Peki bu yeni nesil fenomenler gerçekten insanların yerini alabilir mi? Beraber bakalım! 👇
Birkaç yıl öncesine kadar bilgisayar tarafından oluşturulan bir karakterin sosyal medyada fenomen olacağı doğrusu kimsenin aklına gelmezdi. Bugün ise tamamen yapay zeka teknolojileriyle oluşturulan hesaplar milyonlarca takipçiye sahip. Gerçek insanlar gibi fotoğraf paylaşıyor, tatillere gidiyor, ürün tanıtıyor ve takipçileriyle etkileşim kuruyorlar. Üstelik birçok kullanıcı ilk bakışta onların gerçek olmadığını bile fark etmiyor.
Gerçek kişilerin zaman zaman yapabileceği talihsiz açıklamalar veya sosyal medya krizleri markaları zor durumda bırakıyor. Dijital fenomenlerde ise böyle bir linç kültürüne yakalanma tehlikesi bulunmuyor. Pazarlama ekipleri sanal karakterin söyleyeceği her kelimeyi ve giyeceği her kıyafeti önceden milimetrik olarak planlar. Karakterin geçmişinde saklanan karanlık sırlar veya aniden ortaya çıkacak uygunsuz fotoğraflar da yoktur. Bu kusursuz kontrol imkânı büyük şirketlerin risk almadan reklam kampanyası yürütmesini kolaylaştırıyor.
Gerçek bir influencer ile çekim yapmak için lüks oteller, uçak biletleri büyük prodüksiyon ekipleri gerekiyor. Tasarım bütçesi ayrıldıktan sonra farklı konseptleri hayata geçirmek geleneksel yöntemlere göre çok daha ucuza geliyor. Markalar da bu bütçe avantajını kullanarak dijital içerik bütçelerini daha verimli yönetme şansı buluyor.
Sanal influencerlar arkalarında büyük veri tabanları barındıran dijital projeler. Takipçilerin hangi renkleri sevdiği, ne tür müziklerden hoşlandığı veya hangi saatlerde aktif olduğu sürekli analiz ediliyor. Yapay zeka bu verileri kullanarak karakterin tarzını ve duruşunu hedef kitlenin zevkine göre güncelliyor. Bundan sebeple izleyicinin tam da görmek istediği estetik anlayış anında ekrana yansıtılmış oluyor.
Yeni kuşak zaten sanal evrenlerin ve dijital oyunların içine doğdukları için bu duruma çok çabuk adapte oldu. Ekrandaki kişinin gerçek bir insan olmaması onlar için ilgi çekici bir unsur. Sanal karakterlerin paylaştığı kişisel hikayeler veya dertler milyonlarca genç tarafından heyecanla takip ediliyor. Hatta bu dijital figürlerin konsere gitmesi veya arkadaşlarıyla buluşması bile gerçekçi bir merak uyandırıyor.
Bir insan influencer aynı anda sadece bildiği dillerde içerik üretebilirken sanal bir karakter her dili anında konuşabilir. Sabah Japonca bir video yayınlayıp, akşam Fransızca bir canlı yayın simülasyonu yapabiliyor. Farklı ülkelere seyahat etmek zorunda kalmadan tek bir merkezden tüm dünya pazarına hitap etmek mümkün oluyor. Yerel kültürlere uygun içerik düzenlemeleri de saniyeler içerisinde yazılım güncellemeleriyle tamamlanıyor.
Sanal içerik üreticilerinin yükselişi gerçek insanları pazardan tamamen silmek zorunda değil aslında. Birçok popüler influencer bu dijital karakterlerle yan yana gelerek ortak projeler üretmeye başladı bile. Gerçek dünya ile dijital kurgunun birleştiği bu tarz karma içerikler izleyicilerin yoğun ilgisini çekiyor. Ayrıca içerik üreticileri kendi yapay zeka ikizlerini oluşturarak üretkenliklerini katlama şansı elde ediyor.