreti Ömer kıyafet değiştirip gezerek görülmeyen, dile getirilemeyen yanlışları da bulur düzeltirdi. O günümüzde yaşasaydı sorumlu olduğu alanda diğer pek çok şeyle birlikte basında dile getirilmiş olan eksik ve yanlışların da, cevapsız bırakılmış olan bilgi talepleri ile dilekçelerin de titizlikle izlenmelerini ve yanıtlanmalarını sağlardı.

*

Yazılarımda gündelik olaylardan ve sıradan kişilerden söz ediyorum. Bu yolla o olayların ve kişilerin temsil ettiği dikkatten kaçmış genel yanlışlara ve eksiklere dikkat çekmek istiyorum. Sözünü ettiğim kişilerin ve olayların toplum içinde ve gündelik yaşamda başka örneklerinin, karşılıklarının olduğunu da düşünüyorum. O sıkıntıdaki insanların gün ışığına çıkarılmasına; kendi sınırlı olanaklarıyla çözmeye güç yetiremedikleri sorunlarının belirgin kılınıp giderilmesine katkı sağlamayı amaçlıyorum.

Reklam
Reklam

“Eski Cezaevi Sokak'taki Ümran Hanım'ın evi depremde oturulamayacak hale gelmiş; mutlaka görülmeli, kendisine TOKİ hakkı verilmeli” derken aslında şehirde onun gibi, evi kullanılamaz olmuş, atlanmış, ihmal edilmiş ve derdini anlatamamış mahkeme yolu bilmeyen başka kişilerin de sesi olmaya çalışıyorum.

Daha geniş çerçeveden bakarsak, her türlü ve şehrin her köşesinde mağdur olmuş insanların, mazlumların bulunduğunu ifade etmek, onların yakınmalarının sosyal ve fiziksel engellere takılıp ulaşması gereken yerlere ulaşmadığını dile getirmek; yoksullarla ve haksızlığa uğramışlarla ilgili sorumluluklarının gereğini sonuna kadar yerine getirmeye hazır iyi niyetli yöneticilerimizin dikkatlerini bu kıyıda köşede kalmış insanlara çekecek ipuçlarını görünür kılmayı amaçlıyorum.

O en üst düzeydeki yöneticilerin iyi niyetli, yapıcı, mazlum ve mağrurlara her türlü desteği vermeye hazır olduklarından eminim.

Reklam
Reklam

Ülkenin daha aydınlık ufuklara doğru hareket halinde olduğuna inanan birinin coşkusuyla, bu sürece küçücük de olsa “fakir fukaradan yana” bir katkı sunmak istiyorum ve bu çabamın görüleceğini umuyorum.

*

Dün akşam izlediğim bir televizyon programında katılımcılardan biri Necip Fazıl Kısakürek'in eserlerinde “adalet arayışının” önemli yer tuttuğuna dikkat çekti. Büyük yazar ve düşünür pek çok kitabında gerçek adaletin önemini vurgulamış, gerekliliğini dile getirmişti.

Programda sözü edilmedi ama yazarımızın Reis Bey adlı eseri geldi aklıma. Filmi de çekilmiş olan eser bana göre adalet fikri anlamında gerçek bir zirveydi.

O her dönemde görülebilen türden bir haksızlığı bir dörtlükle şöyle dile getirmişti.

“Allah'ın on pulunu, bekleyedursun on kul,

Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.

Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa,

Reklam
Reklam

Yaşasın kefenimin kefili karaborsa.

Büyük yazar ve şairimizi de bu vesileyle rahmetle anıyorum.

13.01.13

10:39:36

Anadolu Ajansı ve İHA tarafından yayınlanan yurt haberleri Mynet.com editörlerinin hiçbir müdahalesi olmadan, sözkonusu ajansların yayınladığı şekliyle mynet sayfalarında yer almaktadır. Yazım hatası, hatalı bilgi ve örtülü reklam yer alan haberlerin hukuki muhatabı, haberi servis eden ajanslardır. Haberle ilgili şikayetleriniz için bize ulaşabilirsiniz

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
Haberin Devamı İçin Tıklayın